Resim net, konuşturulan ise ters! – Özkan Yıkıcı

0
3

Çarşanbanın selinden Cumartesi nefes alışına gelen günlerin sıkışmışlığına kaldım. Bu kısa dolaşım içinde birbirini kovalayan önemli hem de ters algılatılan olaylar yaşandı. Çarşanba ikindisinden başlanıp Cumartesi ikindisine gelen ve yazıyla nefes alma zamanı, dar ama, epey konuşulacak konu geride braktı. Sanki, Perşenbenin Sevgililer gününün aşk ateşinin kıvılcımının da yangına dönüş etkileri de etkilemiş gibiydi! Türkiye Kıbrıs Aşkı veya tabulaşan tılsımın bozulmama direncinden sızıtıların devam etmesi kuramı yazılma yarışındaymış şeklindeydi. Kıbrıs Türkiye anlayışının siyasalaşan gerçeği, K. Kıbrısta yaşanarak yaşam ile resmi konuşulan çelişkileri, havada uçuşup buharlaşıyorlardı. Olayların kendileri dahi kendi içinde sorularla doludur. Birkez daha yaşadım: haklı olup doğruları söylememize karşın, hep kaybedip yanlışlarla örülen siyasal yapının da kendisini yeniden buldum. Doğru ve gerçekci olma ile kaybetmenin ikileminde, çizilen net resim haykırıp renklerle çarparken, banbaşka konuşturmalarla birielrin nasıl işbirlikleşen örnek olmanın yeniden kanıtlarıyla haşırneşir oldum….

Çarşanba günü yeniden yağışlar yoğunlaştı. Telefonlardan ısrarla tehlikeli yol ikazları geliyordu. Yeniden, senelerdir övülen ülkemizin yol gerçeği yağmurla tekrardan yaşanıyordu! Yaşanıyordu da hala birileri senelerdir ne mükemel yollar yapıldığı ezberini hala okuyordu. Yeni yol rezaletleri, parçalanmalardan çukurlara varan sonuçlar, hala resmi ezberi bozamadı. Seller etkisi veya hat ta insan ölümleri, kendimizle yüzleşip yanlışları sorgulama noktasına taşıyamadı. Mesaj vuruyor ve tehlikeli olan yol bilgisi uyarı olarak yapılıyordu! Daha dün kurdelelerle kesilip en keskin hamasetle herkese meydan okutulan, işbirliğin mükemel örneklemi olarak taktimleştirilen yollar, şimdi yağışla birlikte yanlışları haykırırken, bundan siyasaldan ekonomiye varan nemalanların sesi duyulmaz oluyordu…

Dedik ya: resim net, olmayan doğruların konuşulmasıdır. Zaten, gerçek yaşam ile konuşulup aslı sorgulanınca,ayni sıkıntının tekrardan yaşatılmama ilk adımı da atılma şansı doğmuş olacaktır. Neyse, bu yaşanmışlık belli ki iş yapılırken övülmeler, şükranlı harçlarla anlatılırken, en ufak doğa olayındaki yanlışların fışkırması da yeniden yaşanmasına engel olunamıyacak kadar kesinlikler le yaşamaya devam edeceğiz.***

B Belirtiğim gibi; belli ki “Sevgililer gününün” aşk kıvılcımı güncel yaşama da düştü! Öylesi bol hem de çelişkilerle örülü olay yaşandı ki birçok ülkede bunlar ayları doldurmaya yetip artıyor. Çünkü, söylenen bir doğru kabulenirse, bunun sadece gerçekliği söylenip orada enazından kalır. Halbuki unutuyoruz ki burası K. Kıbrıs! Türkiye ile olan ilişkilerden, kendi iç yaşanmışlarına dek çoğu başka telden çalınarak yapılandırma ve kültrleştirme oluşturuldu. Ara bölgede iki kesimli bir panel yapıldı. Oraya katılan örgüt temsilcilerinden birisi “Selma Eylem” onca atışların arasında, K. Kıbrısda yaşananların aslında buranın Türkiyenin arka bahçesi haline gelişinden söz sarfeti. Sokakta önemli kesime resmi olmadan sorarsanız direk ayni yanıtları almanız mümkündür. Yapılanıştaki Polis gerçeğinden tutun Merkez bankası kurumuna varan yapı böyledir. Üstelik yaşananlarla izlenen yöntemler sonrası tekrar tekrar “Türkiyede ne varsa, burada da olacak” sözleri söylenmekle kalınmayıp uygulandı. Orta Öğretim Sendika başkanı bunu özetle “Türkiyenin arka bahçesine geldi” demesi de gidrek kabulenen acı gerçek haline geldi. Halbuki, Tufan beyin oradaki görevi böyle değildi! Tek cümleyle “bunları kabul etmediğini” söyledi. Söylese de resmi gazete haberlerinde dahi bunun böyle olduğu hergün tekrarlanan süreç halinde yaşanıyordu. Ama, bazen unutuyoruz: Tufan beyin koltuğa gelmesi ve yarınlardaki saray hesaplarının yolu ankaradan geçmektedir. Nedense, CTP bu paradoksları hep yaşamaya aday kuruluş haline geldi.

Ayni anlarda, Paşaköyde CTP temsilcileri bayraklı Türkiye aşklı nutuklar çekerken, ayni şahsiyetler sonradan Leymosunda Rumlarla Fedaral şarkıda bozuk sesle eşlik ediyorlardı. Bunalr hem de ayni zaman dar diliminde yaşanmaktaydı. Ayni şekilde, Türkiyesiz olmaz ve ortak çıkarlarımız diyen CTP yönetim takımı ile güneyde yapılan etkinliklerle anti Emperyalist bağımsız Kıbrıs diyen partinin hangi tutarlığından dem vuralım? Ama, ahalinin bir kısmı hala barışçıl ve çözüm olarak bu eksene oturtmaktadırlar. Söylenince de söyleyenleri kendi yaptıkları ahlaksızlıklarla suçlama travmasını da gerçekleştirmektedirler.

Tufan bey ara bölgede Türkiyenin arkabahçesi olmadığını tekrarlayıp kendini ısbatlarken, soluğunu da Ankarada aldı. Temaslar yaptı. Dedikleri oldukça yalaka sınırından taşmadı. Çıktığı Havuz medya yayınında da Tıpkı AKP sözcüsü gibi konuştu. Herhalde buraya gelip de yandaşlarına yaranma veya saray hesaplı oy oynunda yeniden “Federalizim, barış ve çözüm” diyecektir! Panayırlarda paluzeye veya köftere bakarak “biz de üretiyoruz” ses yükseltmesini de yapacaktır.Ama, ara bölgede Eyleme karşı takındığı net resim her şeyi açıklar: Türkiyenin arkabahçe olayına katılmıyormuş! Onca sayılan gerçeklere yokmuşcasına koltuk aşkına dierniyordu. Zaten, Sevgililer gününde efendisine aşk ikramı da böylelikle yapılmış oluyor…..

İki makamcımız zaten hep “Hukukculuktan” söz edip kendilerinin önemsetilme algısı uyguluyorlar. Doğrusu, ahalide de karşılık buldular. Basitce düşünme yok: Hukukculuk denilir de hukukcuların en korkunç cinayeti veya uyuşturucu tacirleri de savunma adına inanılmaz yalanları hukukça kulandıkalrı akıla getirilmiyor. Şimdilerde özellikle iki makamcımız koltuk aşkına ve yeni hesaplar peşinde “Hukuk” kuramını başa koyup diledikleri yalanları kolayca sıralama koşuluna sığınıyorlar….

Sanmayın ki gelişmeler bukadarla kalıyor! Dedik ya: Çarşanbanın selini Cumartesi nefes alışıyla sıkıştırdım… Nitekim, böylesi siyasal akış yaşanırken, Kutretinden Mustafaya kendi kavgalarını Anastasiyadise veriştirerek sürdürürken, birden, Elektrik patlaması gündeme oturdu. Elektrik budefa çok yönlü çarpıyordu! Bilinen, ama biraz örtülen gerçekle, Elektrik budefa çok yönlü yeniden çarpmaya başladı. Yönetim kurulunun görevden alınacağı haberi, gelecek olan zam bilgisinin önüne geçti.Öyle geçti ki aslında bildik de hafifletilen kurumun özelleştirilmesi ile yandaşlama kulanım hedefleri de arada uyutulma konumuna taşındı.

Senelerdir beklenen ve söylenen yatırımların yapılmaması, elit önemli kesime sağlanan elektrik avantalarının hep önemsetilmemesi gibi kurallar yeniden yeni sorundaki yeri de vurgulanmıyor. Herkes istediği yönü kulanıp kamuoyuna oynuyor. Ama, yukarda belirtiğim gerçek ile Tufan tutumu burada da yaşanıyor. Türkiyden gelen paket gerçeğine karşı çıkılamama ile bundan işbirlikci acentalık pay alma faydacılığı, kurumun geleceği konusundaki gerçeğini de haykırmaktadır.

Belli ki Ankara aşkı ile esen yeller buraya Arkabahçe olarak yeni bazı renk dizayini de yaptırtacak. Elektrik konusu zaten beklenip de söylenmek istenmeyen makyajlardan birisidir. Hele, ısrarla avantacılara dokunmamak ve birielrinin çıkarlarına zarar vermeden bunu gerçekleştirme duruşu da tuz biber ekerek yol devam denilmektedir…

Arada belirtim: Saray hesapları da vardır. Ama, kimse hala net vurgulamak istemiyor! CTP karmaşasıyla bütünleştirme koltuk sevdasını da bağdaştırdık. Nitekim, Meclis başkanlığından tutun, geçici başbakan yaptırtılan Sibel hanım da arada “ben de varım” diyor. Öyle sözler söylüyor ki yeterli bilgisi olmama ile CTP yoluyla geldiği gerçek unutkanlıkları adeta eski acayiplikler diyaloklu mesajlar veriyor. Sanırım ki CTP çevresi ve özellikle kendine sol deyip barışçılık havariliği yapanlar, kimlerin seçkileryle politika yapıldığına biraz eyilsinler! Kurtarıcılarının dedikleri ile kendielrinin başka salonlarda tekrarladıklarının negibi uyumsuzlukları olduğuna ya uyanacaklar veya onlar da ikiyüzlülükle anlaşılıp yarın başlarına başka durumlar da oluşturacaktır!Yönetici ve makamcılarınız neleri savunurken hem de yeri geldiğinde ikiyüzlülükle yerine göre konuşurken, en gerekli yerde resmi sözcü olurken, siz hangi barış ve çözümden söz ediyorsunuz.

Tekrar anımsatalım: söylenen kavramlara dikat edelim. Anlamlarının ne olduğu zaten bilgisi olan bilir. Kavram fetişizmi ile yandaş ezberli konuşma olunca da bilinçli bilinsiz ikiyüzlü haline sokulursunuz. Gerçekten, kaç kişi kulandığı “federal, siyasi eşitlik” kuramlarının açılımını direk biliyor? Başka şekliyle; Rumları istemiyorla suçlarken, onların ne söylediği ile mi sorguluyorlar. Kabul etmediklerinin ne olduğunu gerçekten biliyorlar mı. Daha kesin olan, hep teşvik ve destek denilirken, bizimkilerin masaya koydukalrını savunuyormusunuz veya biliyormusunuz? Bu soruları veya uyarıları artırmak kolaydır. Tufan efendi, Ara bölge duruşuyla, Türkiye seyahati edasıyla, oradaki Havuz medya söylemi ile epey mesafe aldı. Şimdi, kalemi alıp da Elektirik kurumu yönetim kurulundan kaçını görevden alacağı görevi bekliyor. Kolay değil; işbirlikci olup hukukla konuşup da kendi çevresinin bağlılığın nı kulanarak koltukta oturmak öyle normal bir iş değildir.

Peki, tüm bunalr birkaç güne sığarken, binlerce “Sivil örgvgüt, 21 gazete veya bolca sosyal medya” nerede? Sorunun aslı malum. Malum olan başka gerçek ise bunlar kolayca yaşatılıyorsa, bolca kulanılan Halk kuramından Toplum kavramına, bolca demokratik örgüt den Ünüversite bilim yapıları nerede? Bereket bu kısıtlı akışta BBC sitesinde bir gazeteci buradaki ünüversitelerle alakalı bir araştırma yazdı. Zaman zaman burada da benim de dahil olduğum bazı kişiler de yazdı. Fakat, yapısal gerçekliğimiz, böylesi doğruları kaldırmaya hazır değildir. Çünkü, oluşan rant ve güçlü koltuk sevdası hep engel olmaktadır. Bazı ünüversite hocaları ise bu gerçeğin giderilme önerisi yerine, bunların yazılıp konuşulmaması için tutum alınmasını savundu. Öyle ya, Kıbrıs yakın tarihi gerçekleri hep susarak veya konuşturtmayarak, yanlışlarla ve rant aşklarıyla bügüne gelmedik mi?

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.