Konuşturulmayanlarla Türkiye Belçika görünümleri – Özkan Yıkıcı

0
9

Normal koşullar olsa, yaşanıp konuşulma dengesi habercilikle yorumlamada doğru kurulsa, yukardaki başlık da oluşmazdı. Aslında doğrusu, yaşanıp da konuşturulmayan görünümler şeklinde ele alınması gereken bir yazıdır. Onca yaşanışla, etkilenmelere rağmen, ya konuşturulmama veya tam aksi yanlışı doğru diye kabulendirme ortamı oluşunca, böylesi çelişkilerle örülü bir makale de yazılması gayet doğal hale gelir. Kıbrısın ve özellikle K. Kıbrısın Türkiye gerçeği ve AB yönelişle Belçika denklem yapılanması, bizi bilmesek de önemli gelişmlerin direk yansıtıcılığı ve ders alıcılığı da kesindir. Fakat, K. Kıbrıs öylesine sömürgesel kültürleşme boyutuna geldi ki bu yanlışları kabulenip siyasal yapılanmalar da oluştu. Herkesin kolayca haber yapıp bilgilendirme gerçekleştirdiği gelişmeleri, K. Kıbrısta sanki yokmuşcasına veya tersine yayma politik tutumlar artık kültürleşip yaşanır değer haline getirdi. Bu yazı, böylesi yanlışların gölgesinden çıkıp, artık dünyanın dahi konuşup tartıştığı gelişmelerden bir demetle seçkimi de gerçekleştirmek istiyorum.

****

Yaşamın yaşanmış hali vardır. Siz, konuşmasanız dahi hiç fark etmez. Yaşanan kendini hayatla bütünleştirir.Siz, ekonomik kriz yaşanırken “kriz yoktur” deseniz de yaşamda bu hep güncelikle gerçekleşmeye devam eder.Türkiyenin buradaki gerçekliğini konuşmasanız da yapılanış bunu yansıtır.Bilgiyi ve ondan oluşan bilinseliği ret edip, inançlarla cihaleti ve çıkarı birleştirip düşünce yapsanız da yaşananlar yine yaşanıp sizi kuşatır.Tarikatlarla, mezhepcilikle adım atıp gericilkle kardeşleşirseniz, siz onu görmezden gelip ekranlardan “biz laikiz ve tutmaz” derseniz, yaşam gerçeği yansıtır.Uygulanan politikalarla girilen girdaplarda yeniden tanzim satışları ve ital yaparken, bizim tarımımız oldukça iyidir demeniz bir şey fark etmez. Sadece, bilim yerine dinsel inanca dayanarak ve konuşturtmayarak bunların söylenmemesini sağlamaktan öteye gidemezsiniz. Herkesi suçlayarak ve korkutarak istediğinizin söylenmesi, eşitdir, bunların yaşanmamasını da sağlamaz. Özellikle son dönemde iyice artan Türkiye gerçekleri ve bunarlı kabulendirmeme ikilemi bizi en basitiyle ne Türkiyede olanları bilme nede burada yaşatılanları doğru kulanma tutumlarımızı adeta hiçeleştirdi. TYüksek sesle bağırmak ve tehtit etmekle bunların sonlanacağını da kavramak kadar yanlışa düşmek de kolaylaşır…

Gerçekten,son günlerde yaşananlar, bizi böylesine bir yazı yazmak zorunda brakanları da artık nereye havale etmek gerektiğini de okuyucyya baktım. Çavuşoğlundan başlayıp, Süleyman bey le yapılan anlaşmalarla K. Kıbrısa nelerin uygulanacağı bilgisi hala bilinmiyor. Ama ne biliniyor: “Türkiyede ekonominin iyi olduğu ve buraya da iyi şeyler yaptığı” inancının sürdürüldüğü gerçeğidir.Türkiyede soğan dahi ital edilirken, satış tanzim yerleri ile çıkmazlar yaratılırken, K. Kıbrıstaki siyasetci ve birokrattların adeta Türkiyeden gelecek yapılanış kararları beklemesinin de kıyası nasıl olur artık bilemiyorum!Türkiyedeki tüm yaşatılanlar buraya da sancısız gelip uygulanırken, hala birileri susma, birielri överek koltuk koruma, bazıları da “tutmazla” oyalanıyorsa, elbet kavrayış önemlidir. Oluşanın da adı başka bir gerçeklik.

Dünya Türkiyedeki ekonomik krizleri tartışıyor. Suriye politikasındaki karmaşıkları sıralıyor. Oysa, brakın Türkiyeyi, buradaki adına “uzman akademisyenler” denilen bilimciler dahi sanki bunlar yokmuşcasına Türkiye örneği ile bizdeki olumnsuzlukların giderileceği ponpalanması yapılmaktadır.Nedense, hala örneğin Türkiyede epey zamandır Tarımdaki yıkımla italata geçildiği dahi söylenmiyor.Övdürülen “imar affı” olayı sonrası Kartaldaki apartman faciaysı örneklemi ile bilimsel birleşme yapılmıyor. Hep beklentili Türkiye ile burada ne yapılırsa iyidir anlayışla bu sistemden nemalanlar konuşup gerçekleri konuşturtmuyorlar. Öyle ki birisinin “Türkiyenin arka bahçesi olduk” sözlerine bile emek eksenli barışçı Tufan oldukça öfkeleniyor. Çavuşoğlu ve Soylunun önünde elpençe durup hizaya gelenler, bundan sonra birbirlerine girerken dahi olayın nedenini değil Rumlara daha fazla söverek haklı çıkıp koltukta kalma mücadelesine giriştiler.

Kuzeydeki bu Türkiye yeniden üretilen modelin elbet Türkiye karşılığı da vardır: Hesapta, AKP en karşıtlı kendine Kemalist etiketini koyanlar da, örneğin Kıbrıs konusuna gelince, Akıncının tavizlerle Denktaşın gerisine düşme sözleri dudaklarından öfkeyle dökülüyor. Barışlar, Sonerler, Merdanlar ve neyazık zamanında çok tartıştığım Emre hoca da bu kervanda iş Kıbrısa gelince, Osmanlı fetihcilik ruhilerleri canlanmaktadır!

Hala, böylesi karmaşada, Türkiye birçok dünya medyasında ekonomik krizlerle gidrek her alandaki kriz dalgalarını tartışırken, Suriye gibi politikalardaki yorumlamalar sürerken, K. KIbrısta bunalr ya konuşulmaz veya tam aksi gayet iyi oluşları bilgilenmeleri yapılmaktadır. Havuz medyalı haberlerle de gerçekleri söyleyen birkaç kişiye ya kızılıyor veya onların “bilmediklerini” söyleyerek hala “mükemel gelişen, dünyada yer bulan” Türkiye konuşmaları yapılmaktadır.Gericeleşmenin dahi konuşulmasına karşı çıkıyorlar. Ama sıkılmadan da “bunlar zaten burada tutmaz” savunma refleksi de yapılıyor. Geriye, bazı kesimelrin yaptığı gibi yarımyamalak eski geleneksel kültür olgularla romantik Kıbrıslılık oynayarak sistemin kötülüklerinden korunduklarına zanediliyor.

****

Kıbrıslıların bir kısmı da son AB rüzgarına kapılıp iyice Brükselle de gitmektedir. AB çıkarlı bazı kesimlerimiz de oluştu. Böylelikle, Belçika adını da Sanal medya resimlerle veya gezi seyahatnameli alınan avantalarla da duymaktayız. Fakat şunu duymak güç: Belçikada son günelrdeki genel grev nedeniyle özellikle ulaşımda oldukça zorluklar yaşanıyor. Deniz ve hava yollarında ertelemeler yapılmaktadır. Esnafta da kepenk inerken, kara ulaşımında da zorluklar oluştu…

Etkileri saymak daha da mümkün. Brüksel, AB ve NATO merkezli kent. Belçika, ençok övülen ülkelerden biri. Elbet, ezberleri yan yana koyarsak ve üstüne yaşanan sorunları da katarsak, mutlaka ezberci teklilik ile çıkarlar erozyona uğrayacaktır. Bir AB yetkilisi hele Kıbrısla alakalı şöylesine laf dese, gazetelerimizde ve ekranlarda haber olurken, Belçika etkili grevleri elbet konuşulursa, ülkemizdeki sendikacılık ve yaşam koşulları da istenmese de katılarak yorumlanacaktır. Bundandır ki böylesi haberler pek konuşturulmaz…

Belçika sendikal grevler aslında günümüz genel kapitalizmin aynasıdır. Kapitalizmin eşitsiz bölüşümü ve kriz döneminde dahi zenginlikler sermaye tarafında bölüşülürken, alt kesimdekilere bir şey vermeme tutumunun tepkisel eylemidir, Belçikada olan. Sendikalar,Belçikada kazancın artığı, ekonominin iyi olmasına rağmen, çalışanlara bir şey verilmediği, sosyal haklarda kesinti amaçlı adı “reforum” denilen adımlarla uygulamada oluşuna karşılık olarak greve çıkıldı.

Klasik ayrım hemen gerçekleşti: Belçika sağı, ulusal partiler, sermaye örgütleri ve bazı sosyaldemokrat kesimler bu grevlerin anlamsız olduğunu vurguladılar. Ayni karşı eksende ise sendikalar ve Sosyalist partiler de eşitsiz paylaşımın derinleşmesi ve sosyal haklara açılan bayrak nedeniyle grevlerin bir karşı duruş olduğunu söylediler. Belçikalı Sarı Yelekliler de eylemlere katıldı. Başka bir nokta: Sendikaların hem Sosyalist, hem Hristiyan ve hem de liberal olanları üçü de birlikte eyleme çıktılar.

Bu olay, gelişmiş Kapitalist ülke Belçikada yaşandı. Son dönemde bazı ülkelerde yaşatılanlarla, krizlerde fırsatı kulanıp kazançlar zenginlere ve bedel emekçilere ödetilmesi sonucu, örgütlü kesimler de sokağa çıkmaya başladı. Tabi buna bir de şunu eklemeliyiz: krizler ve eşitsizliğin artışı ile yükselen faşizim tehlikesinin de sendikaların ayakta kalma adına bu karşı seçeneklerini de kulanmak zorunda brakıyor. Bu resmi bundandır ki değişik renklerle birlikte okumak şart. Belçikada da krizden etkilenip, çalışanlardan bedel faturası çıkarılırken, iki olgu da yükseliyordu! Sermaye, fırsatı kulanıp zanginliğe el koyup eşitsizliği derinleştirirken, krizin yoksul üzerindeki etkiyi etnik ve ırkçı temelde kulanan faşist partielr de oy kazanmaktadırlar. Hat ta, özellikle sosyaldemokrat partielrde tuhaf karışımlar da görülmeğe başladı. Bunlar, Belçika gibi ülkede de etkilerini gösterip sarsıntılarla herkesi ayrışmaya doğru itmektedir….

Kısaca; Bizde konuşturulmasa da tam aksi söyletilse de Türkiyedeki özellikle yerel seçim gibi bir sürece de girilirken, ekonomideki kriz yaşantıları oldukça yoğunlaştı. Salt sermaye hareketli veya Bütçe eksenli değil, eflasyonlarla işsizliklerle de derinleşme sürüyor. Tarımdan sanayiye dek uygulanan politikaların iflası, her şeyi piyasa sihirli el çözer anlayışının infilak etmesine dek gelindi. Bir uyarı da buradaki Sağlıklı salayan kesimlere: Sağlıkta da Türkiyeden model alınacakmış: Şehir hastane modeli sözkonusu. Tabi ki benim de prokramımda bakan ve yetkili olan kesimler, ozaman makamcı olmadıkları için, bunun yanlış olduğunu söylediler. Oysa, şimdi makamdan salayarak önemli sağlık projesi diye koltuk satışlı açıklamalar yapmaktadır. Son Türkiye sağlık iflasını mutlaka incelesinler. Kimbilir: belki de imzalayıp öteki konular gibi haberimiz dahi yoktur.

Belçika ise işareti önemli. Hani, hep AB örneği diyenler, emek ve yoksul ekseninin de yaptıklarını birlikte söyleseler daha iyi olur.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.