Kıbrıs Türkiyeden izler – Özkan Yıkıcı

0
23

Sadece siyasi iklimler bozulmadı. Siyaset öylesine yıkımlar yaratmaya devam ediyor ki, içerik olarak iklimleri dahi yerlebir hale getirdi. Artık, siyasi iklim kelimesi dahi, doğal iklimlerin de bozukluğu birlikteliği oluşturdu. İnanmayan, sadece geçen haftalarda başlayan Girne dalgasının şimdi Karpazı vuran devamıyla adeta yıkılan doğa ile bozulan iklimlerin nereye dek geldiğinin son örnekleri olarak yaşama kazıldı. Tabi ki siz dünya görüşü olarak bilime dayalı analiz yaparsanız bu sonuca gelirsiniz! Aksine, gerçeklerden kaçarak, imanlı gerici dinsel tabulara sarılırsanız veya rant aşkınıza ihanet etmezseniz, budenli net yaşanan bozulmanın da farkına elbet varamazsınız. Neyse, konuyu fazla bilimsel analizlerle doldurmayalım….

Konuyu yaşayarak karşılaştıklarımla birlikte ele almaya çalışacam: Yılın ilk günü, “1 Ocak Salı gecesi” Karpazdan Lefkoşaya gelmek için yola çıktık. Yola çıkarken ki hava birden hafif yağışla yeniden yağmura doğru dönüştü. Önceden yağan yağmurla özellikle bazı yolların tehlikeli olduğu bilgisi de aklımızda vardı. Derken, arkadaşla konuşmaya dalıp haberlerde tehlikeli ve kapalı denilen Çayırova köyü yolunu geçerek Kalecik yönüne yöneldik. Sonra, arkadaş uyanıp girdiğimiz yolun kapalı olması gerektiğini hatırladı. Geri döndü! Tam da denilen yere gelince, bir yerde oturanlara sorar “Burası kapalı galiba! Hangi yoldan gidecem” diye sorar. Oturdukları sobet mekanından canlanıp kalkan birisi “Kapalıdır! Şu yoldan gidin” der… Biz de aynen denileni yaptık. Aklıma bazı eski katliyamlar sonrası uyarı denilen haberler de geldi. Ama, resmen Salı gecesi yılın ilk günü böylesine gerçeği biz yaşadık.

Sonrası mı: Gecenin seherinde yavaş yağmurla, bazısı yeni yapılan yollardan, sıçrayarak lefkoşaya doğru gidişimiz oldu. Hep şu gerçekle yeniden yüzleştik: Nasıl olur da yepyeni yollar ya kırılıyor, ya çöküyor veya darmadağın hale geliyordu! Akla tek sonuç alevleniyor: yanlışlar ve yalan yapmaların resmini yol alarak ve oluşan yağışın güzel akışındaki çirkinliklerin karşımıza gelmesiyle yaşıyorduk….

Ertesi gün sabahleyin gazete mahşetlerinden normal haberleri dinliyordum. Karpazdaki çöken yol ve alınan tetbirleri dinliyordum. Daha Girne felaketi veya Dikmen faciyası akıldan silinmedi. Yalnız: karpaz yöresinin önemli bir farkı vardı. Girnede ölenler oldu, orada zengin denilen kesimlerin de mülkleri yerlebir hale geldi. Bundandır ki Karpaz yol eksenindeki rezaletler ve uzun yılların yalan hikaye sonlanmaları fazla öne çıkarılmadı. Hele de çoğu yolun yapımındaki yalanlar ve kazanılan rantlar da olunca, konu salt yağışa havale edilme veya yanlışı yapanın söylenmeyrek sildirtme çabaları oldukça fazla sırıtıverdi. Yİne de Girneden Laptaya, Dikmenden çayırovaya ve gidrek Yeşil Köye varan uzun alan falaketi,adeta 44 Yıllık K. Kıbrıs ezberi ile yağma ile yalanların oluşturduğu görkemin nedenli yanlışlarla ceplerin dolduğunun somut kanıtı olarak doğa tarafından yaşatıldı. Arada birileri sırf kendini kurtarma adına “yağış fazlası” dediyse de kimisi de imanlı tanrıya havale etse de gerçekler pek de gizlenemez hale geldi. Tabi ki yüce parti rantlı aşkın gözleri kör edilen veya koltuk sevdası aşkının gerçeklerden koparmadığı kesimler için geçerli sonuç oluştu…..

Yine de şu yalan hep karşılık buluyor: “Dünyada görülen normal olaymış gibi” savunulması. Hele de dibimizdeki Güney Kıbrıs gerçeği de varken. Tam da bu felaket resmen sistem rantının bedeli olarak yaşanırken, Tufanın vuruşu ile makamcı Tufan da öteki yıkımın raporlarını deyerlendiriyordu. Yakınılan bir de “gereken yardımların oluşmaması” eklentisi de yapılıyordu. Makamccılara şu öneriyi hemen yapalım: Eğer, ağzınızdan çıkan kelimeleri beyniniz kabul ediyorsa, Bunun yıllarca süren yanlışların sonucu olduğunu gerçekten kabuleniyorsanız! Ozaman, günümüze dek rüşvetin belgesi haline gelen, son olarak geçen yıllarda Sayıştaylık üst kesimine de verdiğiniz ödülendirme başarısı gibi salanan Emekli halde dahi üst elitlere tahsisat aktarmayı alıp doğal afet fonuna eklerseniz, ozaman enazından geçmişten gelen bu yanlışların hem de rüşvet denecek uygulamayla ödülendirme kalemlerinden birini geri alıp yardım olarak kulanma ile rüşvet belge olma utancını da giderme şansınız olacaktır. Gerisi size kaldı……

Gelelim “anavatanlı” Türkiyeye…. Türkiye tam da yeni seneye girip, daha yılın ilk günleri başlarken, çok düşünülmesi gereken önemli göç haberli bilgilerle uçuştu. Aslında, bu haberlerle sorgulanıp bulunacak çok yanlış vardır. Fakat, Türkiye gerçeği bu yanlışların da anlaşılmasına dahi konulan siyasal sis duvarlı baskılarla engelenmektedir. Önce, şu Taksimde yurtaşlar değil de ÖSO bayraklı konuya birkaç söz edelim. Türkiyede özellikle eğlence ve kitlesel eylemlerin merkezi İstanbul alanı Taksim, özellikle muhalif kesimlere çoktan kapatıldı. Hat ta, istanbula sürekli gidenler, Türkiyedeki değişimin, Taksim aynasıyla nasıl fark edildiğini de bilir. Yılbaşı kutlamalarında da Taksim kulanılıyordu. Son yıllarda öteki etkinlikler gibi, buda yasaklandı. Fakat, bu son yılda, Taaksimde normal insanlar kutlama yapamazken, Taksimde ÖSO yapısı bayrak çekip burada etkinlik yaptı!

Hemen, sosyal medyada değişik tartışmalar yapıldı. Özellikle konuda yetersiz olup da ırksal damıtma veya göçmen karşıtı olan çoğunluk, değişik görüşler savunsa da “Suriyeliler düşmanlığı” üzerinden saldırıya geçtiler. Oysa, Taksimde Suriye resmi bayrağı değil, Türkiyenin beslediği cihatcı yapı ÖSO simgeli senboldu. Üstelik Türkiye bu yapıyla şu anda Kuzey Suriyeyi kontrol etmek için de siyasi hesaplar yapmaktadır. Konu ya tüm Süriyeli göçmenlere havale edilip ötekileştirme yapıldı veya Suriye karşıtlı milliyetci horozlanma ile banbaşka amaca kapılındı. Kimse hala Suriye gerçekleri ile yüzleşemedi. Dahası: Türkiye tüm bölgede bu tip politikaları nifus aktararak oynarken, KIbrısın Kuzeyinde oy devşirmeğe dek oluştururken, Suriyede kendilerine has destek gücü oluşturmaya ve bunun Merkezine konulurken, bunlar hep yokmuşcasına bir anti Suriyelik ekseni oluşturdu. Hep tartışılmayan Türkiyenin Suriye hamleleri sonucu gerçekleştiği gerçeği, biryerden fışkırmayı bekliyor…

Başka önemli haber ise oldukça düşündürücü: Türkiyeden yoğun beyin göçüne, son olarak işadamları da eklendi. Amerikan basınında da yer bulup Sabancı aylesinden Maltaya yurtaş olmalar veya Ülkerin kaçışı, yıldız şirketinin Birleşik Arap Emirliklerine yönelme gibi haberler oldukça gelecek belirsizliğinin haberleri oldu. Bunabenzer işadamları göçleri veya kaçışları yanında TUBİTAK ve ASALSENDEn yaklaşık Yüz Mühendisin Holandaya vatandaş olarak da gitmesi, bilimsel araştırma bakımından da dikate alınmalıdır. Daha önceleri akademisyenler gibi birçok beynin kaçtığı bilgileri de hep geldi. Bunun ekonomik veya siyasal işaretleri oldukça önemlidir. Çöküşün önemli katılımlaştırma olgularıdır. Ama, sağolsun sansür ve baskı, bunarlın da konuşulmasına engel olunuyor. Tabi eğer Niyork Tayems de bu mahşet oluyorsa, konunun önemi daha da artmaktadır.

Bunun nedenlerinden veya kırılganlığı şu: Türkiyede egemen sermaye kesiminde de önemli sorunların yaşadığına işaret etmektedir. Dahası, AKP ile oluşturulan Burjuva ihale ve rant kesimi güçlenirken, eski kesimlerde endişeler gidrek artmaktadır. Hele de dilenen sermaye kesiminin kolayca mülk ve paralarına el koyma uygulaması ile Türkiyedeki kriz beklentielri olunca, durup düşünmek şart…

Türkiye ekonomisine girmişken, başarı diye sululan Eflason “Y.20” konusuna da kısaca deyinecem: Birkez, Başarı veya tesbitin gerçekleştiği sözleri biraz havızası olanlar, doğru olmadığını bilir. Tabi söyleme cesareti de kaldıysa… Örnek, her yıl bütce geçerken, belirli hedefler de konulur. Damatın sene başındaki Eflasyon hedefi Y.7 oluyordu. Yani, tam 3 katı çizdiği hedeften yukarda çıktı. Halbuki, bunun tesbitlerin gerçekleşmesi olarak başarılı kılma açıklaması geldi. Diyecek söz kaldı mı?Ama, hemen bunu “başarı” olarak alıp söylemeler çoktan başladı. Ayrıca, bundan önceki rakam “Y.25” cıvarıydı. Hesaplama yapan yönetici görevden alındı, bazı oynamalar yapıldı, ÖTV azaldı ve Petrol fiyatları oldukça fazla geriledi… Bunalrın da katgısı hiç konuşulmadı….

Türkiye Yerel seçim dönemine de girdi. Şimdiden, daha adaylar aşamasında Anayasa falan olmadığı da sırıtıyor. Özellikle YSK uzatılması ve Meclis Başkanı istifa etmeden aday olup olanakları da kulanma hamleleriyle, resmen nasıl koşullardaki girişin daha ilk adımından sorular ayuka çıkıyor.Üstelik, Merkezbankası karının hazineye Nisan değil de hemen şimdi gerçekleştirilmesi de parasal gücün kulanım rüşvetine de işaret edilmektedir. Ama, belli ki Nisana dek Türkiyenin yerel seçimler olayına da izleyerek takip edeceğiz.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.