Kürt sendromu – Özkan Yıkıcı

0
33

Kendimize has kandırmaca algı idolojikleşmemiz oluştu: hep bizim “madurluğumuz üzerinden aklanma marazileri yerleştirdik. “Dünyanın en ezilen ve haksızlığa uğrayan” insanlar olarak anlatırız. Anlatırız da onca yaşadıklarımızdan sonra nedense ayni karşılkta ezilen halkların veya benzer durumdaki insanlara da duhyarsızlığımız o denli kesin bakışla yaşanılmaktadır. Hiç uzağa gitmeğin; Ortadoğu coğrafyasında asırlık ezilen Filistin veya Kürt halkalrıyla alakalı doğrudürüs dayanışma desteği dahi oluşmadı. Sadece, sırf Türkiye dedi diye, Filistine destek lafları lakırtı halinde aradabir hatırlanır. Tabi şu nokta dışta brakılırsa; sol dünya görüşlerinin kıpırdadığı dönemde Filistin sorunu Kıbrısın duvar yazılarına dek yazıldı! Şimdi, Filistini hatırlayan yok. Erdoğanın probaganda algı rüzgarında işbirlikci yandaşlama sonucu söylenir. Kürt olayı ise sadece Türkiyenin de sorunu olması nedeniyle ülkemizde Kürt gerçeği pek de olumlu bakışa sahip değildir. Hat ta, son dönemlerde kitap okuyan veya şarkı nedeniyle Kürtçe olma nedneiyle yargıya dahi taşımalar başlandı. Anlayacağımız, ezber söylediğimiz madur ve ezilen halk hikaye ezberimiz,pratikte hele de Ortadoğuda hiç karşılığı yok. Kimse, Filistin sorununu, gelmekte olan yeni Kürt katliyamlarına laf etmek dahi istemiyor. Hat ta, resmi genel görüşlere uysun diye de terörist denmekten de geri kalınmıyor. Ezilenleri değil resmi duruşların haklılığı ekseninde görüş algısı oluşturuldu. İnanmayan son bölgesel gelişmelerine bağımsız gözle bakıp, Kıbrıstaki yansıyan aynaya baksın…

Fazla lafa gerek yok. Ortadoğuda önemli halklardan birisi de Kürtlerdir. Asırlık Ortadoğu paylaşımlarında ve devlet kuruluşlarında bu iki halk devletsiz brakıldı. Çeşitli baskılara ve soykırımlara varan davranışlara uğradılar. Öyle bizimkiler gibi abartarak söylenenler değil, onların katliyamlarının dahi haber yapılmadığı süreçlerden geçerek günümüze geldik. Şimdi ilginç başka Kürt sayfası açılıyor. Suriyede yaşayan Kürtlere hakların alınması noktasında başta komşularının bakışıyla hem de askeri operasyon veya siyasal seçkili tartışmalar başladı. Zaten, şu noktayı kaçırmayalım: Tartışılan ülke Suriye ve onun bir halk bölümü Kürtler, sadece kendileri değildir. İşkal eden ülkeler, sokulan cihatcılar, gelecek hesaplarda bölgesel ülkelerden gelen sistemsel güçlere varan çok karışımlı dinamiklerle gelecek Suriye belirlenmeye uğraşılıyor. Her hamle sadece Suriyesel değil, sistemsel olgular dahi içeren özelliklerle çalkalanmaktadır. Bundandır ki son olayda olduğu gibi bir Amerikanın çekiliyorum demesiyle başta Doğu Fırat, Kürtler ve gidrek Suriye hesapları birbirinbe girdi. Çözümleri Suriye topraklarında yaşayanlara brakma yerine, dış müdahalelerle gelecek Suriye oynuna katılma sıkıştırmaları oluyor. Kimse, Suriyedeki Kürtlerin ulusal veya insani demokratik hakları ekseninde onları da katacak çözümleri pek söylemeye çalışmıyor. Özellikle komşu Türkiyeden başlayan çevreler Kürt konusunda hasas olup onların özerkliğine dahi karşı saldırı yanıtıyla diretilmektedir.

Suriye dış saldırılarıyla birlikte, oluşan boşlukar ve verolan baskıların değişmesi sonucu, birçok kesim ortaya örgütsel güç olarak çıktı. Bunların en önemlisi, Rohova direnişiyle de Kürtler oldu. Dış dinamik güçler şunu anladı: Esatt dışında içerde dayanacak önemli güçlerden birisi Kürtler oluyordu. Bir handikap vardı: Komşu ülkeler ve özellikle Türkiye kendi Kürt sorununa da dayanarak, Suriyede Kürt olayından direk rahatsız oluyordu. Bu rahatsızlığı, özündeki Suriyeden hegemonya alanı aşma adına da müdahale etme politikasıyla da karıştırıp,iç politika mavzemesi olarak da kulanıma sürdü.

Bu çelişkili yapıda başta Kürtler Türkiye ve Amerikanın istediği Esata karşı ayaklanmayı ret edip, üçüncü taraf olarak piyasada yerini aldı. Batının ve özellikle Türkiye ile Sudilerin Suriyeye soktuğu cihatcılarla önce Kürtleri ezmek istediler. Sonradan, başta ABD baktı ki Suriyede tutunmak için iç dinamiğe ihdiyaç vardır! Cihatcılar artık Rusya müdahalesiyle de bunu gerçekleştiremiyor. Bunun üzerine, Kürtlere yönelip hem de kendinin örgütlediği IŞİD gibi yapılara karşı da eksenini kurdu. Kürtler sonuçta IŞİD karşı mücadele edip belirli yeri ele geçirdi. Fakat, T Türkiye hem Kürt gerçeğine karşı olması, hem de Suriyeye girme fırsatını kulanma adına bu gelişmeleri başta Rusya onayı ile yılın başında Afrine girdi. Orada olanlar malum.

Suriyede sonuçta şu taplo oluştu: Esat merkezli Şam devleti, PYD güçlerinin denetimli yerlerindeki Kürt gerçekli iç dinamikler… Bunun üstünde günümüze dek ABD, Türkiye gibi ülkelerin kontrol yaptığı bölgeler gibi direk dış müdahaleli topraklar. Şimdi konuşulan Doğu Fırat bölgesi ABD oluşlu, ama Kürtlerin yapısal gücü olan yerden söz ediyoruz. ABD çekilecem diyor, Erdoğan girecem diye haykırıyor, Kürt gücünün Türkiye devletine direnme durumu da sınırlı. Ama, Ayni zamanda Esat güçleri de çevrede. Şimdi, Suriyeyi çok aşan bir tıkaçla karşı karşıya bulunuluyor. Sadece Suriye içi dengeler değil, bölgeye girip hem kendine has tanpon bölgeyi geliştirip gelecek hamlesi yapan ve bunu iç politik çıkarla süslemeye çalışan TC gerçeği var. Buna karşın, Suriyede olup, ama son krizle enazından bazı haklarını alıp yeni Suriyede yerlerini garanti etmek isteyen Kürtler se dıştan da saldırıya uğrama tehlikesiyle de karşı karşıya. Kısa özetleme, Suriyenin Suriyeli olmayanlarla da karıştırılıp saydamlaştırılan diplomasi satrancı masada bekliyor.

Suriyede giderek dış güçler gerçeği ile iç dinamik Kürt kartının geleceği karışımla diplomasi ile askeri eksene konudurluyor. Kürtlerin Suriyedeki hakları sadece Esatla değil, Türkiyenin anti Kürt anlayışına da uyma çelişkili koşula taşındı. Suriyede özerklik alacak Kürt bölgesine Esatdan çok Türkiyenin karşı olup saldırı tehtiti olan acayip ama normaleşen bir konuma geldik. Kürtler Suriyede yaşıyor. Gelecekelri pazarlık konusu, normalde Suriye devletiyle yapılması gerekir. Oysa, Esatın komşusu ve dün Şamda namaz kılacak lider, Kürtlere hak vermemesini isterken, daha da ileri gidip, bölgeye girip hangi Kürt sorusuna da yanıt vermek istenmektedir. Aslında, Kürtlerin 4 Coğrafyaya yayılması, son kirzlere dek hiçbir demokratik haka sahip olmamaları, birçok saldırıya uğramaları nedeniyle, krizi fırsata dönüştürmek istediler. Fakat, sadece yaşadıkları ülke değil, başta komşu ülkelerin de müdahalesi ile katliyamlarla bedel ödediler. Iraktaki Halepçe kimyasal silah katliyamı bunun önemli tarihsel sayfalardan birisidir.

Son Suriye savaşında da Kürtler doğan oşluktan hamle yaptılar. Önce bu görmezlikten gelindi. Kulanılmak istendi. Sonra, kimisi yanaşarak, kimisi de tehtit ederek yeni bir yelpazeye kondurtuldu. ABD Suriyedeki kalıcılık yerleşkesi alanı Kürt bölgesini seçti. Kendi adına da savaştırdı. Fakat, şimdi klasik Emperyalist oyunun tekrarı yaşanıyor. ABD Kürtleri yeniden hançerliyor. ABD çekilmesi ile sevinecek insanlara yeni bir sorun ateş topu brakıldı. Mütefik ve NATo ortağı Türkiye. Bunlar gelecek Suriye için yeni dış müdahale ile dış itifakların kırılma sancılarına da işaret ediyor. Boşuna ABD Doğu Fıratdan çekilip Türkiyeye destek vermiyor! Bunun faturası da ilerde Türkiye halklarına epey ağır olacaktır. Ama, acıdır ki özellikle Türkiyenin önemli coğrafyası adeta Kürt karşıtlık algısıyla hemen Doğu Fırata girmeği alkışlıyor. Bunun yerel seçim yansımasını da onlar yaşayarak bedelini ödeyecekler. Hala, Türkiyede örneğin HDP ile yan yana görülmeme kuralına batı eksenli partiler hemen uyuyor. Doğu Fırata girerek yeni başarılarla şahlanacaklardır. Ama, düşünmüyorlar ki bu oyun hep kaygan zeminde yaşanmaktadır. Üstelik, alkışla destek verdiği aKP gerçeği, içte kendilerine de baskılarla yaşamı zehir etmektedir.

Kısaca, Kürt gerçeği, Ortadoğuda yeni karmaşaya başka sorun fitiliyle ateşleniyor. Suriye yönetim ile çözülmesi gereken soruna şimdiden komşular işdahla bekleyişe girip, Uluslar arası güçler de kartlarına ekleyip, gelecek kazanma hesapları yapıyor. Nasıl ki Filistin ihanetleri ile katliyamlar saydamlaştıysa, şimdilerde Kürt ihaneti ile katliyam edip işkaller yaratma birlikteliği de saydamlaşmaya doğru hızla gidiyor. Bunlar belek kaybıyla da unutulup, katliyamlar zaferle içki masalarında kutlanıp başarı diye içildikçe, dünya halkları da bedellerini ödemeye devam edecektir.Üstelik, resmi görüşler, “bunlar konuşulamaz” tabusunu da koyup halkın beynine dek kazdırırsa….

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.