Türkiye ve Libya aynasından renkler – Özkan Yıkıcı

0
13

Gerçekten itiraf yapacam: ben Libya ağırlıklı yazıya odaklandım. Geçen haftaki önemli gelişmeler ve eklenen Fuat Beyin Libya koneeransından K. Kıbrıs semalarına AKP merkezlerine gelme bağlantısı, bana önemli makale oluşturma mavzemesi verdi. Zaten, çoğu olay belirli döngüde dönrek sıkışırken, ötelenen Libya da araya eklenmesi önemli geliyordu. Üstelik, Libya Türkiyeyi destekleyerek önemli rol alırken, Türkiye en kritik noktada Kadafinin katledilmesinde rol aldı. Yeni Libya kağosunda da bir kesimin destekcisi halinde ülkenin krizlerle boğuşmasına da neden oldu. Ayrıca, Yetmişlerde oldukça Kıbrıslı Libyada çalışıp, Kadafi rejimi konusunda da önemli bilgileri vardır. 74 Olaylarında ve Türkiyenin işkal hareketini de direk destekleyen ve karşılıksız şekilde bunu sunan da Libyadır….

Bu özelliklerle birlikte, son Libya konferansına katılan, kendi görüşlerini dayatmak isteğip karşılık bulmayıp oradan ayrılıp K. Kıbrısa Erdoğanın yardımcısı Fuat Beyin de adanın kuzeyine gelerek buradaki AKP merkezlerine direk uğraması da konunun yazımında değişik bakışla birlikte tetikleme getirdi. Fakat, 20 Kasım günü, tam da yazıyı yazma sürecine girerken, Türkiyede hem iç olaylar, hem de AİHM kararyla Sedat Demirtaşın lehine gelen karar sonucu; ben ilk bölüme Türkiye ismini de koymaya karar verdim..

*****

Bugün 20 Kasım* Uluslar arası Çocuk haklarının yıldönümü. Ancak, dünyada tatil verilmeyip tek uygulanan tanınmamış KKTC ülkesinde tatil olması ve konuya lafazanlık dışında bilimsel dahi ilgi duyulmama buluşması sonucu, K. Kıbrısta ilgili günde demeçsel veriş lüksü de yaşanamadı….

Nededim: 20 Kasım, Uluslararsı Çocuk hakları günü. Türkiyede fazla konuşulmasa da yayınlanan raporlarda oldukça gelinen vahim sonuca dikenli dokunmalar yapıldı. Artan çocuk gelinlerin artık dünyada derecelere girişler veya çocuk haklarındaki kulanılmayan gerçekler, konunun nedenli tehlikeli kavşağa geldiğinin işaretidir. Üstelik, Tıpkı kısa zaman önce ortaya çıkan hamile kızlar gerçeği ile onu örtme gizleme tutumu da olayın önceliğini de örtme çabası olarak yaşandı. Öyle ki konuyu gizleyen doktor veya idareciler değil olayı haber veren sağlık çalışanı yargı karşısına çıkarıldı….

Tabi ki yine Türkiye cepesinde çocuk çalışanların iş cinayet sayısı da yıllık yüzlerle ifade edilmesi de işin öteki tarafı. Eğitimle inancın bilinseliği bastırma olaylarına dahi sıra gelmeyecek kadar kabarık listeler karşıma geliverdi. Bunlar gerileme yerine artış olması ve gizlenmesi kadar, yapanların yargından kurtulması ve katliyam veya tecavüzlerin doğalaşmasını da oluşturdu…..

Aklıma hemen hala konuşulan şu olay geldi: Uzay Araştırma bölümü dekanının “Kadınları seçmeğin, onlar mukades evde iş yapsınlar” açıklaması ile uzayla ilgilenen, Asronomi akademisyenin böylesi gerici düşünceleriyle dekan olma doğalığının da yukardaki sonuçların öyle raslantı olmadığının da kanıtıdır…

Derken, unuturulan ve Türkiyenin özellikle batı kesimindeki muhaliflerin de seslendirmedikleri, Selahatin Demirtaşla alakalı geç olsa da AİHM kararı açıklandı. Resmen Demirtaşın başına gelenlerin hukuksuzlukları basit şekilde açıklandı. Tutukluğundan tutun görüşleri ve özgürlükler nedeniyle Demirtaşın hemen serbes brakılması kararı verildi. Klasik Erdoğan tepkisi gecikmeden de seslendirildi: “Biz bunu tanımıyoruz”! Oysa basit hukuk bilen ve yazılı metnin 90 madesini okuyan, AİHM kararlarının nasıl bağlayıcı olduğunu kolayca anlar. Zaten Demirtaş, ilerde tarihte okutulurken çok yönlü Türkiye siyasetinin önemli belgesi olarak karşımıza gelecektir. Hele de tutuklu aday olup probaganda şekli, örnek olgu olarak çok ses getirecektir. Tabi Eğer Türkiye uygulamadığı veya gecikmesi halinde olacaklar da çok soruna gebedir. Mahkeme, derhal serbes brakılmasını ve tutuklu olmanın aykırı olduğunu kararlaştırdı. Bakalım, her konuda fırtına çıkarıp sonra bazen teslim olarak kabulenen, bazen de kağosla yeni krizlere yelken açan Türkiye, bu konuda neleri gerçekleştirecek.

Elbet, Demirtaşın serbes kalışı muhalefet ivmesinde oldukça etki yapacak. Bu arada genel Kürt hareketi içindeki denklemlerden, Kürt Türk buluşma çabalarında da Selahatinin etkileri de yaşanacaktır.

*****

Gelelim geçen haftayla Libya çöllerinde dolaşalım. Fuat Oktay, Cumhurbaşkanı Yardımcısı ünvanıyla Libya konferansına katıldı. Fakat, beklediği karşılığı alamadı. Özellikle hem “Libyanın topak bütünlüğü” hem de desteklediği Müslüman Kardeşler kolunun etkin olma çelişkili talepleri sonucu, Oktay toplantıdan resmen ayrıldı. Beklediği karşılığı bulamadı. O hınç ve işdahla buradaki “KKTC kutlamalarına” gelip, K. Kıbrıstaki AKP ilçe binalarına gidip temasları da yaptı. Tabi, K. Kıbrıs resmi medya ekseni Fuat beyin adaya gelişini ve bolca Rumlara göndermelerini yazmalarına karşın, Libya konferansında olanları da yazmama marifetini de gösterdiler. Bir de buraya ziyarete gelen yöneticinin neden parti binalarında konuya girmesini de eleştirmediler. Dokunsalar yanacakları korkusu yeniden sırıtıyordu. Tabi, özendikelri ve işbrlikcisi oldukları Türkiye iktidar yapsındaki son gelişmeleri “ki birkaçı yukardadır” hiç düşünmek de istemediler….

Gerçekten Libya yakın tarihte hem Türkiye hem de Kıbrıs için pratik önemde sayılacak duruşlar gerçekleştirdi. Özelikle 74 yılındaki Kıbrıs hareketinde Türkiyeyi destekledi. Denktaş eksenli bazı hareketlere de yardım yaptığı da biliniyor. Fakat, acıdır ki ayni karşılığı da bulmadı. Hele de 2011 dönemi tarihi bir sayfanın silinmeyecek yazılımı oldu. Kadafi son dönemlerinde batı ne istediyse yapmasına rağmen, onu katletme planı durdurulmadı. Hat ta, çoğunun unutuğu Amerikan askerlerinin Libya ordusunu eğitmesine dahi izin verdi. Fakat, Kadafi özellikle Afrika ortak para birimi gibi açılımlarına batı hep karşı durdu. Bunu son olarak da Ortadoğu projesinde yıkılacak rejim olarak doksanlardan hazırlanan belgeye konuldu…

Özellikle, Fransa ve İtalya hemen konuya giriştiler. Arkalarına Natoyu da aldılar. Türkiye, konu başlamadan “Natonun Libyada ne işi var” dedi! Ama, hemen sonra teslim olmakla kalmayıp, Libya hareketinin üstü olarak izmiri de hizmete verdi. Sonuçta, Kadafi Vahşi şekilde katledildi!

Ancak, tıpkı öteki bölge ülkeleri gibi Libyaya özgürlük ve barış gelmedi. Onlar gibi paranparça oldu. Afkanistan, ırak gibi örneklere Libya da yazıldı. Giderek ülke parçalandı. Traplusgart Müslüman kardeşler denetiminde Türkiye, Katar ve Sudan tarafından destekleniyor; Doğudaki Toru bölgesi ve Bingazi yerinde Amerikada da bulunan eski general Haftenin denetiminde Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve Sudi Arabistanın desteğinde güçlendi. Yapılan ve tartışmalı seçimi de bu kesim kazanıp B.M. tarafından da desteklense de Libyayı toparlama değil dağıtma parçalanmasına kondurtu.

Lişpya bukadarla kalmadı; güney bölgesine değişik İslam yapıları yerleşti. Elkayde, ıŞİD gibi yapılar Fizan bölgesinde oldukça güçlüdürler. İtalya ve Fransa biran önce petrol yağmasını tamamlayıp hegemonyasını kurmak istiyorlar. Rusya ise Libya olayında “kandırıldığına” inanıyor. Yeniden, Kadafi dönemki payını almak için çabalıyor. İngiltere gayet gizli ve sinsi oynamaya devam ediyor. ABD şimdilik yandaşlarının paylaşım diplomasisine yakından seyrederek kendi lehine alma fırsatıyla davranıyor….

Türkiyeye sorarsanız, pek de Traplusgart kesimini desteklediğini açıkca kabulenmez. Fakat, Yunanıstan veya İtalya açıklarında silah yüklü yakalanan gemiler, Libya açıklarındaki görülen Türk gemileri istenmeden ele verilen olgular oldu. Fakat, Türkiyede konunun gündemleşmemesi için, konuları yazmayarak belekten sildirtip olanlardan uzaklaştırma anlayışını uygulayarak kamuoyunu bilgilendirmiyor.

Son Libya konferansında anlaşıldığı kadar, İtalya ve Fransa, yanlarına Mısır gibi bölge ülke desteği ile enazından Türkiye dıştalanma noktasına taşıtırıldı. Hat ta ortak bazı anlayışlar zorlandı. Fakat, onlar masa başında uğraşırken, Libyanın doğu bölge yönetimini de toplantıya katmalarına karşın, ülkedeki darmadağınlık sonucu gelecek üzerinden hala net bir ışık görülmüyor.

Aşiret hesapları, milisleşme ve bölgesel oluşumlu paranparça yapıdaki kan deryası çöllerde sulamaya devam edilmektedir. Ayrıca, eskiden Libyaya gelip çalışan Afrika işçileri, şimdi Libya çöküşüyle birlikte denizleri aşarak Avrupaya ulaşmaya çalışıyorlar. İtalya özellikle bundan epey sıkıntı duyuyor. Libya düzenlemesiyle Afrika dalgalı göçmen ağının da azalacağı düşüncesi de petrol zenginli çıkara ekleniyor. Petrol, sulanan deniz içi mülteci cesetlerle adeta rengi siyah kırmızı bir yeni insan faciya resminin fırça vuruşu olmaktadır.

Sonuç olarak, Türkiye Akdenizin Kuzey Doğusunda, Libya Akdenizin Güney Batısında bulunuyor. Tarih onları bazen iç içe, bazen dost ve son dönemdeki gibi bkirli bir siyasal karşılaşma ile tarihe kazdırtı. Yukardaki taplo, adeta bu yaşanmışlığın son perde dönemi de olmayacaktır. Herkes Kadafiyi kötülerken, şimdi Libya diye devlet kalmazken, gericiliğin yerleşip, yobazlığın beslendiği uluslar arası işkalelrin bir senbolu haline geldielr. ,b,

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.