Tekrarlı kıbrıs cendere oyunu – Özkan Yıkıcı

0
13

Burada bizim medya için habercilikte önemli dönemler de vardır. Yayınlanan demeçler veya verilen basın açıklamaları, tam da onların istediği haberciliğin kendisi olmaktadır. Çizilen sistem sınırları içinde yayınlanan demeçler veya yapılan basın toplantıları, gazetelerden televizyona varan mahşetsel şaheserlerdir. Nedeolsa, sistem içi kuralların yaygınlaşması sonucu fazla haberi süzme ihdiyacı da yoktur. Benzeri, yine sistem sınırları içinde kalınıp, algı operasyonlu gelişmelerin de saptırma ve abartma şansının da brakılan durumlar da medyamız için mükemel haberi yapma koşuludur. Yeter ki sokulan cendere içinde kalınıp dışına çıkılmasın. Bunun kuralıyla da muhalif veya yandaş ayrımı da yapılma şansını da bulma olasılığı da yaratılmaktadır. Sokulan cenderede ve çizilen sis duvarını aşmadıkça, gerçekelrle tamamen yüzleşilmedikçe, laf söylemek burada serbestir. Hele de bazen yerel tırmanma noktasında haber sıkıntısı da yaşandığı anda, yapılan bir adım veya basın açıklaması, ertesi günün mahşetsel süslemede oldukça ilaç halinde havada kapılmaktadır…..

Pazartesi günü önce iki sınır kapısı açıldı. Hele de birisi “Derinya” oldukça tartışmaları da yaşatarak sonuçlandı. Ardından, kiminin önemli lideri ve barıseveri Akıncı da basın açıklaması yaptı. Doğaldır ki ertesi gün ayni faprikasyon benzeri mahşetler çoğu gazetede yapıldı. Sadece birkaçı konuların bazı noktalarına dokandı. Kıbrıs Gazetesi ise resmen konuların adeta önemsizliğinden mi yoksa yayın anlayışından olacak, bu haberleri ikincil sıraya koydu. Tabi, özellikle “Muhteşem ironik Akıncının” açıklamaları, bazı kamuoyu araştırmaları yapan yandaşları için biraz üzücü oldu! Ama, her iki gelişme de Kıbrısın sokulan cenderesini yeniden karşımıza üreterek koydu. Oluşan kamuoyu ve hala sistemsel sınırla beklentilerin yoğun olması sonucu, saptırma veya yetersizliklerle dolu yorumlar da peşpeşe gelip geçti. Yarın ise bunlar yine unutularak “KKTC ilanına” boğulup, güncel hükümetcilik oynuna takılıp silinecekler. Sadece, açılan iki kapıdan geçişlerin sürmesi kalacaktır…

KIbrısta, çoğunlukla olgular hem oluşan birikimleri yok sayılarak, hem de sunulan güncel görüşlerin kısgacında kalınarak konuşturulur. Sanırım, en net örneği Kapıların açılma olaylarında tekrar tekrar yaşanmaktadır. Zamanında bu konuları savunmak veya etkinliğe katılmaktan çekinmeler olduğu için, örneğin benim de müzisyen olarak da çağrıldığım konuydu Kapıların açılma eylemleri ve gerçekleşme dönemleri… Şimdi, iş kolaylaşıp, dileğen dilediğini yaptığı için de zamanında konuyla bedel ödeyenlerin çoğu da katılımcı olarak çağrılmama modası da oluştu. Yani, sistemin normal konumu haline sokuldu.

Kendimle alakalı bölümü brakıp, öteki gerçeği de anımsatayım: Kıbrısta Sınır kapıları açılırken, ne buradaki yetkililerin kararıyla oldu, nede toplumsal hareketlerle talepler vardı. Anımsarsanız, ansızın bir el konuya el koyar ve ardından bir sabah kapılar coşkuyla açılır. Hani derdik ya “Kıbrıstaki dış dinamiklerin etkinliği”! işte kanıtıyla kapıların açılma olayında yaşandı. Dahası, ilgili gün daha ratyo yayınını sürdüren Almanyanın Sesi istasyonundaki sabah haberci Murat Çelikkafa buradaki ozamanın Başbakanı ve Dışişleri makamcısına konuyu sorar; onlar ise kapıların ancak hafta başı açılabileceğini söylerler! Halbuki haber verilirken ve ilgili makamcıların yanıtları söylenirken, Lefkoşada kapı açılıp insanlar geçiyordu. Gariptir ki ilk geçenlerin önemli kısmı bu politikaya direk karşı olanlardı!

Konuyla başka bir ironi de şu: nedense Kıbrıs konusunda kafalara insani olgular sildirtilip, hep “yapılacak ticaret, gelecek turist” üzerinden kar marcilmaline sokuldu. Kapılar açıldığında, gelecek turist veya ziyaretcilerin brakılcak parayla oluşacak sermaye öne çıkarıldı. Aynen son Lefke Mağusa kapılarında söyletildiği gibi. Oysa, konunun insan seyahatiyle ve kolaylaştırıcı ilişkiler yönüyle konuşulması daha iyi olacaktı. Kıbrıs sorunu veya iki toplumsal yakınlaşma yerine, özellikle kazanılacak karla konu ticarileştirilip metalaştırılıyor. Böylelikle zaman zaman bazı kapılara yakın olan yerlerde duyduklarımız “Buradan pek alışveriş yapan yok* Boşunamı açıldı” serzenişleri de olmaktadır.. Böyle bir yanlış algı da oluştu. Nitekim, Mağusa çarşısının canlanması veya Lefkeye gelecek turisler masaları kapı açlışlarında bolca söylendi. Daha da ileri gideyim, buraya Rumlar gelirse bizi keser savunucuları, para aşkıyla kapının açılmasını da savundular…

Yine anımsatalım: böylesi yanlış algılar ve dış dinamik gerçekleri Kapı açlışlarında önemli serüvenler de yaratıldı. Saçma denecek savunmalarla, uygulamalar da gerçekleşti. Kapıların açılmasına geciktirme nedenleri yaratıldı. Lefkoşada Lokmacı kapısı Açılımdaki üçlü resim hala akılda: yapılan köprü ve üstünde Mehmedali, Ferdi ve Kutlay figürleri ile şovenizim yapıp Nazım dizeleri okuma perdesi oldukça karikatürlere dek örnek oldu. TC engeli yerine ruma gönderme şovenizmi kulanıldı. Bilmem şimdi ayni köprü ile savunmaları söyleyebilecek kimse kaldı mı?

Ayni oyun Derinyada yaşandı. Herkes bilmesine karşın da söylemeyerekle kalmayıp Rumlara şovenist göndermeler yaparak işi olmama noktasında braktılar. Hele son yine “zırt diye çıkan Barışın” sıkılmadan “Gerekeni yaptık” tutarsız yalanı da işin yemeğin bolca tuzlanmasının işareti oldu…

Madem konuyu saraya dek taşıdım, ozaman iki kapı hikayesinin sonundan hemen sonra Akıncı basın açıklamasına gelelim. Bazı gazeteciler biraz içerlemişler! Tam da iki kapı açılıp moral bulup söylemler tekrarlanırken, Akıncının basın açıklaması adeta bazılarının sevincine siyasal zehir damıtır gibiydi. Çoğu kafalarındaki kendi bakışlı özdeşli Mustafayı bekeldikleri için, her konuşması, görüşmelerle ilgili tutumları, bunların hayal kırıklığına neden oluyordu. Hala akılanmayanlar ve ayni kırıklıkla yaşayıp, yeniden kısa zaman sonra, bazen de uydurma resimlerle akıncı kahramanlığına devam etme döngüsü tekrardan yaşandı.

Bazı gazetelere dierk yansıyan şekliyle de Akıncı Denktaş benzetmesi tekrardan yaşandı. Hala önemli hem de kendine çözümcü diyen kesimler liderleri tanımamaya ve buradaki dış dinamik gerçeklikleri unutmaya devam etikleri tekrardan kanıtlandı. Defalarca yazdık: Akıncı, bir şeyleri değiştirme temelinde değil, kendisi bir yerlere gelmek için gerekeni yapan kişi olarak anlaşılmalıdır. Nitekim, sık sık Neoliebral ezberi de tekrarlıyor: “Mümkün olanı elde etmek”! Son basın toplantısı daha geçenlerde yaratılmak istenen Akıncı imgesinin nedenli yanlış ve anlaşılmadığının kanıtıdır. Zaten, Mustafa Akıncı geçmişten beri Federal dese de genelde “KKTC nin tanıtılması” kuralını daha çok seslendirdi. “Federal yapı olmazsa, Rumlar yaklaşmazlarsa, biz de KKTC yi yüceltelim, tanıtalım” sözleri bolca duyuldu. Hele hükümet veya saraya giden yolda birilerine işaret olarak kulanımını da hatırlamanız gerekir…

İki gerçek birlikte yaşandı. Hem de peşpeşe… Lefkede ve Mağusada iki kapı açıldı. Derinya kapısının hikayesi film olsa önemli reytink yapmaya adaydır. Ardından Mustafa Akıncı basın toplantısı düzenledi. Anastasiyadise yanıt mı yoksa adaylık için zemin yoklayıp sağın etkisini mi görmek istedi kesin bilemem. Hele de onca birilerinin onu Türkiye ile ters düşürtme açıklamalarına da dolaylı yanıtdamı hedeflendi, bunların hepsi olasılık, hat ta hepsinin toplamı olarak düşünülmeğe adaydır. Yeter ki özellikle çözümcü denilen kesim sadece “iki lideri cesaretlendirme ile federal” kelimleri fetişizimde takılmaya devam etsinler….

Laaflar peşpeşe söylenip, hala tuhaf şekilde “Kıbrısta Barış engelenemez, Barış hemen şimdi” fetişizimli sloganlarla avunulurken, aslında söylenmeyen barışın daha da uzağına düşüp yeni siyasal oyunalrda bocalamaya devam ediyoruz. Bizler çıkacak gaza havale edilirken, o kaynaklar çoktan paylaşılma sürecine girdi. Arada Türkiye Kıbrıs Cumhuriyeti takımları spor yaparken de marazi ağlayışlarla kendi dar milliyetciliğimizle oyalanmaya devam ediyoruz. Neden miş Azeri liderleri ile görüşülmez veya onlarla oynarken bizimle oynamıyorlar ağlamaklı bahane marazilerimizde dahi tutarsızık. Bundandır ki böylesi kendi kendine lakırtı yapanları da dikate almıyorlar. Hele Akıncı veya Mehmedali gibi işbirlikcilerinin rolu da onlara yemek yaında bulunmuş tatlı bir şarap gibi gelmektedir…

Belli ki ayni hikayeleri tekrardan yazıp duyacağız. Bir farkla, daha da seyirci bulmayacak okuyucu yakalamayacak hikaye şekline gelecektir. Bakın, Tufan hazretleri hiç gıkı çıkıyor mu? Akıncı kahramanzadecilerin soluğu doğruları konuşmaya yöneliyor mu? Ama, ayni yanlışlarla yeniden umut yaratmaya devam edilir. Ekilmeyen tarladan yeşerecek güzel yiyecekelr bekleniyor. Zahmetsiz ama dilin döndürücü sözleri ile olacaklar umudediliyor. Tekrarlar yapılınca vıcığı çıkar da bunu düşünmeyenler yeniden tekrara sarılma düşüncesine dek geriledik. Gerisi yarınların tüketilmesine kaldı.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.