Kıbrıs semptomlarından güncel notlar – Özkan Yıkıcı

0
8

Ben araba kulanamadığım için, ya arkadaşların vasıtası ile veya kamu araçlarıyla yolculuk yapabilme şansım vardır. Bundandır ki özellikle kamusal dar araçlarda rasladığım basit olgularla, genel makale yazma tetiklemelerin de aradabir gerçekleşmektedir. Üstelik,gündemleşen gerçeklerle, insanların kopuş ikilemine de hep raslamak da kolaydır. Zaten, belirli bir kesim, taksi sahibi olması nedeniyle direk kamu araçlarını da kulanmadığı için, daha bireysel duruşların da bazen dışında kalma “lüksüm” de oluyor. Elbet sosyal medya iletişimi veya teknolojik telefon televizyon medya kavramını da unutmayalım. Tüm bunların zenginliğine karşın da kopuşlar kadar, önemli bilgielrden uzak ve inanılmaz konulardaki aşırı günceleşmelerin de karmaşasında kalıp düşünmek de gerektiren sosyolojik siyasal gerçek haline geldi.

Ama da giriş yaptım! Hele kamu araçlarında veya sokakta gezerken, olmadı, kahve sohbetleri veya herhangibir gidilen ziyaret yerlerinde, değişken durumların da yakalanması, başka bir ironik günce haline geliyor. Hep şu basit noktada sıkışıp kalıyorum: bazen abartarak veya tam aksi hiç duymak istenmeyerek birçok gerçek dalgalar gibi gelip vurup yapacağını da yapar. Çok car aslarım Kıbrıslı anlatılara: hele karşısındaki konuştuğu konuda eğer bilmiyorsa, iş daha da tetiklenir! Olmadık geçmiş anlatılır veya kendine has kahramanlıklardan maraziler yaratan uzun uzun sohbetler yapılır. Yeter ki karşısındaki dinlesin!Bu basit kural, günümüz gündeminde genel konulara varıncaya dek gelişti. Örnek mi: gazete veya televizyon mahşetlerinde bulursunuz. Basit ve tekrarlanan olayı başına “çok önemli gelişme” diye koymak kolaydır. Yaşanan olayları bolca abartıp ardından içeriğini vermeme de işin öteki basitleştirme tekniği olarak da oluştu. “Kritik dönem, oldukça tehlikeli denecek boyut, tam da işin eşiğine gelmişken, kritik kararlar verilecek” gibi kelimesel önemli ama içerik boşluklu yaşamımız da geliştirildi. Ama, yine de merak etmeğin, önemli gerçekler hala onca kalabalık nifusa ve sayısal medya boluğu ile sosyal medya yeni alan boşalma trafiğinde bunları fazla bulamazsınız.

Örnek mi: gerçekten ilerde kararıyla oldukça emsal olacak Afrikanın Afrin işkal başlığı ile başlayan, Erdoğanın direk hedef gösterip saldırtılan ve ve ardından olanların birikimi, şimdi mahkemelerde görülüyor. Bu sonuç, beraberinde kültürden politikaya, adaletten sansüre varan birçok konuda emsal olacaktır. Fakat, tıpkı Afrika saldırılarında olduğu gibi konu kendi özüyle ve diyalektik neden sonuç ilkesiyle pek tartıştırılıp güncel eksene sokulmuyor

Oysa, çok basit ek bilgielr de dünya medyasından katgı araçlı ve yargıdaki siyasi boyutu gösterecek bilgiler de akıyor. Afrinde yapılanlar ve zeytin olayından oradaki nifus değiştirmelere varan uygulamaların aslında işkal olayının devamındaki nifus değiştirme hamlesinin yarınlardaki tehlikesine de işaret ediyor. Ama, mahşetli afrinde olanları dahi konuşmadan veya yayınlanan bir karikatürün burada da yayınlanma davaları, bizdeki kendine has yapılanmanın net sonuçları olarak adalet siyaset eksenine şimdiden anlaşılıyor.****

Ta yetmişlerden uyardığımız yarınları ise bugünlerde sorun diye yaşamaya da devam ediyoruz. Bir farkla: hala öz konuşulmayarak ve birilerinin çıkarlarına dokunmadan sorunlar artık yaşamın acımasız vuruşuyla gündeme gelmek zorunda kaldı. Genellikle ısmarlama hayat pahalığı açıklaması yapan veya nifusu bilmeden planlamalar önren örgüt, hafta başında eğitimle alakalı bulgularını açıkladı. Biz de madem okuyucuya bilgi yazma ihdiyacını duyduğumuz için de bunu inceleyip, enazından raporun kendimize has konumuna yaklaşım getirmeği düşündük! Üstelik ne tuhaf! Her konunun çözümünü eğitimle kurgularken, onca yük karşısında eğitimin genel konumu da birlikten tartıştırtmama beceriler de mevcut.

Raporda bildik bazı gelinen sonuçalr var. Aslında, daha da fazlası söylenmesi de gerekir. Yalnız: araştırmanın merkezi Planlama örgütü! Peki, bu örgüt örneğin eleştirileri belirtirjen, kendi birikimleriyle etkisini de neden katmadı? Dahası, madem konu eğitim, elbet “ezberciliği, kamuya yönelik yetersizlikler” gibi günümüz yaşananlarının yazılması doğal. Fakat, eğitimde sdandart veya başka kelimeler konulurken, son eğitimdeki direk Türkiye yansıyışlara neden yer verilmedi?Örneğin, laik eğtimden giderek dinseleşme yöneliğinin türbanın tartışılmasına dek gelinip kararla normaleşme olma adımalrına sorun veya başarı olarak yer verilmedi? Eğitimin bilimselik yerine kar metalaştırma yönelişi ile inanç eksenli girişimlerle daha da boşalacağını da uyarmadılar?

K. Kıbrısta şu basit görüntü hep sırıtır: ülkelerin eğitimde temel alanı ilk öğretim olurken, bizde ilkokul veya ana okul değil de sektörlü ünüversite açılımlara önem verilmektedir. Eğitim çoktan metalaştırıldı. Öyle metalaştırıldı ki daha kamu eğitimi hakimken, dersanelerle özele açılım çoktan yerleşti. Teknik olarak zaten her şey ortada. Yarışçılık, ezbercilik ve en önemlisi, yaşamla iyice kopan öretim şekli sonucu eğitimin önemsenme kuralı epey erozyona uğradı. Ama, Planlama örgütü eğitim araştırmasını açıklıyor, sorunların yüzeysel dahi olan nedenlerinden ne nifusu nede öteki sosyolojik gerçekleri vurgulamadan kamuoyuna açıklıyor.

Başka bir konu da bu defa Mağusa ve isgele alanlarında oluştu. Bizde biliyorsunuz, ganimet hırsı ve yağmalamalarla rant elde etme kültürü yerleşti. Bu alanlarda da iyice örgütlenip saçmasapan olsa dahi ses getiren çıkar ortaklıklar da yerleşti. Daha dün Girnenin durumu veya Lefkoşa Surlar içi rezaletleri konuşulup “geç kalmanın” feryatları duyulurken, şimdi Mağusa ve öteki yörelerde aynen duyulmaya başlandı. Hepimiz biliriz de çıkara göre susmak veya tersini söylemek de moda halindedir.

Kentlerimiz şehir olarak kendi dinamikleriyle oluşmadı. Gelişigüzel ile rant hırsının birlikte çökertiği bir kuramsal gerçek yapılandı. Bu kesimlerden birielri de emlak ve inşaat alanıdır. İmar prokramı falan da yok. Şehircilik dayresi veya belediyeler gibi kuruluşlar ise tıpkı öteki kuruluşlar gibi yapının devamı için birer araçtır. İşte bu defa Emirnameler geniş Mağusa alanında tartışılmaya sokuldu. Daha doğrusu, konuyla rant ilişkili kesimlerin sesleriyle emirname ikilemli sıkışık tartışmalarla yeniden kendi yanlışımızın itiraf edilmeden bunu koruma veya başka anlamsız olgularla gündeme gelişine tanık olduk.

Girne ortada! Hala, nefes alınmayan ve trafikten öteki koşullara oldukça şikayetnameler olurken, ufak yağmurla kent sulara teslim edilip dereleri dahi yağmalanırken, bir yandan “daha fazla apartman, daha fazla ünüversite” ile yoğun nifus yığma ikilemleri de yaşanıyor. Mağusa da ayni çenberin içinde konuşulmaya başlayınca da tetbirlerin konumu biryana, yine rantcıların nedenli örgütlü olduklarının da oluşan tartışmayla karşımıza geldi. Gerçekler ile kar çelişince böylesi tuhaflıklar de peşpeşe gelir. İmar planı dahi olmayan, durmadan değişik nifuslarla hem karlar elde edilip, hem de birilerine mesajlar çaktırılırken, akabinde de çağdaşlık veya Kıbrıs sorunu denip, nedenli karışıklıkları da oluşturulduğun gözden gelmezliği oynanıyor.

Bunlar şöylesine gündemleşip, sonra unutuluyorsa, tıpkı koltuk ile koltuksuz olmanın ilkemi sonucu gibi, dün başka bugün banbaşka olunur. Sağolsun birçok konuda konuşmayan, ama,konuşmayı da bolca yapan Tufan, çoğunun gözünden kaçırdığı sözler de incileşti! “Türkiye ile protokolu imzalamak için heycanlanıyorum” dedi! Oysa, CTP erkanı muhalefet koltuğunda enazından paket ve protokolleri adet yerini bulsun diye olsa da eleştiriyordu* Tabi, yeni Ersin modeli de koltuk hesabı yaptığı için de “Anavatana dil uzatmama” adına da bunu eleştirmedi! Neden dün böyle bügün şöyle diyorsun dahi demedi.. Akıncı ise yandaşlarını zora sokacak umutlarını duyarsız kesimlere dua ederek geçiştirdi: “Benim hayalim, Gaz borularının Türkiyeden Avrupaya taşınması, Suyun güneye de verilmesidir” dedi: Kimse bunca teslimiyet hayaline de dokunmadı. Belli ki Kutret ve Mustafa çokdan önümüzdeki seçim yoklamalarına girdiler. Türkiye medya eksenine verdikleri mesajlar da oranın onayı veya kendilerine karşı çıkmaması rahatlığını sağlamaya da yöneliktir.

Tüm bunlar olunca da milliyetci ruhiyemize ters düşen Kıbrıs cumhurieyti yetkilileri veya Akel başkanının RTürkiye yetkilileriyle görüşmesi de eski dramatik eleştirisel duruşları da körletme noktasına geldi.

Tüm bu güncel gelişmelerle, hele de hala içteki faşistlik arada dile vururken, Kıbrıs görüşmeleri veya sorunun çözüm yakınlığına inanan kaldı mı! Bazı konuyla alakalı para alanlar tabi ki hariç. Başka açıdan, koşulların da uygunluğu ile Faşist mesajlar verilmeye de devam ediliyor. Peki gerisi?

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.