Görmezden gelmekle nakörlüğün de güçlenmesine neden olmaktadır! – Özkan Yıkıcı

0
8

Defalarca yazdık, söyledik: yine ayni koşullar daha da normaleşip yerleşip yeni sonuçlar oluşturdukça da ayni tekrarı belirtmeğe kaçınılmaz olarak devam edilecektir. Kıbrısın ve özellikle Kuzey Kıbrıs yapılanma sonucu oluşan Türkiye ilişki biçimi nedeniyle, Türkiyedeki gelişmeler hep direk yansıma kesinliği olacaktır. Bazısı direk baskıyla, bazısı işbirlikci yalakacılık çıkarıyla ve bazen de doğal kabulenişle hep yaşanacaktır. Bunu görmezden gelsek dahi, kaçınılmaz gerçekler olarak yaşamımıza yansıyacaktır. Siyasal, sosyolojik ve ekonomik eksenli gelinen nokta bu. Bundandır ki her aşamada ısrarla bizim de Türkiyedeki gelişmeleri bilerek, bilgileri ile analiz yaparak ancak yaşadıklarımızın özünü kavrama gerçeğimizi hep yazdık. Neyazık, her gelişmede bu gerçek “bağıra bağıra haykırsa da” bize hep bunun dışında daraltı kendiliğimizle sıkışmamıza oynadılar. Bir anlamda, Gerçeklerden kaçarak ve gidrek nakörleşerek doğruları söyleyenlere de küfürlerle saldırarak, ilgili koşullar örtülmeğe çalışınmaktadır. Ardından da anlamsız ve mahsunluklu sözlerle konular vurgulanma gündemine kondurtulup söyletilmektedir…

Sanırım yazının yazıldığı 10 Kasım anlamı ile konuşulanla gelinen nokta gerçeği, yukarda anlatmak istediklerimin söylencelerle, gelinen nokta çelişkisi, her şeyi anlatmaktadır. Tarikatların K. Kıbrısta kol gezmesi, Vakıfların örgütlenme şekliyle enjekte yaptığı siyasal kültürleşme ve okullardaki eğitim prokramlarındaki adımalr karşımıza Atatürkcülüğü değil de daha gerisindeki koşulları günceleme atılımı olarak izler içermektedir. Ama, başta “Eğitim ve Saray makamcılarımız” Laiklik kelimesi ile Atatürkçülüğe

Romantik “Kıbrıslı” damıtmayla söylemlere devam etmektedir. Bakın, Ferdi ve Mehmedali, koltuk sevdasında AKP aşkı ve öteki tamamlayıcı unsurlara göndermeleri çoktan yaptılar…Bundandır ki onca etkilenme nedeniyle, Türkiye gelişmelerini ve giderek tüm dünyada olanları bu köşelerde hep yazmak gerektiğine inanarak deyiniyorum. Çünkü,buraya gerektiğinde çok kolay yansıyarak yaşamımıza girerken, bunları görmezden gelerek zaman zaman nakörlük derecesinde de savunulup saldırgan hale gelinmektedir. Bu yazımı da ilgili başlığa uygun yakın örneklerle devam etmeği düşündüm.*****

Hüsnü Mahaliyi eminim, enazından benim okuucularım iyi bilir. Arap gazetecisi olup Türkiyede yaşamaktadır. Ülkemizden de ev alıp, zaman zaman burayla alakalı da yazılar yazdı. K. Kıbrıs ekranlarında boy gösterdi. Ortadoğu üzerinde önemli gazetelerimizde uzman olarak görüşleri yayınlandı. Fakat, kendince AKP onu öteleyince de ona yer veren çoğu basın da geri adım atarak dışltaladı. Çünkü, K. Kıbrıslılık işbirliğinin kanunu bunu gerektiriyordu! Mahali, bolca yazarlık yaptığı gazetede bile AKP ilişkisi ve özellikle Mahalinin Suriye kriziyle değişen bakışına karşın AKp aşkın şerbeti sonucu, bazı ilişkileri de burada da bozuldu.

Hemen ekleyim: Ben Mahali ile bazı konularda ters düşüyorum. Ama, onun özellikle Ortadoğu ile ilgili bilgilerinin de önemli bilimselik için oldukça kulanılacak kaynak değerinde oluşuna da inanıyorum. Özellikle bazı bakışlarında “AKP sürecini 2011 ayrışmalı ikilemde ele alışı gibi” konularda ayni düşünmüyorum. Çünkü, AKP planının stratejik sistemsel olduğu ve ta başından siyasal İslam temelindeki Amerikan projesi oluşuna inanıyorum. Mahali ile bu konuda ayrışıyrum. Örneğin, Mahalinin iyi dönem dediği süreçte bile “Deniz fener sganadalı veya Hızlı Tren cinayetinde Erdoğanın dedikleri” günümüz söylemleri veya tavırlarından farklı değildi. Ben hep uyarılarımda, Devlet içi çatışmalardaki gelişmelerle birlikte olayın ele alınmasına hep dikat çektim. Buna benzer bazı konularda Mahali ile ayni sonuca varmasam da Ortadoğu bilgileri oldukça faydalı ve yorumlarda kulanıma adaydır. Araştırmacı ve bilgilerine mutlaka önem verilmelidir.

İşte; bu Hüsnü Mahali, Hafta sonuna doğru, hapis cezası aldı. Gerek gazeteci oluşu, gerek aldığı ceza nedenleri ve gerek se burada da ihdiyaç duyulduğunda referans olarak bilgisine baş vurulan bu aydına, mutlaka bir tepki veya ona mesaj çekme olayı olması gerekirdi. Aynisi, Türkiyede de olması gerekirdi. Yeri geldiğinde ona “Bölgenin en iyi bilen kişi” olarak hitap edip övgüler yağdıranlar, nedense bence haksız yerine ceza verilen Mahaliye gereken önem verilmedi…

Hüsnü Mahalinin ceza alış nedenleri ile bazı anımsatmalar Tele 1 Gibi ekranda yan yana kondu. Erdoğanın “Eğer ben diktatörsem, sen bana diktatör diyemezdin” sözleri ile Mahaliye Diktatör dediği için ceza alış birlikteliği yan yana konuldu* Yine, ayni söylemin Filandiyalı gazeteciye de yapılırken, sonradan kulanan mahaliye nasıl ceza verilip diktatörlük buluşması olduğu da anlatıldı. Zaten, diktetörlük bilimsel anlamda, yetkilerin önemli kısmının bir kişinin elinde tutulması ile oluştuğu tanımı yapılmaktadır. Bu küfür veya suç değil, siyasal felsefi bir içerikli simgedir. Tabi, Mahali gibi nice başka olay da Türkiyede yaşanmaktadır…. Yine, Mahali zamanında Erdoğana çok yardımlar yaptı. Hat ta, Esatı ikna edip Mağusaya gemi seferi dahi gerçekleştirdi! Şimdi, bu hizmetlerin de cevabını alıyor.****

Görüyorsunuz, Mahali Erdoğan karşık ilişkiye girerken, Kıbrıs da işin içinden çıkıyor. Demek ki ben boşuna laf yazmıyorum…..

Yine biliyoruz ki Türkiyede olan gelişmeler, kurumsal değişimler de buraya bazen uygulama bazen yeni “reforum” adıyla da yasalaşarak gerçekleşir. Buyrun çokca övülen Türkiye gelişmelerinden düşündürücü başka adıma… Kararnamelerle görevden almalar, özellikle son ayarla epey artı. Şüpe, kuşku veya ihbar üzerine insanlar kolayca işten atılıyorlar. Ayrıca, bizim makamcıların da övdükleri sağlık gelişmeleri ile doktorlara karşı şidet de artı. Buna yönelik bir karışık yasal düzenleme yapıldı. Beşinci madde oldukça önemli! Bir doktor Kararname ile görevden alınır. Suçlayan değil suçlu göserilen suçsuz olduğunu kanıtlamaya çalışır. Kanıtlar veya kanıtlamaz fark etmez! Doktor geri görevine dönememe sonucu var. Ayrıca, Kararname ile görevden atılan hekim, sadece kamu sökterinde değil SSK ile alakalı özel hastanelerde de görev yapamaz durumunda olur. İster suçlu ister suçsuz çıksın fark etmez!

Lütfedip de parayla işbirlikci şarlantanlar bu yeni duruma göz atsınlar. Hele de hala olanları değil de kendileri yalakayla konuşanların nankörleşen noktaya gelişleri artık ibretliği de çoktan aştı. Sanırım, hekimlere gelen bu uygulama doktorluk yapamama tehlikesini artırırken, gizli tanıklı veya ihbar şüpecilik ispiyonlu durumlar işin nedenli tehlikeli olduğunu öğretiyor……

Bunlar yeni yeni adımlar olarak gerçekleşip, K. Kıbrısa da gelme potansiylei olurken, Doğu komşumuzda başka danslar yapılıyor. Fakat, tuhaf olan şu: Birileri Mengüç te kim olacak politik diplomasi oynunu oynuyor, Doğu Fırat da kim hegemonya kuracak, K. Suriyede kimler kalıp kimler gitmeli tartışmaları peşpeşe sürdürülüyor. Öyle sürdürülüyor ki sanırsınız burası Suriye toprağı değil de uluslar arası güçlerin toprağı olup paylaşım kavgası vardır!

Daha travmatiği, biryerdeki yakınlar, öteki yerde karşıtlar oluyor. Mengüçte ABD ve Türkiye ortak kontrol pazarlığı varken, oradaki yaşayan insanların birkısmı olan Kürtlerin yok olmasına dayanmaktadır* Daha doğuda ise bu defa ortaklaşmak isteyen Türkiye ABD karşı karşıya gelmiş gibidir. Türkiye kendi dışındaki toprakta, o bölgede yaşayan Kürtlerin orada olmamasını dayatıyor. Onları düşman görüyor. Genel ANTi Kürt politikasını veya kendi işbirlikcilerinin kontrolunda olmasını istiyor. Bundandır ki ABD birazda Türkiyenin iknasına dayanarak 3 PKK liderinin başına ödül koyup Kürtler içinde ayrışmayı artırarak, Türkiyeyi de ikna ederek burada tutunmaya çalışıyor.

Bu karmaşada şu gerçek artık netleşiyor: Amerika kolay kolay Suriyeden kopmayı düşünmüyor. Türkiyenin aksine, Suriyede içsel bir güçle itifak yaparak kalıcılaşmak istiyor. Nitekim, şimdielrde Suriyede içsel dinamik güç olarak Esat ve PYD bulunmaktadır. Öteki kesimler dış güçlerin uzantıları olup etkileri artık kalıcı olmama noktasına geldi. Buna dayanan ABD Kürtlerle itifak yaparak ama Türkiyeyi de memnun ederek Suriyede kalmak istiyor.

Türkiye ile Amerikanın ortak buluşması ise her ikisi de Esatın Suriyenin başında kalmasını istemiyorlar. Kuzey Suriye de tanpon veya başka isimle kontrollerinde olmasını da istiyorlar. Türkiye ve Amerika suriyenin Kuzey ve doğu yönünde yerleşmek isterlerken, şimdilik işi bozan Kürtler oluyor. Ama, Kürtler bu yörede yaşıyor ve en dirençli muhalefet kesimidir. Türkiyenin destekleyip beslediği kesimler ise tamamen etkisizdir. Türkiye çekilse onlar hiçtir. Böylesi travma vardır.

Kürtler ise artık yerel değil bölgesel hesapların oyuncusu ve kulanım için elde olunmak istenen kart haline geldi. Çok kolay bir cihalete oynanıyor! Örneğin, insanlar veya örgütler ayni görüşte olmaları normaldır. Fakat, ayni görüş, değişik ülkelerde değişik örgütlerle de simgeleşir. Onuniçin, bazen ayni görüşlü yapılar dahi değişik durumlarla da karşımıza gelir. PYD K. Suriyede hareket ediyor. Hat ta, Türkiyeye karşı öyle bir eylemler falan da yapmadı. Fakat, Türkiye gibi devletler nedenlse kendi idolojik yapıları sonucu hangi kesime karşıt denirse bunu geneleştirip aynılaştırır. Bugün Kürtler için de PKK özdeşleştirme yanlışı hep yapılmaktadır. Kaldı ki PKK olayında da olayın kendisi değil, tamamen karşıt idolojikleştirme ile sunulmaktadır. Aynisi, burada da tüm Rumlar ve genel sistem için yapılmıyor mu?

Neyse; bu konuyu daha ilerde yazmaya devam edecem. Belli ki Kürt konusunda hele de iran cepesi açılımı, İsrail hesapları, Türkiyenin bölgesel hegemonyaları talepleri yoğunlaştıkca, sadece PKK eksenli, PJK veya PYD olaylarıyla denklemler bunalımında bolca boğuşacağımıza benziyor. Dedik ya: Suriye toprağında dahi “ki toprak bütünlüğü hep vurgulandı” orada dahi kim kontrol altında tutacak normaleşme tartışmaları yapılıyorsa, daha yakalamamız gereken gerçek çok olmaktadır.

Tüm bu örneklemlerden sonra, K. Kıbrıs rahatlık gözlemlerle nasıl bazen inanılmaz yanlışlarla nakörleştiğimizi biraz anladınız mı?

hepsini birlikte eğer anlamak isterseniz anlatan durumdur. Atatürkün ölümü ile söylene

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.