Çanakkale seyahatnamesinden “hamdolsun” ekonomisine – Özkan Yıkıcı

0
12

Ben genellikle Uluslar arası ilişkiler, ekonomi ve zaman zaman da kültürel makale yazma yönünde çaba harcıyorum. Fakat şunu da gözden kaçırmıyorum: Yaşadığım ülke nedeniyle, buradaki koşulları da gözeterek yazının içeriğini doldurmak da şart. Buradaki duyarlılık veya bilinç düzeyi, sosyolojik toplama karmaşalı yapıyla, istemeden seçilen konuya karşın da yerel düşünce eksenini de hesaba katmak zorunda kalıyorum. Politikanın sınırları çizilip belirli konuları resmen ret edrek konuşturtmaması veya probaganda ekseninde kolayca yalan söyleme teknikleri nedeniyle ilginç bir kamuoyu da oluştu. Çoğu önemli konuda, kamuoyu ya bilinsiz veya duyarsız olarak durmaktadır. Hep aklıma deneyemli gazeteci Katri Gürselin “Toplum* Toplama” sorgusu da kafamın bir yerinde iyice çakıldı. Bu konuları şimdi yazacağım Çanakale ve Ekonomi bölümlerinde işlerken, aslında dileyene de K. Kıbrısın siyasal ve sosyolojik koşullarının nereye dek geldiğinin de aynası gibi olacaktır. Krizi dahi krizle konuşamayan ve önlemlerde Türkiye gerçeğinden uzak durarak ve kamusal alanı düşünmeden ki palyatif gevezelikerle, Çanakale gerçeğindeki siyasal yönelişi de konuşmayarak geçiştirme çıkarı, hepsi K. Kıbrısın kendi kendini ele veren resmin kendisidir.*****

Sistemin gırtlak kanserinden izin vermeyerek katletiği rahmetli Ruhi Suyun Çanakale türküsünü gür sesiyle dinler gibiydim. Çanakale türküsünü okurken ki duygu şimdilerde başka alanlara doğru esmektedir. Çanakalede uygulamaya konulan öğrenci gezileri iki taraflı keskin bıçağın yarasını yeniden acıtmaya başlatı. Aslında, doğrusunu baştan koymazsak, hiçbir zaman sonuçlarını da konuşmak doğru olmaz. İki yıldır yaşananlar belirli nedenlerle hiç gündeme sokulmak istenmiyordu. Kimisi cidiye almazken, kimisi de çıkarına uygunlukla oluşan farklılıkları “kaybetmeme” adına konuşturmak istemiyordu. Nitekim, geçen yılki Çanakale gezisinde olanlar belli ki ne Türkiye nede K. Kıbrıs kamuoyunda hiç etkisi olmadı. Hat ta, sorgulanmadı….

Ta baştan iki farklı amaç vardı! Üstelik, sokakta “sıpplayarak, tek ayak üstünde durularak hayır denilen” ofisin de organizyasyonunda işler gerçekleştiriliyordu! Türkiye, resmen yeni siyasal dönüşümün Kıbrıs ayağı için, gençliği yavaştan dönüştürme istemini gerçekleştiriyordu. K. Kıbrıstan giden Gençler ise ayleleri ile birlikte “bedava gezmenin” çıkar kaymağına sarılıyorlardı. Bedavacılıkla gezmenin avantasıyla birçok siyasal olguyu da ya anlamamama veya göz ardı ederek Çanakale gençlik seyahatnameleri birbiriyle çakışmayan paydaşlıkta sürmektedir. Hele de geçen yıl ortaya çıkan bazı durumların yok saydırtarak ve unutularak ayni avantaya sarılma teslimiyeti K. Kıbrıs ahali gerçeğinin aynası oldu. Nitekim, Türkiye çevreleri ayrı ayrı cinsiyetleştirmeden kıyafet belirleme noktasına dek yeni kurallar koydular. Ama, “neolacak” fısıltıları dışına da çıkılmadı.

Sonuçta, Havadis TV tarafından yayınlanan olayla konu yeniden ufak kimi çevrede biraz konuşturuldu. Oysa, her deşilen kelimede, nedenli tutsaklaştırıldığı ortaya konuldu. Hele, gezide sözde denetci ve yönetici olan kesimin tutumu da sorgulanmadan geçiştirmek istendi. Fakat, gerçekten, böylesi suçlamalarla çıkan bilgiye karşın konuştuğum birçok giden kesim “ne olacak” yanıtıyla ve hat ta tanık oldukları bazı olayları da imkar etmeğe varan bir gezi çıkar rant teslimiyetiyle karşılaştım. Zaten, kimse gerçekten kaçmasın, siz tanıdıkalrına gitmeğin deseniz, onların binlerin gidip konuştuğu geziden soyutlayıp yalnızlaştırma dışında pek de kazancınız da olmayacak. İşin daha da gerçeği, buradaki ilgili genç kesimin davranışlarını bilen, oraya giden kesimden alınan bilgilerdeki davranışların da nasıl olduğu bazen övülerek de anlatılma gerçeği vardır.

Kısaca, fazla olayı deşmek gerekmez! Herkes hem de sunulan şartmname ile nereye gitiğini biliyordu. Yine gidenlerin de ilişki davranışlarını da biliyoruz. Geneline de inince, bizimkiler avanta gezilere ve rant işdahlarına hep düşkün olduğu için, öteki yüzü hiç görmek istemezler. Türkiyedeki yeni rejim de kendine has insanı şekilendirmek için bu gezileri kulanıyor. Sadece Çanakale değil, tarikatdan öteki birçok gerici yapının dğzenlediği geziler veya burada işbirlikci yaratma adına rantlaştırma rüşvetlerine bizim insanımız hep “neolacak* Çıkarına bak” yanıtlarla hep dalıyorlar. Çanakale olayı da birkaç kesim dışında ses çıkmamasının da temel nedeni bu.*******

Çanakalede türküler dizilip Truvadan günümüze destanlar yazılırken, bu gezilerle resmen son kulanılan söylemlerle yapılan hakaretleri duymazdan geçmenin kamuoyu sesizliğinde yaşarken; ekonomik krizle net yansıyan döviz gerçeğinin fotoğrafı da başka gerçeklerini fışkırtıyordu. Öyle ki hala en basitiyle Türkiye ile olan yapısal bütünleşmenin sonucunu dahi söyleyen yok. Ama, genel okuyuş da eksik. Örnek, bu krizin yeni olmadığını ve 2008 yılından beri süren Finans Kapital krizin üçüncü dalgası durumu hiç konuşulmuyor. Yine, bu dalganın salt Türkiye değil, Çevre ekonomiler denilen kesimi vuran dalga olup, Kırılgan birincil Türkiye ekonomisinin de vurulduğunu birlikte söyleyen de bulunmaz. Dahası da var: kocaman ekonomisler sıkılmadan yaşanan krizin birincil gerçeğinin, direk yaşanılan Finansman ekonomik kriz olduğu, ikinci ayağın da krizin yönetilememe sonucu da daha fazla etki yaratığı ikilemi de yan yana konulmuyor. Dahası, eksiklikler ve konuşturtmamanın yanında, kamuoyları hem Türkiye hem de Burada pek de kriz protesto hareketleri oluşturmadığı için de yönetimlere dilediği gibi atışlar yapmasına imkan yaratılıyor. Örnek; kriz gerçeğine karşın Erdoğan “Ekonomik kriz yoktur* Ekonomimizin dinamikleri sağlamdır” diyecek kadar rahat konuşuyor ve alkışlar alıyor. Demek ki girişte belirtiğim “Kamuoyunun duruşu” da önemli etkenlerden birisidir.

Bu son dalgada unutulan başka bir genel farklılık da vardır. Bizim tanık olduğumuz Yetmişlerden beri gelen Ekonomik krizlerde iki önemli yan ilaç vardı! Sistemin krizden çıkma olumlu veya olumsuz reçetelerinin oluşmasıyla enazından direk öneriler de ortaklaşıyordu. Oysa, şimdi brakın ortak öneri yapma, krizi dahi yönetemiyorlar. İkinci önemli olgu da bu krizde çıkış olmadıkça, tam dalga sonlandı derken ötekisi başka alanda vurunca yeniden başlayıp derinleşirken buna bir de Uluslar arası ticaret rekabet savaşları da hızlandı. Öyle hızlandı ki iki taraf değil, birçok taraflı ayrışma ile her kararda başka kırılmaların oluştuğu piyasalar güçlendi!

En önemlisi; krizlerde yaşarken sınıfsal seçeneksizlik sonucu da her konuşmada kamusal alanın güçlendirilmesi veya emek eksenli güvencelerin adı yok. Bazı ülkelerde oluşan protestolar ise resmen faşist liderlerle krize hamle yapacak liderler ortaya çıktı. Faşizim ve gericilik adeta devlet biçimi olarak seçenek oldu. Oluşan otoriter devletcilik de sonuçta kitleleri adeta krizin ilacı olarak “milli, erli ve dini” bütünlükle peşlerine koyuyorlar. Bunu hiç uzağa gitmeyelim! Türkiyede Erdoğan resmen sağladı. Hepsini hapse tıkarken, birden iş Amerikaya gelince de sanki işte harika yargı işliyormuş gibi CHp ve Yeni Parti hemen peşineden sıralandı. Kriz bir anlamda kriz nedeniyle oluşacak iç muhalefeti de liderler peşlerinde takarak adeta ortaklaştırdılar.

Bugünlerde Türkiye Amerika ekseninde Bronson krizi de konuşuluyor. Hat ta oldukça öne çıkarılıyor. Kıbrısın tümüne şu örneği hatırlatacam! Çakurmas olayını anımsarmısınız. Yakalanan uyuşturucu kişileri kurtarmak için Çakurması nasıl kaçırıldığı ve çirkin pazarlıkta kulanılırken de çoğumuz bizim yönetimin peşine takıldığımız akıldan çıkarılmasın! Şimdi benzer oyun Türkiye ABD ekseninde oynanıyor. Halbuki hep söylerim ve söyleyecem: Eğer Türkiye ve Kıbrıs, olanlarla yüzleşip aklanılsaydı, ayni benzer konuların siyaset de uygulanma şansı olmayacaktı.

Son söz: Döviz evet kriz nedeniyle yükseldi. Kriz olmasa dövizin de fırlama şansı olmazdı. Bunu en basit insanın dahi düşündüğünde bilmesi gerekir di! Fakat, bilinsizlik le cihalete dönüş sonucu böylesi krizsiz döviz kumpas sözleri de ne yazık karşılık buluyor. Evet, kriz vardır ve döviz de hareketlendi. Yalnız, bunu yönetememe ile ters politik karar gibi açıklamalar da ateşe benzin döktü. Bazı kararlarla ve dış sermaye gerçeği ile dönüş olduğu zaman, döviz düşecektir. Fakat, eski seviyesine gelmeyecek. Kriz vurup dövizi yüklsselti. Ama, yönetememe sonucu da ateşledi. Yarın, bu ateşleme oynunda halk kaybederken, kimlerin de bildikleri demeçler nedeniyle kaçları kazandığını da duyacağız. Bunlar önceki krizlerde de aynen yönetim ekseninde hep oldu.Tek kaybedenler ise örgütsüz ve politikasızlaşan ezilenler oldu. Ezzilenler sesi çıkmadıkça da krizlerde alışılan tepkinin protesto gücü da duyulmuyor. Buda acı gerçek.

 

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.