Dünya alarm veriyor biz ise sorunları artıracak iş peşindeyiz – Alpay Durduran

0
28

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreterinin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı Jeffrey Feltman, Kıbrıs sorununa ilişkin, “Crans-Montana’daki görüşmelerin çökmesinden beri iki taraf arasında güvensizlik olduğunu, güven kaybı yaşandığını kabul etmek zorundayım. Uygulanabilir, sürdürülebilir müzakereler için her iki tarafın da ihtiyaç duyduğu güvenin yeniden tesisi konusunda cesur liderlik adımları atılması gerektiğine inanıyorum.” dedi. Sonra görevinin sonuna geldi.

Jeffrey Feltman’ın görevinden ayrılmasının ardından boşalan en önemli pozisyonlardan biri olan Siyasi İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcılığına, ABD’nin 2010-2014 yıllarında BM Daimi Temsilci Yardımcılığı görevini yürüten Rosemary DiCarlo atandı.

Feltman, AA muhabirinin, “Kıbrıs sorununun çözümünde tarafların tekrar bir araya gelebilmesi için Rum tarafı Akdeniz’deki doğalgaz arama çalışmalarını bir kenara bırakmalı mı? Adada iki kesimin birleşmesi dışında başka bir çözüm olduğunu düşünüyor musunuz?” sorularını da yanıtladı. Ama söylediği hiçbir şey değişmedi, görevimiz görüşmeler yoluyla BM kararları çerçevesinde çözüme ulaşmalarına yardım etmektir demekten ibaretti.

 

Birleşmiş Milletler, 30 Mart 18 (T.A.K.): Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, ABD ile Rusya arasında yaşanan gerginlikten derin endişe duyduğunu belirterek, Soğuk Savaş dönemine benzer bir duruma doğru gidildiğini söyledi. Soğuk savaşta da büyükler arasında soğukluk vardı ama çatışmaya korkuyorlardı. Kuba krizi öyle atlatıldı. Yoksa savaşsalar dünya yaşamını sona erdirecek kadar ateş gücüne sahiptiler. Riskler kendi nüfuz bölgelerindeki ülkelerin denetimini sürdürme sırasında birinin başarısı diğerini tahrik edip savaş çıkarmaya kalkması idi ki şimdi de aynı durum var çatışma bölgeleri çok daha arttı. Guterres, Soğuk Savaş döneminde iki süper gücün kontrol mücadelesine şahit olunduğunu ancak şimdi birden çok bağımsız aktör bulunduğuna dikkati çekti.

AYRICA, Guterres, İnsanlığın karşılaştığı en büyük tehdidin iklim değişikliği olduğunu dile getiren Guterres, iklim değişikliğinin yol açtığı felaketlerin ekonomik boyutunun 320 milyar dolar olduğuna işaret etti.

 

Kuzey Kutbu’nda şimdiye kadarki en sıcak kışın yaşandığını anlatan Guterres, Güney Asya’da muson yağmurlarının neden olduğu sellerin 41 milyon, Afrika’da şiddetli kuraklığın 900 bin kişiyi etkilediğini kaydederek, ”Dünyanın bu sorunla yüzleşmesi için daha kaç alarm zilinin çalması gerek?” diye sordu.

Erhürman şöyle devam etti:

“Biz sadece orada çıkacak olan kaynaklardan ilerde pay alacak bir toplum olarak görülmeyi kabul etmiyoruz, biz bu konuda irade sahibi olan, karar alma süreçlerine de katılması gereken iki eşit paydaştan biri olduğumuzu söylüyoruz. Bunun da Anastasiadis tarafından tanınması gerekiyor. Bunlara ve bu konulardaki başka unsurlara ilişkin birtakım işaretleri vermesini isteriz, gerçekten bu görüşme çözüm odaklı bir görüşme olacaksa…” yani onun derdi BM’nin dertlerine yanıt değil yenilerini eklemek.

“Ankara, 27 Mart 18 (T.A.K): Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasında dün Bulgaristan’ın ev sahipliğinde Varna’da yapılan zirvede, temel anlaşmazlık konularından çözüme ulaştırılan olmadı. Taraflar, Türkiye’nin üyeliğine karşı çıkan Avusturya’nın 1 Temmuz’da başlayacak dönem başkanlığından önce, kaydedilen gelişmelere bağlı olarak bir kez daha bir araya gelmeyi planlıyor.

Türkiye’nin 1963’te başlayan 55 yıllık AB’ye üyelik sürecinde önüne birçok engel çıkarıldı. Bunların temelinde diğer aday ülkelere uygulanan süreç ve tutumun Türkiye’ye gösterilmemesi yatıyor. Türkiye’den sonra müzakerelere başlayan ülkeler üyeliğe alınırken AB’nin adil davranmadığı Türkiye hala siyasi engellerle bekletiliyor.”

“Özellikle son dönemde anlaşma altına alınan fasılların açılmaması, AB’nin vize serbestisi gibi konulardaki taahhütlerini yerine getirmemesi ve Ege Denizi ile Kıbrıs’ta yaşanan gelişmelerde birliğin tek taraflı tavrı, ilişkilerdeki sorunlu konuların başında geliyor.” Bunlar gösteriyor ki AB de BM’nin uyarılarını dinleyerek barışçı ilişkileri artırma, AB üye adaylarının iyi komşuluk ilişkisi içine girmesini sağlama ve barışın gerçek destekçiliği olan insan hakları ve özgürlükleri ve demokrasi konularında başarılı olamıyor.

Haberler devam ediyor.

“FETÖ’nün 15 Temmuz 2016’daki darbe teşebbüsünün ardından AB’nin izlediği tavır da ilişkilerin son dönemde gerilmesine yol açan en önemli etkenlerin başında geliyor. AB kurumlarının Türkiye’yi eleştiren açıklamaları ve müzakerelerin dondurulmasına yönelik kararları, ilişkileri büyük sekteye uğrattı.”

“GÖÇ KRİZİYLE BAŞLAYAN “YENİDEN CANLANMA” DÖNEMİ

İlişkilerde yeniden canlanma dönemi, Suriye’deki iç savaş nedeniyle yaşanan göç krizi vesilesiyle sağlandı. Bu süreçte taraflar arasında iş birliğine yönelik 3 zirve düzenlendi.

29 Kasım 2015’teki ilk zirvede kabul edilen ortak bildiriyle, üyelik müzakerelerinin yeni fasıllar açılarak yeniden canlandırılması, terörle mücadelede iş birliğinin güçlendirilmesi, düzenli zirveler gerçekleştirilmesi, siyasi, ekonomik ve enerji alanlarında üst düzeyli diyalog mekanizmaları yoluyla yakın iş birliğinin sürdürülmesi, vize muafiyeti sürecinin öne çekilmesi, Türkiye’deki Suriyeli sığınmacılar için AB tarafından 3 milyar avro tahsis edilmesi ve Gümrük Birliğinin güncellenmesi konularında atılacak adımlar belirlenerek bir takvim oluşturuldu.” AB Türkiye’ye dert anlatmayı bırakıp artık pragmatik yolu seçti. Konu konu gidecek ne koparırsa koparacak anlayışına girdi.

“Müzakere süreci kapsamında, “Ekonomik ve Parasal Politika” faslının 14 Aralık 2015’te müzakereye açılması ve Komisyonun Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) tarafından bloke edilen “Enerji”, “Yargı ve Temel Haklar”, “Adalet, Özgürlük ve Güvenlik”, “Eğitim ve Kültür” ile “Dış Politika, Güvenlik ve Savunma” olmak üzere 5 fasla ilişkin hazırlık çalışmalarını 2016 yılının ilk çeyreğinde tamamlanması da imza altına alındı.

Ortak bildiriyle ayrıca düzensiz göçle ortak mücadelenin çerçevesini belirleyen “eylem planı”nın yürürlüğe konulması kararlaştırıldı.”

18 Mart 2016’daki üçüncü zirvede de ortak bildiri temelinde, vize serbestisi süreci bir kez daha öne çekildi (ertelendi) ve “Mali ve Bütçesel Hükümler” faslının açılması ve Türkiye’deki Suriyeli göçmenler için kullanılmak üzere AB tarafından ilave 3 milyar avro tahsis edilmesi karara bağlandı.

Varılan mutabakatlar sonucunda Ege’de düzensiz göç büyük oranda kontrol altına alınırken Türkiye, göçmenlerin geri alınması dahil bu kapsamda üzerine düşenleri yerine getirdi. AB ise vize serbestisi, mali yardım, yeniden yerleştirme, Gümrük Birliği gibi mutabakat çerçevesindeki yükümlülüklerine sadık kalmadı.”

HABERLER AVRUPALILAŞMA YOLUNDA İLERLENEMEDİĞİNİ KANITLADI.

Ancak AB’nin görüşü halka gösterilmedi ve basın özgürlüğü kısıtlandığı için başka kaynaklar da Türkiye AB gerginliğinin nedenlerini duyamadı.

“VİZESİZ SEYAHAT”TE İLERLEME YOK

18 Mart mutabakatının en önemli unsurlarından biri, Türk vatandaşlarının Avrupa ülkelerine vizesiz seyahat etmesini sağlayacak “vize serbestisi” tarihinin 2016 haziranının sonuna çekilmesiydi.

Sürecin söz konusu tarihte başlayabilmesi için AB Komisyonunun aynı yıl en geç mayıs başında AB Konseyi ve Avrupa Parlamentosuna üçüncü ve son vize ilerleme raporu ile vize serbestisi önerisini sunması gerekiyordu” . Dolayısıyla Yol Haritası’nda kayıtlı maddelerin nisan sonuna kadar Türkiye tarafından karşılanması gerekecekti. Bu doğrultuda gerekli çalışmalar yürütüldü ancak ilgili konuda hiçbir ilerleme sağlanamadı.

“AB Komisyonu, Ankara’nın 72 şarttan 7’sini henüz yerine getirmediğini belirten bir rapor sundu. Bunlar, “AB standartlarına tam uyumlu biyometrik pasaport çıkartılması, yolsuzlukla mücadele için önlemlerin alınması, Europol ile operasyonel iş birliği anlaşması yapılması, terörle mücadele yasa ve uygulamalarının Avrupa standartlarına göre düzenlenmesi, kişisel verilerin korunması düzenlemesinin AB standartlarına getirilmesi, suç bağlantılı konularda AB’nin tüm ülkeleriyle etkili iş birliği yapılması ve AB-Türkiye Geri Kabul Anlaşması’nın tüm maddelerinin uygulanması” olarak sıralandı.

“Türkiye geçen ay AB’ye söz konusu kriterlerin karşılanmasına yönelik bir çalışma planı gönderdi ancak Brüksel’den bu konuda bir geri dönüş olmadı. Erdoğan, dünkü zirvede, bu konuda AB’den bir yanıt beklediklerini dile getirdi.” TÜRKİYE, PROGRAMINDA SÖZÜNÜ TUTTUĞUNU İDDİA ETSE DE İNANDIRICI OLMADI.

AB artık Tükiye’nin

“SİYASİ ENGELLERE TAKILAN FASILLAR

Üçüncü zirve sonunda yer verilen “Mali ve Bütçesel Hükümler” başlıklı 33. faslın Haziran 2016’da açılması, AB’nin şimdiye kadar yerine getirdiği birkaç taahhütten biri oldu. Ortak bildiride “müzakere sürecini yeniden canlandırmaya yönelik kararlılık” tekrar teyit edilse de 23. “Yargı ve Temel Haklar” ile 24. “Adalet, Özgürlük ve Güvenlik” konulu fasılların AB tarafından yapılan teknik hazırlıkları tamamlanamadı.

Türkiye’nin AB ile yürüttüğü katılım müzakerelerinde 35 fasıldan şimdiye kadar 16’sı açılırken, 8 fasıl ek protokol gerekçesiyle askıya alındı.

GKRY 6, Fransa 2 faslı bloke ederken, 8 faslın açılmasını ise “Ek Protokol” önlüyor.”

AB ile Türkiye, 2005’te Gümrük Birliğinin yeni AB üyelerine genişletilmesi amacıyla “Ek Protokol” imzalamıştı.

Ancak, protokolde yeni üyelerden Güney Kıbrıs Rum yönetiminin isminin “Kıbrıs Cumhuriyeti” olarak zikredilmesi üzerine Türkiye, “Ek Protokol’ün imzalanmasının hiçbir şekilde Rum yönetimini tanıma anlamına gelmeyeceğini” vurgulayan bir deklarasyon yayımlamıştı.

AB de Türkiye’nin Ek Protokol’den kaynaklanan yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmediği gerekçesiyle Aralık 2006’da, “Gümrük Birliği’yle doğrudan ilgili” sekiz faslın açılmasını dondurmuştu. “ Türkiye AB üyesi devletlerle iyi komşuluk ilişkisi içi girmek zorunluluğunu kabul etmiş, Kıbrıs’a da gümrük birliği antlaşmasını uygulayacağını taahhüt etmişti ama tanımadığı devlete uygulayamayacağını belirterek sözünü tutmamıştı.

“ 3 MİLYAR AVRONUN 1,85 MİLYARI GÖNDERİLDİ

Türkiye – AB Zirvesi sonuçlarına göre, AB, göç eylem planı çerçevesinde, Türkiye’de bulunan Suriyelilerin ihtiyaçlarına yönelik proje bazlı taahhüt ettiği 3 milyar avroluk ilk kısım mali kaynağın tahsis sürecini hızlandıracaktı. 3 milyar avroluk ilk kısım kaynak tamamen kullanıldıktan sonra da 2018 yılı sonuna kadar 3 milyar avro il ilave kaynak sağlanması öngörülüyordu.

Ancak AB, şimdiye kadar fonun ilk diliminin tamamını dahi aktarmadı.” Basın özgürlüğü kısıtlaması yüzünden nedeni belirtilmedi.

“GÜMRÜK BİRLİĞİNİN GÜNCELLENMESİ HALA ASKIDA

Mutabakat uyarınca, Gümrük Birliğinin güncellenmesi müzakereleri 2016 yılı bitimine kadar başlaması gerekirken henüz resmi müzakereler başlamadı. AB Komisyonunun müzakerelerin başlaması için 2016’nın son günlerinde AB Konseyinden yetki talep etmesine rağmen, henüz üye ülkeler buna onay vermedi.” Türkiye sözde AB aday ülkesidir ama gümrük birliğinin adaletsizliğini ileri sürerek zarar gördüğünü halka anlatarak siyasi maksatlarında AB’nin istediği insan hakları, hukukun üstünlüğü ve diğer evrensel değerleri çiğnemesine muhalefetin AB üyeliğinin ve hatta gümrük birliğinin elden gideceği endişesini yaratmamak istiyor.

 

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.