Yılın sonuna gelirken, memleketimden izlenimler – Özkan Yıkıcı

0
46

Bir yılı daha sonlandırıyoruz. İşin bileşkesine bakın; ayni zamanda adamızın hem güney hem de kuzey kesiminde de seçimler gündemde. Şekilenmeler buna yönelik oluşuyor. Fakat, defalarca yazdığım gibi, en sığ politik seçim koşulları da yaşanmaktadır. Siyasal ayrıcalıkların oldukça sıfırlanıp, kişiseleşme veya reklam imajlı olguların öne çıktığı süreçten geçiyoruz. Her yaşanan, beni istemeden eski benzerleri ile de yakınlaştırıyor. Belki de eğer dikatli izleyici olan gazeteci olsam, Kıbrıs denilen sorunun seçim probagandasında hemen hemen güney ve kuzeyde yer almadığını yazmakla değişimi yansıtma yöntemini seçecektim. Nitekim, dDaha baharda yaşanan ve yeni parametreli görüşmenin yeniden beklendiği gerçeğine karşın, artık partiler öylesine birbirlerine yaklaşıp, konuyu dışa havale yaptılar ki Kıbrıs sorununun yarınını pek prokramla kitlesel oy avcılığına koyan yok. Güney, Ekonomik sorunları öne çıkarırken, Kuzey, adeta kişisel kavgalar, değişimi “benleştirme koltukculukla” sınırlatan tuhaf hiçeleşme siyasetinde sürdürmektedir. Öyle sürdürülüyor ki ne seçim öncesi gündemler seçim dönemine katıldı, nede yaşanan resmen parti devirecek konular da kamuoyunda oy kaydırılmasına yetmemektedir. Böylesi bir hiçeleşme ile sığ politik seçim dönemi yaşanmaktadır. Tabi ki harcamalar ve yasa dışı konular da havada uçuşup sonsuza doğru gitmektedir. Yarın, seçim bitip işler yeniden normal şartlara gelince de tıpkı öteki seçim dönemleri gibi de unutulacaklardır!****

Haftalardır seçim dönemli konularla yatıp kalkmakla meşkuluz. Gördüğüm önemli şahsiyetler, elinde kalemle oy verecek şahıs ismi istemektedir. Hat ta, bazı partilerde “kim kimi yiyecek” sohbetleri de gayet güzel yapılmaktadır. Medya haberleri ise beni bir gün Markosa, öteki gün Berlisgoniye doğru geçmişe taşıyor! Öylesi yüksek paraların konuşup, bunu sorgulaması için işaret edilen Meclis başkanının da her zamanki tuhaflık açıklamaları da tam Kuzey Kıbrıs siyasal ikliminin resmini karşıma dikiyor. Tuhaf olan ve doğalaşıp normaleşen, onca çirkin işi yapanların normalmış gibi de konuşup kamuoyunda yandaşlı çizgide hala sorgulanmaması olmaktadır. Markosun yolsuzluk ve para zenginliği ile Berliskoninin çapkınlıkları ile yine yolsuzluk geçmişleri, bana daha acemileşen ve netleştirilip sunulan günümüz Kuzey Kıbrıs seçim döneminde yaşatılınıyor. Bir farkla, burada ne yargı ne meclis başkanı ve nede yandaşların bu çirkin ve yasa dışılıklar umurlarında bile değil…..

Anımsayanlar bilir; her seçim dönemi mutlaka önemli simgesel yolsuzluk ve rüşvet ilişkiler havada uçuşur. Bir önceki seçimde de Mecliste dolarlar havada uçuştu* Transferli garip itifaklar da yapılıp, seçim sonrası devamı da rezeletle doğal biçimde yaşandı. Daha da önceki seçimlerde de benzer her birinin sgandal yolsuzluk ve rüşvet ilişkili süreçleri de vardır. Ama, ne yargılanan, ne de devamı gelen olmadı. Budandır ki seneler öncesi Çin vatandaşlık yüzbinlik dolar hikayesi yaşanıp unutulunca, ayni kesimelr yeniden “iyi politikacı” sunumla aday olmaktadır….. Halbuki, Markos ve Berliskoni sonuçta yargılandılar ve ktidarlarını da kaybetiler. Oysa, bizde hala onca biriken gerçeklere karşın, yargı denilen yapıdan veya denetim kuruluşlarından tıs yok.

Bu duruma bir de “biz iktidar olursak, bunları yargılayacağız” sözler, eğitim dönemli ünüversite tartışma dönemine taşır. Nede güzeldi gençlik dönemim! Ünüversite dersliğinde hocamız Ercan Eyupoğlu ile Hukuka giriş dersinde, ince noktalar da konuşurduk. Yargının bağımsızlığı ile “biz gelince yargıya havala edeceğiz” cümleleri ayni değildir! Biz yargıya sünacağız demek, yargının tarafcıl ve hüküemtle birlikte olma olayını yansıtmaktadır. Halbuki, yargı denilen şekli ile bağımsız olsa, hükümet değişimi olmadan, talimat gelmeden hemen harekete geçip resmen konuya el koyarak bu ayrı kurum ve kuvetler ayrımı olduğunun kanıtı olmalıdır diye özetlenecek tartışmaları da yaptık….

Yine, devrimci seminer verme döneminde özellikle Sömürge tipi faşizmin hukuki ve yargısal alandaki yansıyışı da “Yasa yetki denklemi” ile açıklıyorduk. Sömürge tipi aşizmin devlet biçiminde yasalar ikincil olup yetkiler mutlak hale gelinir. Yasalar olsa da yetkilerle tamamlanmaz, tam aksi yetkiler mutlak olup yasalar görünümde kalmaktadır açılımını yapıyorduk…..

Bunlar aklıma neden mi geldi: Sibel hanıma bu günelrde yine epey “hareket et” mesajı veriliyor. “Başbakanın” uçuşan milyonluk dolarlar ve pahalı mal alışları, mülkieyt sahiplikler, banka hesapları gibi toplam birikimlerin nasıl elde edildiğinin en iyi sorgulanacağı makam olmasındandır! Oysa, onca övülen ve kimilerine göre iyi insan Sibel hanım açık yazılı görev belgesine karşın, bahaneli konuya eğilmeme duruşunu yeniden sergilendi. Unutanlara yeniden anımsatalım: Sibel hanıma Meclis başkanlık nedeniyle övgüler yağdırılıyor. Halbuki Sibel Hanım aldığı önemli kavşak göevlerde pek de denilen şekliyle geride işler brakmadı!

Kısa dönemli “başbakanlığında” Türkiye ile paket anlaşmasını, bakanlarına dahi göstermeden imzaladı! Bu ilgili dönemde epey yankı getirdi. Şimdi de onca uçuşan bilgilere karşın yine görevini yerine getirmeyerek, susarak veya bahanelerle iş yapmayarak geleceğe yatırımına devam ediyor! Fakat, insanlar hiç bunlar yaşanmamış gibi de “iyi insandır” cümlesini bol keseden herkese harcarlar….

Konusu edilmişken, şu anımsatmalı sorguyu da ekleyelim: Seçim süreci öncesi, en çok konuşulan konu; Türkiye ile yapılan paket ekonomik anlaşmalardı! Seçim sürecinde bu paketlerle alakalı eleştirel direk sözler duydunuz mu? Yıkım denilen ve teslimiyet belgesi olarak sunulan bu ekonomik paketlerin yanlış veya doğruluğu direk kimler savundu! Hiç konuşulmama noktasında olunduğu kesin. Aynen, Kıbrıs sorununun genelini gibi… Oysa, bazı idiyalar ise seçimin birkaç ay erken alınma nedenlerinden birisinin de bu paket içeriğinin daha erken uygulanma sürecine sokulmasındandır! Böylelikle seçim dönemi konuşulmayan paket, uygulamaları ile limanlara dek uzayan özeleştirmeler ve öteki kurallar yaşama geçirilme sürecine hızla başlanacaktır.

En önemli genel konuyu da ekleyelim: Türkiyeleşme ile dönüşüm olayına hala değinen yok. Oysa, Girnede Noyel kutlamasında izin verilen binanın yeniden geri alınıp kutlamanın engelenmesi, bazı okullarda Yılbaşı kutlama karşıtlı probagandaların açıkca yapılması da sosyolojik gericileşmenin nedenli kökleştirilme ayaklarının yerleştiğinin işaretleridir. Bazı sınıflarda “yılbaşı kutlamalarına katılırsanız taş kesileceksiniz” probagandası dahi yapıldı! Ancak, bu yanlışlarla milyonluk dolarlar kazananlar, havadan kamu malarını dağarcıklarına koyanlar, elbet bunları görmez. Türkiyede olan ve buraya rahatça yerleştirilen gericileşme sosyolojisine hala seçim sürecine rağmen pek de ses çıkarılmıyor. Zaten, Türkiye konusuna değinen yok. Sadece boş “değiştireceğiz, başarımızın simgesidir” gibi içi boş veya yanlışları doğru olarak savunma politik sığlığın ötesine geçilmedi.

Bu ortamda senemizi noktalıyoruz. Ne Kıbrıs sorunu, nede Türkiyeleşme ile oluşan direk yaşanan olgular seçim dönemine katılamadı! Sunumla, kimi kesip kime oy verme yerine göre yapılan sohbetlerle yıl tamamlanıyor. Bir de şu öteki yüzleşme oldu: seçim süreci öncesi birçok kesim yaşanan olumsuzluklar ve resmi siyasetin sığlaşma koşullarında sandığa gitmeyeceğiz diyen nice kişi, şimdi elinde kalemle kime oy vereceği hesabına düştü. Dün “gitmeğin” diyen nice kişi, şimdi “sandığa gidin” savunusunun en önünde akıl veriyor.Parçalanan ve bireyseleşen partiler, oy avcılıkla çirkin kirli ilişkileri de kulanma lüksü içinde debelenme devam oluyor. Yarın seçim bitince, uygulamalar da gelince, sanki şimdi yaşananlar yaşanmamış gibi, yeniden şikayetnameler yazılacaktır.

 

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.