Böylesine ne demeli! – Özkan Yıkıcı

0
48

İnsan yaptığı işi kendine saygısı da olursa, en iyisini yapma uğraşındadır. Ben de yazı yazıp prokram yaptığım içindir ki işimi daha iyi yapma adına, sıkıldığım izlemeleri veya araştırmakla da uğraşmak zorunda kalıyorum. Nitekim, normal zamanda dinlemek dahi istemediğim nice yorumu ekrandan izleyerek, doğru aktarım yapma adına yapıyorum. Gerçekten, sıkıldığım ve prokramı izlememe isteğime karşın, kulanacağım doğru mavzeme için, takip yaptığım birçok televizyon yorum prokramı da oluyor. Böylelikle aslında bir başka eksiği de gidererek, yazılarımı, prokramlarımı yapma zenginliğini de elde ediyorum.

İnsanlar, öğrenerek gelişirler. Yaşayarak kendine has birikimi oluşur. Medya kanalları ile haberlerle önemli birikimlerle konuya bakışı da oluşturur. Bunların toplamında da karşımızda oluşan kamuoyu kitleseleşmesini de anlama olasılığı oluşur. Başlayıp geliştirdikçe, özellikle eğitimdeki öğretim şekliyle insan kişilikleşmesini ve medya habercilikle olayları algılayıp düşünce oluşturma biçimini de daha kolay kavradım. Helle de bunun karşısında, kitlesel kamuoyundaki duruşu da son halka olarak yorumlamak da daha kolay oluşur. Bunlar bize hep medya yayınının nedenli yanlış olduğu zaman veya yaşananları görmezden gelip, ezberlerle düşünce oluşturup, çıkara dayatırsanız, en anormalin nedenli gayet doğal halini de karşınızda hep buluruz. Bu yazının da amacı bunun üzerinden şekilenecektir.****

Öncelikle, ülkemizde son günlerde yeniden kamuoyuna sunulup resmi siyasal dayatmayla gelen meşur saat olayına birkaç söz edecem: Kime sorarsanız, bazı işbirlikci keskin yandaş dışında, herkes saatlerin aynen kalmasına karşı. Ayni şekilde, bunun nedenini de sorduğunuzda ikili karşılık bulursunuz! Resmi olarak sorarsanız, hedef “hükümet” gösterilir. <<<kendi karşı çıkışlarını, trafikten, karanlıkta öğrencilerin yola düşmesine indirgerler!… Fakat, resmi değil de öteki gerçeklikle konuştuğunuz zaman da konunun “Türkiyeleşme” olarak size anlatan epey insan olur. “Türkiye böyle yaptığı için, burası da uydu” denilir! Ancak: nedense konuşmaya gelince, hele medya karşısında olunca, saatlerin değiştirilmemesi olayı hep trafikten karanlıkta yolculuk yapmayla eleştiri eksenine konulur.

Halbuki, konu öyle basit değildir. Olayın özünü bize ünüversitelerin daha net açıklaması da gerekirdi! Çünkü, Türkiyede başlayan ve Kuzey Kıbrısa da direk yansıyan saatlerin değişti,rilmeme temel nedeni, siyasal tutumdur! Zaten, geçen yıl Erdoğan bunu söyledi! Ama, Kuzey Kıbrıs mekanı, bunu pek duymak istemedi. Nedeni Namaz saatleri denilip, siyasal mesaj la, doğuya ve ortaçağa yönelme anlayışının sonucu olarak saatlerin değiştirilmediğini, neden se kimse görmek ve konuşmak istemiyor. Nasıl ki Türkiye kararıyla buranın uyma bütünleşmesini konuşulmadığı gibi, saat olayının doğuya yönelme ve Sudileşerek İslami Sünni gerçekliğin bir sonucu olduğunu da pek konuşmak isteyen yok. Olay “namaz saati” denilip, tüm altüst yaşama rağmen, yapılan siyasal temel bir idolojik adımdı! Öyle, trafik veya karanlıklarla alakası yok! Helle artık saçmalama ötesine geçen Özdemir beyin dediklerinin, zerrece değeri de yok!****

Konumuza yukardaki giriş etkenlerle bir senteze sıra geldi: Hafta ortasında yine sıkılmama karşın Kanal T prokramında Teneri izliyordum. İş arada bir olsa da Türkiye alanına kaydı! Taner Ulutaş hemen klasik Kıbrıslılık ezberini sıraladı: “Ben, Atatürk çocuğuyum! Biz Kıbrıs Türkü öyle büyüdük. Ama, aAKP dış politikada bazı yanlışlar yapsa da iç politikada güzel işler yaptı” diyordu! Tam bir Kıbrıslı ikilem kıvırtması gibi oldu.

Burada salt Taner değil, ne acıdır kendine sol, demokrat ve aydın diyen birçok kişi, ayni martavalı ezberce söyler! Tanerin adı olması, ben bu prokramı izledikten hemen yarım saat saat sonra başta Telebir kanalındaki gelen haberle önemli çakışmasındandır…..

Taner Ulutaş Kanal T de bu ezberle hem Atatürkçü, hem de AKP iç politikadaki iyi işleri bir çırpıda söylerken, yarım saat sonra Türkiye medyaları, bu güzel işlerin hem de tarihi önemle haber olarak geçiyordu! HDP eski vekil ve şimdiki eşbaşkan yardımcısı Aysel Tuğlunun ölen anasının başına gelen çirkin olay anlatılıyordu. Siz birçok faşist devlet deneğiminde ölen bir yaşlı kadının istediği mezarda gömülmemesi için, saldırıların yapılıp engelendiğini duydunuz mu? İşte, Taner beyin “güzel işler yapılıyor” dediği politik iklimde, Ayselin ölen anasının gömülmesi resmen engelendi! Öylesi tehtitlerle de “gömülürse, mezarından çıkarılacak” denilip, “burası Ermeni, alevi ve Kürt mezarılığı değildir” öfkeli saldırılara uğradılar. Peki, bu olayın başka ülkelerde benzerini hiç duydunuz mu?****

Ertesi gün, Nuriye ve Semihin davası gündemdeydi. Burada da rezaletlerle dolu gün yaşandı. Sanıklar “güvence yok” diye, “kaçırılacak” bahanesiyle duruşmaya getirilmediler! Getirilmediler de tutukluluğun devamı için de şu cümleler kulanıldı “Duruşmaya gelmedikleri için, tutukluluklarının devam edilmesi” kararı çıktı. Semihin ve Nuriyenin artık ölümü beklediği gerçeği dahi insani vijdanı kımıldatamadı!*****

Gelelim ikinci kıyaslı olaya: tanıdık arkadaş, ölen akrabası için RTarapzona gider. Dönüşünde hafta sonu karşılaştık. Bana ilk sarfetiği cümle “ben orada yaşayamayacağımı anladım” dedim. Ekteki cümle hem uyarıcı, hem de acıtıcı: “Şimdilik, burada enazından öfkemizi, duygularımızı konuşabiliriz, oysa benim günlerdir yaşadığım Trapzon ve gitiğim Rizede bana ilk uyarı şu oldu, Aman dikat et, tepki falan gösterme dediler”! Beş Altı yıldır gitmediği Karadeinze , cenaze nedeniyle gitmesiyle, olan çarpıcı değişimi bana bu basit cümlelerle aktardı.

Biz konuşurken, yine tanıdığın Karadeniz hemşerilerinden birisi de gelir. Ona önce memleketi sorar. Belli ki gelen kişi anlatılanlara pek inanmak istemedi. Tartışma başladı. Sonuçta, gelen hemşeri arkadaşıma şu tuhaf sığıntı saldırıyı yaptı: “Sen bilmiyorsun! Ben bütün televizyonları izliyorum, iy işler oluyor” dedi. Oysa, anlatılanlar, gidilip bizat yaşayan kişinin izlenimleriydi. Ancak, yüzleşme şu: medya odenli yandaşlaşıp, manzaralar çiziyor ve iktidar yanlısı olup çıkar sağlanıyor ki önemli acıtan gerçekler hep öteleniyor. Öyle öteleniyor ki medya sayesinde bu yanlışların normal halde başka aktarılma kaynağı olarak da kulanılıyordur!*****

Şimdi anladınız mı neden medya önemi çok etkileyicidir! Söylenen ve karşısındaki algılayınca,en yalın gerçekler karşısında dahi yanlış medya destekli doğru diye savunulur. Daha pişkinliği ise sizi cahil ve bilgisiz yerine koyma esrumanı olarak da kulanılır!

 

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.