Bellek kaybı ile gerçeklerden kaçış birleşince! – Özkan Yıkıcı

0
47

Konu seçerken bu defa zorlanmadım gibi! Sanki olaylar kafamda yoğunlaşıp sıra bekler gibiydi! Şu işe bakın: hem ayımız Eylül, hem de ilgili ay öylesine yakın tarihle dolu ki, yüzleşmek dahi günümüzü anlamada oldukça önemli günleri de yaşıyoruz. Bellek canlı, günümüz gerçeğine de yakın duruşta olsaydık, bolca konu ve alınacak derslerle dolu bilgielrle epey birikim sağlama şansımız olacaktı….

Konuyu seçerken, yapılan bazı açıklamalar la yaşanan bazı gelişmeler bana epey yardımı dokundu. Kılıçtaroğlunun milliyetci şahlanışla Kıbrısın Beşparmaktaki bayrağı vurgulaması, ülkemize uygulanmaya hazır yeni eğitim müfredatında müzikle alakalı yeni öğreti, adeta yakın tarihle günümüz bütünleştirme makalenin de çerçevesini oluşturdu. Öyle ise, hemen yakın tarihle günümüz gerçekleri ilintili somut anlatıma girelim…..

Eylül dedik, önemli yakın tarih olaylarıyla, bize günümüz için önemli dersleri ile dolu olduğunu söylüyorum. Nitekim, 6 7 Eylül olaylarını eğer, Türkiye ve Kıbrıs geçen onca zaman içinde, doğru yorumlayıp, yanlışlarla yüzleşilseydi, Kılıçtaroğlu ayni günlere gelen “bizim milliyetçiliğimiz Kıbrısın Beşparmak dağlarına yazıldı” deme pişkinliğini gösteremezdi! Oysa, Kılıçtaroğlu adeta haykırırcasına “yüzleşmemenin milliyetci şahlanışını” yapıyordu. Çoğu brakın ilgili tarihi dönemi, adını dahi unutan çok. Hat ta, saptırma ile milliyetciliğe takan çok. Oysa, biraz birikim olsa ve “6 7 Eylül le” yüzleşilseydi, Kılıçtaroğlu böylesi fetihci ruhla AKP karşıtlı “milliyetci” yarışına giremezdi! İlgili tarihlerin ayni zamanda Türkiyenin Kıbrıs politikasına direk katılımla, Nato ABD eksenli Özel Harp dayresinin ilk deneğimi olduğu, çoktan kanıtlandı. Fakat, yüzleşilmediği için de Kılıçtaroğlu o kirli sayfanın devamında biriken tarihin günümüz şovenist açıklamasını hem de suçladığı Fetihci AKP karşısında mavzeme olarak başarı belgesi olarak açıklıyordu!…..

Gelelim 11 Eylül günlerine: Buradan da eğer gereken yüzleşme olsaydı, bilgielr tam yerine konulup, gelişmelerle ele alınsa, çok söylenecek ders olurdu! 11 Eylül, hem Şilli deneğimi ile Sosyalizmin barışçıl geçiş yapmanın neden güç olduğunun tarihi yaşanmışlığı olurken; ayni zamanda sonradan Bop projesi olacak Kule saldırılarıyla da şimdi yaşanan Ortadoğu kağosunun da tetiklendiği tarih olmaktaydı.

Şilli darbesi ve Neoliebraleşme devamlığı sonucu, epey biriken dersler oluştu. Öteyandan, Amerikada olan ikiz kule saldırılarıyla da başlayan Ortadoğu plan uygulaması ile günümüz bölge resmi sonucu karşımıza geldi. Her iki olay da epey sancılı günümüzle buluştu. Sosyalist hareketin barışçıl gelişinin yıkılışı ile sol önemli bir yenilgi yaşayıp, epey zorlanmasına karşın, benzeri başka yöntemlerle Latin Amerikada günümüzde yeniden yaşanmaktadır. Son Berezilya ve Venezuela örnekelri bunun yalın kanıtlarıdır.

Öteki BOP olayı ile konumlatırılan yeniden sömürgeleşme piyasalaştırma planı ise günümüz dini faşizmin bölgemizdeki sonuçla yaşamak zorunda kaldık. Türkiyede AKP yönetimi, bölgesel IŞİD ile Elkaydeli genel yayılan yapılar, hep 11 Eylül Nivyork saldırıları ile onbinlerin ölümü sonucu gerçekleştirilen politikalardır. Irak ve Afkanistan işkali ile başlayan, özgürlük ve demokrasi yerine nelerin yeşerdiğini senelerdir yaşıyoruz. Sonradan Lipya ve Suriye gibi örnekler de epey birikimle yeniden Emperyalizmi BOP eksenli sömürgeleştirme koşullarını yaşadık…..

İster Şilli darbesi ister Amerikadaki saldırılarla başlayan dönem, sistemin hangi güçleri yeşertip yeni dünya özlediğinin de bilgilerini epey edindik. Bugün bunarlın yansıyışı ülkemize dek geldi. Son cami yarışı, tarikat eflasyonu veya eğitimdeki müfredat konuları ileri değil gericileşmenin de nereye dek ulaştığının kanıtıdır. Çünkü, sistem hep dini gericilikle siyasal oyunu oynadı. İktidarlara İslami faşizmin yapılarıyla gelme veya geldiği örnekerle “demokrasicilik” oyunu oynandı. Şimdi bir örnekle müzikcilere de bir ufak soru soracam:

Bizde tıpkı Türkiyede olduğu gibi yeni müfredat la gerici ve feodal anlayışlı öğretime geçiliniyor. Salt evrim bilimseliği değil müzikte çok seslilik veya batı eksenli kurallar da geriletiliyor Yerine, ilahiler gibi dini versyonlar konuluyor. Bizim özellikle batı müzik tutucuları hep eğitikleri elemanların yerel dans müziklerini dahi çalmalarına engel koymakla uğraş veriyorlardı. Şimdi, onca çok seslilik ve batı motifli müzik anlayışı tutkucuları, yeni müfredat için birkaç söz edeceklr mi?…..

Son olarak klasik bir 12 Eylül anımsatmasıyla tamamlayalım. 12 Eylül darbesiyle Türkiyede neler olduğunu, bilmek isteyen herkes bilir. Ama, çıkar aşkı ve işbirlikci ruhiye bunları hep engeledi ve engeleyecektir. Şimdi Türkiyede yaşanan gericileşme ve baskıların yeniden temeli 12 Eylül darbesiyle atıldı. Feytulah Gülenin bu darbeği boşuna desteklemediğini, Evrenin elinde kuranla kitlesel probaganda yapmadığı, imamhatiplerin bu dönemde hızlatıldığı, boş politik seçkiler değildi. Zaman zaman bunlar balans edilerek “28 Şubat gibi” yapılıp, ayarlar yeniden yapılarak, ikibinelrde de kurdutulan AKP ile yeni dönem istenilen kıvama sokuldu. Darbeyle başlanan, Özal la devam eden İslamileştirme süreci, Erdoğan ile yeni taşlanarak kurumsalaşma ve değişimle rejimi değiştirme sürecine girildi. Zaten, bunun yansımaları hep dini versyonların gerçekleşmesi ile sağlandı.

Boşuna değil, Özal zamnında adamızda Rabıta veya Şeh Nazım yapılanmalar rolleri artmadı! Şimdi bunun sonucunda ilahiyat kolejinden camilere, tarikatlardan eğitim müfradatına varan değişimler kurumsalaşıyor. Yeni kültürleşme direk Kıbrısa da yansıdı. İşbrilikci aşkımız, yeni çıkar şerbetini Camilere gidip görünerek kanıtlanmaktadır…

Bellek kaybı ile gerçeklerden günümüz kaçışları olunca, “bize bir şey olmaz” veya “burada tutmaz” savunma bahanemizle engelenemez. Kendimizi yavan övme ile ilgisizliklerle bu süreçlerde kolay teslim olan sonuca yeniden gelindi. Bellek canlı ve gerçeklerle yüzleşerek yaşasaydık, banbaşka bir Kıbrıs gerçeğinden konuşur olacaktık. Konuşmamak ve bilmeyerek anımsamayarak kurguladığımız dünyamız, teslimiyetle alınan rantın örtüsü altında banbaşka kolay bir dünyaya da merhaba diyoruz. Ozaman, biz de bellek kaybına uğramadan, gerçeklerden kopmadan, birielrin inadına “enayi” dense de yazmaya devam. Çünkü, sistemin yanlışını ve kirliliğini görüyorsak, bu durup dururken değişmez. Gerçekelri konuşmadan, sırf konuşmak için konuşulursa, hep böylesi acayip koşullarda yaşayarak günümüzü geçirerek bu dünyadan göçüp gideriz. Şimdilik, hep kaybeden bizleriz. Ama, gerçeker zamanı gelince onları görmek istemeğen kesimleri de keskin kılıç gibi kesecektir.

 

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.