Yasaların ruhu hukukun üstünlüğü ve refah – Alpay Durduran

0
291

durduran2Son zamanların ekonomik kurumların raporlarını her gün haber yapmak oldu. Ekonomiyi önemsemek de artık insanın genel tavrı oldu. Eski devirde de önemli idi ama yaşamında gördükleri etkileri bilgi haline getirenlerle sınırlı olurdu. Fiyat artışları önemli idi ve can yakardı ama enflasyon deyimini 1960’larda Türkçede kullanan gazetelerde göründü. Demirel ilk kullananlar arasında idi. Şimdi kullanmayan yok gibi bir şey. Buna döviz kurları, borsa endeksleri ve uluslararası değerlendirme kuruluşları raporları katıldı.

Türkiye ekonomisinde liberal kapitalist değişim ve refah işaretleri görülmeye başlanınca arazide değişiklik de görünür oldu ve yeni bir deyim dillerde dolaşmaya başladı: orta gelişmişlikten çıkmak için hukuk güvenliği ve etkin verimli kamu yönetimi konularında reform şarttır.

Bu deyimi çok kişi tekrarlayıp duruyor. Reformlar yapmadan düşen kalkınma hızını artırmanın olanağı yoktur savları yapılır oldu.

Bu savlar AB üyesi olacak diye beklenen Türkiye’nin zaten yapmayı kabul ettiği üyelik görüşmelerinin içinde olduğu da sürekli açıklandı. En çarpıcı olan da başbakan olduğu zamanda Erdoğan’ın da kabul ettiği ve altına imza attığı ve attırdığı anlaşma ve programlarda bunların yer alması ve vizesiz Avrupa’ya seyahat başlığında da onun imzasıyla yer almalarıdır.

Ancak Türkiye alışkanlık halinde anlaşmalara ve programlara imza atar ama canının istediklerini yapar ve yasal işlemlerini yaptıklarını bile dilediği gibi uygular.

Örnek olarak gümrük birliği anlaşmasını vereyim. Gümrük birliği anlaşmasında Kıbrıs’la ilgili gümrük birliği anlaşmasını da uygulayacağını kabul etti ve imzaladı ama o anlaşmadaki Kıbrıs’ı Kuzey Kıbrıs olarak anladığını iddia etti ve uygulamayı reddetti. O anlaşma ile birçok başka konuyu da söz vererek uygulamaya başlayacağı için onların hatırına AB görüşmelerle bu sorunu çözmeyi seçerek gündemde tuttu ve gümrük birliğini uygulamayı durdurmadı.

Kısmen uygulanan bir halde anlaşmayı uygulamak ve süreç içinde yürürlüğe sokulmayan maddeleri müzakere ve ilgili bazı konularda gündeme getirmek suretiyle kabul ettirme AB’nin hep yaptığı bir iştir. Ciddi devletler bu usulü seçmezler ama AB’nin başında birçok ciddi olmayan devlet de vardır ve didişme halinde ilişkiler sürer gider. Yunanistan ve Güney Avrupa ve Doğu Avrupa ve Balkanlarda yeni ve eski üyeler ayni sözünü tutmaz devletler olarak karın ağrısı oldular ve karnı ağrıyan bir AB gerçeği karşımızdadır.

Türkiye artık en sorunlu üye adayı olarak tam bir karın ağrısına döndü. Erdoğan’ın onlar yoluna bir yolumuza diyerek meydan okudu, ilgili bir bakan da gümrük birliği dahil tüm anlaşmaları reddedip AB üyeliğini unuturuz dedi.

Öfkeli demeçlerle Türkiye’yi emir kulu sananlar ve terörle Türkiye’yi zaafa düşürmek isteyen hatta etrafındaki teröristlerle Türkiye’ye saldırıları taşeronlarıyla yürütenler diye AB ülkelerini ve ABD’yi suçlayan bir tutum takınıldı.

Ne ABD’nin ne de AB ülkelerinin buna karşı harekete geçmemeleri tam tersine Türkiye çok değerli bir ortağımız demeyi sürdürmeleri anlaşılması zor bir durumdur. Bunu anlamak için Türkiye’nin onların hangi işlerine yaradığını tümden düşünmek ve anlaşılması daha zor olan Türkiye’nin kendine taşeronlar tarafından saldırılarda bulunan bu ülkelere yardımcı olmaya devam etmesidir.

AKP ile de sınırlı olmayarak hemen tüm siyasi görüşten ve en yüksek düzeyden Türkiyeli yetkili ve görevlilerin ve eğitim kurumlarındaki görevlilerin koro halinde AB ile ilişkiler ve gümrük birliğinin Türkiye’nin aleyhine olduğunu söyleyip öfkeyle Türkiye’nin üzerindeki göz deyimleriyle halkı tahrik etmeleri garabet örneğidir.

O arada da ABD ile stratejik otaklıkla övünme ve AB üyeliğine layık olan tek Müslüman ülke olmaktan pay çıkarmaya, seçimlerde bile AB üyeliğinde eskilerin atamadığı kadar adımı attık diye övünme sürer gider.

Şimdi takkenin düşüp kelin görüneceği zamana gelmiş gibiyiz. AB üyelik ve vizesiz seyahat anlaşmaları ve onların gelişme raporları Türkiye’nin yaptıkları ve yapmadıkları ve imza attığı halde uygulamadıkları konusunda çok daha azgın kamuoyu önünde tartışmalar başladı. Davutoğlu’nun görevden alınmasının vizesiz seyahat anlaşmasının uygulanması için koşullar listesi yüzünden olduğu ortaya çıktı. Erdoğan nereden çıktı bu kadar madde diye köpürdü. Ama o koşulların altında kendisinin başbakan olduğu zamanda attığı imza Cumhuriyet gazetesinde hatırlatıldı. İnternetten isteyen herkes bir tıkla o anlaşma ve gelişme raporu bulunur, yani yalanı yok. 04.03.2016 tarihli raporda raporun dayandığı anlaşmaların tarihleri de vardır tıklasın ve görsün.

Avrupa Parlamentosu başkanı Türkiye çok geriye düştü artık üyelik olanaksız hale geldi dedi. İngiltere başbakanı Cameron bin yıl daha üye olamaz dedi. AB komisyon başkanı endişe içindeyiz dedi. Tek adamlığa geçiş içinde olduğu için Türkiye’nin AB ilişkileri yıkılıyor iddiaları dış basında her gün işleniyor. Vizesiz seyahat anlaşması ve Türkiye’ye sığınmacılar için vaat edilen yardımlar artık sade uyarı amaçlı anımsatılıyor. Ne zaman işleyeceği hakkında konuşma kalmadı.

Türkiye’nin AB üyeliği bizim için de büyük önem taşır. Lakin konuşanımız pek yok ve endişe belirten de yok. Görüşmelere iyi niyetle devam ediyoruz deyip yılsonuna kadar çözüm hedefinden bahseden liderlerden açıklamalara ne hedefi ve kaçıncı hedef diye soran görülmüyor.

AB üyelik yolundan çark eden bir Türkiye Kıbrıs’ta neyin çözümüne izin verecek?

Hani AB üyeliği yolunda çözüm sağlanırsa sağlanır diyenler nerede?

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.