Bilgisizlikle oluşan algı ideolojik yaklaşımlar – Özkan Yıkıcı

0
241

Her zaman görünüm veya etiketlerin tek başına nasıl yanıltıcı olduğu, sık sık karşılaştığımız olgu oldu. Bolca üniversitesi, epey sayıda medya olan, akademisyen diplomalı veya bolca gazeteci kartlı olan bir yerde “ki Kuzey Kıbrıs’tır” eyer bilgisizliklerin uçuştuğu ortam oluyorsa, o zaman durup yeniden sorgulamamız gerekir. Çünkü her konuda direk karşımıza ikili düşünce modeli çıkıyor. Ne birikim oluşu nede bilgi varlığı olmadan oluşan ideolojikleşme tabularıyla karşılaşıyoruz. Bilgilerle değil de algılarla oluşan etiketlerle bakılan bir garip ideolojikleşme sığlığında debelenip duruyoruz. Geçmişle ne birikim oluşan düşünce veya sorgulayıp doğruyu bulma geleneği kültürleşmedi! Eldeki etikete bakarak karşınızdakinin mesleki veya düşünce bakışını düşünürken, çoğu kez bunun cılızının da olmadığı gerçeği ile karşılaşmanız kolaydır. Hele de algılarla oluşup bilimsellikten uzak gerçeklerle uymayan ideolojikleşme, çıkarcılıklar bütünleşip, korkuyla aşılması engellenince de; düşünce modelinizde hep tabusal kuşatılmışlıkta olmanız da doğallaşır. Biliyorum; bu cümleleri dahi birçok okuyucu anlamakta zorlanacak. Ayrıca, en ufak gerçekte de karşılaşıp, bunu normal gördüğü için de sorgulamayacak kadar da konuya yabancılaştı! Bunu güncel kullanılan kavramdan, oluşan algı ideolojik resmiyetlerde hep yaşıyoruz. Bunları tekrardan her konuda karşılaştığım için de ben de kaçınılmaz olarak zaman zaman bu alana dalıp ufak bir anımsatma yüzleşmesi de yapmak zorunda kalıyorum. Son örneklemlerle konuya yeniden giriyorum!

*****

Kuzey Kıbrıs ta hükümet krizinden yeni hükümete doğru bir süreç yaşandı. Yeni teslimiyet belgesi ise “meclisten” geçti. Ülke koltukçuları bazı ziyaretler yaptı. Bunlardan birisi de İslam konferansı olup Akıncı inciler döktürdü! Türkiye’den bazı gazeteciler de Kuzey Kıbrıs’ın Hükümet krizini yazarken de hala CTP yapısını solda göstererek klasik ezber etiket yaftası ile yorumlayan Sosyalistler de oldu. Çevremiz kaynamaya devam ediyor. Mülteci sorunu ise Türkiye’de sosyolojik patlama, siyasal kart kullanımlı ikileme girdi. Ama en temel gerçeği nedense kimse kullanmayı bıraktı! Yaşanan Kapitalist sistem, üst aşaması Emperyalizm, son dönemki Neoliberal ekonomik yapıdaki kriz ile çıkılamama genel doğrular hiç yorumlara eklenmiyor! Sömürgecilik, ilhak gibi kuramlar sildirtilip, sanki tüm ülkeler “özgür ve bağımsız kendi dinamikleri ile” yaşadıkları algısıyla yaklaşımlar oluşturuldu. Tüm bunların toplamı da gerçekler ile algıların uçurumlaştığını kanıtlıyor. Konu hakkındaki bilgisizlik ile resmi algılı ideolojikleşme sonucu oluşan söylemin en pratik son örneğini ise Akıncının İslam konferansı hakkındaki incileri oldu! Buradaki medya da Akıncı manşetlerle başlayıp konuyu orda bırakarak nerede ise başarı öyküler geliştirdiler! Kimse İslam örgütünün silikleşip günümüzdeki geri bıraktırılmışlık din algılı siyasal gerçeğine dokunmak istenmedi. Çünkü gazetecinin Mercedes’i bozulacak, otelin şaşalı ışıklarından uzak kalınacak, yönetim pastalı avantaların bitme tehlikesi var, bilmedikleri için de sorgulayacak düşünce birikimi de olmadığından dolayı konuya algıyla bırakma gerçekleşti.

Madem konuya İslam örgütüyle başladık, bazı bilgilerle de birkaç söz edelim: İslam örgütünün kurulduğu 69 yılından beri etkisi hiç olmadı. Örgütü o dönem Emperyalist bölge çıkarına göre İran ve Sudi Arabistan kurdu. Hemen ekleyelim; İran o günlerde batı yanlısı olup, Şahla yönetilmekteydi. Sol eksene karşı bölgesel dinsel ideolojik ittifak temel ilke oluyordu. Ayrıca şaşırmamanız için de şu 2 olguyu da ekleyelim: Mısır da Arap milliyetçiliğinin birliğini oluşturmaya çalışıyordu! Nasır hareketini Sovyetler “Kapitalist olmayan yol” olarak siyasallaştırdı! Üstelik Arap devletleri 2 yıl önce İsrail karşısında da yenildiler. Yeni Filistin hareketi de yükselmeye başlandıydı!

****

Daha sonra İslam devletleri darmadağın olmaya devam etti. Kutsal kurucular İran’daki devrim le ayrıştı. Ortadoğu projesindeki Şer eksenli İran ile tetiklenen Kültürler çatışmaları sonucu da mezhepsel yörünge karşıtlığına dönüşüldü! Buna karşılık da Mısır batının eksenine girdi. Yalnız; İslam konferansı ortak tavır veya birlikte davranma tavrını hiçbir zaman gerçekleştirmedi.

Zaten Ortadoğu ağırlıklı İslam devletleri yeni sömürge ilkelerle yönetiliyordu. Girilen yeni strateji ile yine çoğu tasfiye edilip parçalanacaktı! Ne ortak “düşman” denilen İslam’a karşı duruş sergilediler, nede yeni batı işgal girişimlerinde birlikte engel olma tutumu oluştu. Tam aksi, son dönemde olduğu gibi, Sünni eksenliler İsrail ile ittifaklaşıp İran’a karşı cephe oluşturdu. ABD işgal veya kullanma siyasetlerine koşa koşa katıldılar! Ama algılarla tabulaşan din inancını siyasal olarak kullanıp, aslında sistemin bağımlı devletleri olarak yaşamlarını sürdürmeye devam ediyorlar.

Son konferans gösterdi ki öyle ortak İslam siyasal buluşma falan yok! Karşıtlıkla Suudilerin hegemonya kurma çabalarında ayrışan ve kullanılan tuhaf bir görünüm sergilediler. Irak işgaline, Libya iç savaşına, Suriye’deki kaosa enkazından ortak davranış hafifletme siyasetin s harfi dahi duyulmadı! Tam aksi, katılımcı İran’a karşı Sudi yandaşlı bir tutum la herkes hegemonyacılığa oynadı. Nitekim Erdoğan da bu silahı patlattı! Güvenlik Konsey beşlisine karşın “Ümmet karşıt seçeneği” gibi saçma sözleri yeniden tekrarlandı. Dini ölçeklerle sisteme karşı pazardan tutun öteki siyasal tutumların savunulan ama karşılığı olmayan tuhaf bir ittifak! Galiba en iyi nameleri dizen de üye dahi olmayıp katılan Akıncıdan geldi!

Net sorunlar yansıdı: Mısır delegasyonunun daha açılıştaki beklemeden kürsüden ayrılma, İran’a karşı kullanılan sonuç bildirgeli sözler, ortak fotoğrafta bütünsel olmamalar hepsi konferanssın nedenli boş olduğunu gösteriyor! Üstelik şu temel soruyu da kimse sormadı: En başta Suriye’den milyonlarca mülteci neden İslam ülkelerinde kalmak istemiyor? Neden batıya ısrarla ölüm pahasına yollanıyorlar? Neden onca zengin Sudiler ve öteki İslam devletleri enkazından mültecilere yardım fonları oluşturmuyor, bazı mültecileri almıyorlar? Temelinde ise İslamcı nüfus neden İslam ülkelerinden kaçmak istiyor! Bunlar İslam konferansının nedenli boş olduğunu kanıtlıyor. Bir de şu: Akıncı ikide bir, “Çözüm ha geldi, ha geliyor” derken, neden İslam ülkelerinden “KKTC” yapısının güçlendirilip tanınmasını istiyor? Bunlar hep algılarla dolanıp ideolojikleşmenin nedenli körleştirme oluştuğunun acı örneklemleri olmaktadır.

*****

Bir konuyu yeniden yazma ihtiyacı duyuyorum: Daha önceleri de ısrarla belirtim! Türkiye Kıbrıs ilişkileri eyer doğruları ile öğrenilip yerine konmazsa, sağ sol düşüncenin temel ideolojik aygıtları ile bilinmez ise, hep yanlışlara düşme tuzağı vardır! Kıbrıs’taki Türkiye algısı ile oluşan tabusal ideolojikleşmenin, kültürleşmesi sonucu hala onca net Protokollerle oluşan yapısal değişim ile teslimiyetler hala kamuoyunda yer bulmuyor. Türkiye’de başka, burada bambaşka algılarla sunuluyor! Onca kötü pakete karşın hala geniş çevre çıkıp “Türkiyesiz yaşayamayız* istediklerini kabullenip, paramızı kapalım* Türkiye garantör olmazsa biz anlaşma kabule edemeğiz” gibi birçok gerçeğe aykırı tutumlar hala yaygındır. Hat da; bunları eleştirenlerin bir kısmı çıkar adına veya koltuk sevdasına nasıl değiştirdiğini de gördük. Bu algıların ideolojik tabu olma gerçeği sonucu; nice yıkım uygulamalar dahi kitlesel karşı duruşu getiremiyor. Sanırım Su protokolünün meclisten geçerken hiç denecek tepkilerin yaşanması bunun örneğidir. Üstelik protokole durmadan söz söyleyen nice örgüt, nedense görüşmelerde etrafta yoktu! Çok sancısız bir meclis geçişi oldu. TDP mecliste hayır derken, Barakalılardan birkaç kişi de pankartı mecliste açtı. İşte o kadar!

Bir son örnek, Birgün gazetesi köşe yazarlarından Gözde Bedeloğlu arada Kıbrıs konusunda da yazıyor. Son Su krizi ile hükümet değişimi olayını da yazdı. Belli ki kabahat kendinde değil! Çünkü çoğu ileri sürdüğü CTP konusundaki görüşler yanlış! Çünkü girişte de belirtiğim gibi etiketle sol demekle solculuk olmuyor. Gözde şunu kaçırdı veya kaçtırıldı! Meclisten geçen Su protokolünü bizzat CTP imzaladı! Yine daha önce baştan itibaren ayni parti de kabullendi! Burada CTP ikili oynamayı güzel öğrendi. Tüm koltuk günlerinde en acımasız piyasa yasalarını geçiren, teslimiyet anlaşmalarını imzalayan ve Türkiyeleşme ilhak politik açılımlarını yapan partidir! Buradaki sıkıntı şu: herkes hala CTP olayını Sovyetlerdeki dönemle algılıyor. Oysa CTP Sovyetcilik işbirliğinden sonra, şimdi Türkiye’nin özelikle AKP işbirlikçilik acentasını çok güzel uyguluyor. Ayrıca yerel muhalefeti de kontrol ederek, daha iyi işbirlikçilik mesajı da veriyor. Bakın CTP döneminde birçok yandaş sendikanın tutumları bunları hep haykırıyor.

Gözde Bedeloğlu örneğini neden verdim: Türkiye’de ve Kıbrıs’ta algılarla resmi ideolojik tabuculuk oluştu. Sağ ittifakını rahatça yaparken, sol hala bunu aşamadı! Bu yüzden çoğu kez sağ gibi düşünen veya etiketleri görerek tavır açıklayan yanıltıcı genel bir duruş vardır. Nedense bu kırıklık hala giderilemedi! Tekrarla sonuca gelecem: Eğer Türkiye Kıbrıs konusunda gerçeklerle yüzleşseydi, burada yaptığı ilhak politikasını doğru yerine koysaydı, bugün tekrar yaşanan Hatay’dan Kürdistan bölgesindeki yeniden yerleştirme olayları onca kolaylıkla yaşanmayacaktı! Kıbrıs’ta ise; Türkiye gerçeği doğru algılansaydı, bugünkü yapısal sonuca gelinmeyecekti! Son Su teslimiyeti ile paketle resmen elde kalanın yabancı sermayeye verilme tavrını kitlesel olarak kabullenme kolaycılığı olmayacaktı! Egemen sınıfsal eksen bütünleşip burada işbirlikçilik oynanırken, ezilenler hala Kıbrıs konusunu resmi algıların dışına çıkamama tabusuna hapsoldular. Bu konu oldukça önemlidir. Önemi hem Kıbrıs yeni bir ilhaklaşma bölgesel sömürge örneği haline gelirken, Türkiye egemen Oligarşinin tarihten günümüze yaptığı kirli siyasetle yüzleşememenin de kendisini yaşıyor. Bir “ulusal kılıf la” her şey hala örtülüyor.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.