Verilen muştularla dayanıyoruz – Ulus Irkad

0
157

ulusAslında başından beri hep şüphemi çekmiştir. Bizim Kıbrıslıtürk tarafı barış görüşmelerine iyi niyetle bakarken daha fazla Kıbrıslırum tarafından şikayet sesleri yükselmektedir. Gene tırnak içinde Güney Kıbrıs’taki elitlerin ve egemenlerin gerçekten ne kadar çözüm istediklerini de şüpheyle karşılamak gerekir. Tabi, bizimkilerin de ne kadar iyi niyetli olduklarını bilemeyiz. Basına veya medyaya bu yüzlerini yansıtmaktadırlar. Bu yüz ne kadar doğru ve dürüst bir yüzdür gene sonucu bilmeden bir öngörüde bulunamayız. Bir zamanlar kendi içlerindeki sol fraksiyonları bile, önyargılarla ve de 12 Eylülcüler öyle istedi diye, sola karşı tepkilerinden dolayı, ihraç edenlerin ben pek fazla dürüst olacaklarını da sanmıyorum. Tabi ki inşallah yanılırım ve bu iyi niyet gösterisi sonuna kadar devam eder diyorum. Ama bugün Kuzey Kıbrıs ne kadar özgür iradelidir ve ne kadar özgür olsa bile Türkiye’den gelecek olan empozelere karşı durabilir o da tartışılır. 1974 yılından beri ne kadar özgürüz, o da bana göre açık değildir. Bir seçimde bile özgür bir şekilde oy kullanamıyorsan, varsın sen kendini özgür olarak belle. Devamlı olarak buradaki iradeye saldırılmış ve buradaki irade maalesef hep ayaklar altına alınmıştır ve son zamanlarda su sorununda da görüleceği gibi burada da özgür irade bir şekilde maalesef ayaklar altına alınmaktadır. Bizimkiler yakında referandum olacağını söylerken gene Güney Kıbrıs, BM -Kıbrıs temsilcisinin hatalı olduğunu bu iyi niyetin sadece ondan kaynaklandığını söylemekteydi. Gerçi Anastasides de bazen Akıncı’ya güç vermekte ve iyi niyetli açıklamaları o da yapmaktadır ama gene de bazen şikâyetimiz sesler çıkmıyor da değil. Bunun yanıda Anastasiades’e başından beri destek veren bazı partiler ise son zamanlarda muhalif seslerini yükseltmektedirler. Aslında biz halk olarak olayların dışındayız ve perde arkasında neler döndüğünü neler konuşulduğunu da bilmiyoruz. Çoğu bilgiyi de Kıbrıslırum basınından almaktayız. Kıbrıslıtürk tarafının iyi niyetli açıklamalarına rağmen Kıbrıslırum basınında çıkan aşağıdaki haber ise aslında durumun bize gösterildiği gibi olmadığını da yansıtmaktadır: 9 Ağustos, Pazar tarihli haber (Tak) bakın şu şekildedir:

‘“Kathimerini gazetesi “Üç Geçiş (Dönemi) Hükmü Diken” başlıklı haberinde, Kıbrıs sorununun çözüm anlaşmasının uygulanmasına ilişkin geçiş dönemleri konusundaki Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum tarafı arasındaki anlaşmazlıkların sıkıntılara neden olduğu ileri sürdü. Gazete, müzakere masasında üç geçiş dönemi şeklinin ele alındığını yazdı. İki taraf arasındaki geçiş dönemlerine ilişkin çeşitli öngörülerin görüşülmesinin, kesinleşmemekle birlikte gelişim halinde olduğunu yazan gazete, Kıbrıs Rum tarafının, Kıbrıs Türk tarafının genel geçiş dönemine ilişkin tutumu konusunda düşünceli olduğunu belirtti. Gazete, Kıbrıs Rum tarafının sunduğu “çözümün onaylanmasından, çeşitli kurumsal organların işleve girmesine kadar, yeni devlet oluşumunun normal çalışması ve geçişini kolaylaştıracak genel geçiş döneminin kabul edilmesi” şeklindeki görüşün, Kıbrıs Türk tarafınca ret edildiğini savunan gazete, Kıbrıs Türk tarafının bunu ret etmekle kalmadığını ayrıca müzakere masasından ayrılma tehdidinde de bulunduğunu ileri sürdü”.

Bunun yanında toprak ve mülkiyet konularında da bir birliktelik olmadığı aşağıda tesadüfen karşılaştığım haberle de ortaya çıkmaktadır. Bu haberden de ortaya çıkacağı gibi arada sırada “KKTC Cumhurbaşkanlığı”nın iyi niyetli ve de sorunsuz olarak görüşmelerin devam ettiği şeklindeki bazı demeçleri de akamete uğramaktadır. Sayın Ahmet Cavit An , 25 Ağustos, 2015, Salı günü sosyal medyada (Facebook) aşağıdaki haberi yayımlamıştır.

“Türk tarafı kırmızı çizgilerini yenileyip, tavrını sertleştiriyor” iddiası

“Yaz tatili için verilen kısa aranın ardından Kıbrıs Türk ve Rum müzakere heyetleri, liderler görüşmesinin ön hazırlıkları için bugün masaya dönerken Türk tarafının kırmızı çizgilerini yenileyip tavrını sertleştirmekte olduğu iddia edildi.

Fileleftheros Kıbrıslı Türk Müzakereci Özdil Nami ve Rum dengi Andreas Mavroyannis’in 15 günlük aradan sonra bugün yeniden görüşeceğini, Mülkiyet ve Toprak konularında zemin hazırlığı yapılırken, tezlerin işlenmesinde, özellikle de yakınlaşmalar alanında teknik düzeyde sorunlarla karşılaşıldığını yazdı.

Müzakere heyetlerinin günlük (her gün) görüşeceği, bunun paralelinde çalışma grupları ve teknik komitelerin de toplanacağı belirtilen haberde müzakerelerde görüşülen konularla ilgili Türk tarafından çeşitli düzeylerde tepkiler geldiği, bunun da Türk tarafının müzakerelerdeki icraatlarını etkilediği iddia edildi.

Cumhuriyetçi Türk Partisi Birleşik Güçler(CTP-BG) Genel Sekreteri Tufan Erhürman’ın mülkiyet, mirasçılar ve vatandaşlık konularında dile getirdiği görüşleri “Türk tarafındaki ortamın göstergesi” diye niteleyip satırbaşlarını aktaran gazete Türk tarafının çizgisini sertleştirmekte olduğu görüşünü de şu gerekçelere dayandırdı:

“1- Mülk kullanıcılarının güvence altına alınması ve ‘önceki sahibin’ tazmin yöntemi bulunması, tazminatı da kullanıcının ödememesi için artan bir baskı var.

2-Garantiler konusunda görüşür göründükleri tek konu garantilerin tasfiyesi değil mevcut sistemin değiştirilmesidir.

3-Birincil Hukuk’ta ısrar var. Türk tarafı bunu, anlaşma maddelerinin uluslararası organlara götürülmesinin yasaklanmasıyla elde etmeye çalışıyor.

4-Akıncı’nın çevresinde bile, yerleşiklerin gitmemesi için ortam şekillendiriliyor.

5-Toprakta, toprak iadeleriyle ilgili itirazlar var ve bunu, Kıbrıs Türk oluşturucu devletçiği altında yuvaya dönecek Kıbrıslı Rumların sayısıyla bağlıyorlar.

6-Vatandaşlık konusunda, oluşturucu devletçik tarafından vatandaşlık verilmesiyle ilgili tezler öne çıkarıyorlar.’

Sayın Akıncı’nın sözcüsü durumunda bulunan Sayın Barış Burcu’nun zaman zaman gene iyi niyetli açıklamalarına rağmen Kıbrıslırum ve Kıbrıslıtürk basınlarında çıkan bu iki haberden alacağımız ipuçlarına göre aslında öne sürüldüğü gibi anlaşmaların iyi gitmediği, her iki diplomatik grup arasında bilhassa mülkiyet konularında bayağı büyük sorunlar olduğudur.

Sadece büroratik elit tabakaların sınırlı sayıda seçmenleri de temsil ederek ortaya koyacakları barış ve çözüm önerilerinin de aslında halk desteği olmadan yaşayamayacağı bir gerçektir. Bunun demokratik ve adil olmadığı da tartışılır çünkü her zaman seçimi kazanmak ve çoğunluk olmanız demokratik olduğunuzu göstermez. Çoğunluk şeriat ve faşizm uygulansın kararı alırsa sistemi değiştirecek miyiz? Veya bir odada bulunan sigara içenler, çoğunluğu oluşturuyor ediyor diye odada sigara içmeye mi başlayacağız?Daha şeffaf olunarak, daha genişletilmiş, daha geniş tabanlarla ve daha geniş halk yığınlarıyla temsil edilecek barış ve çözüm çalışmalarının sürdürülmesi bir gerekliliktir.

Halktan kopuk bir çözüm ve barış kayalara toslamaya mahkumdur.

 

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.