Çözüm İçin “Godot”unu Bekleyen Kıbrıslılar (1) – Halil Paşa

0
138

halilpasaHENÜZ ÇÖZÜM’ÜN ÇOK UZAĞINDAYIZ.

Bir hafta kadar önce, 8 Kasım 2015 tarihli Haravgi gazetesinde; AKEL Milletvekili Aristos Damianu’nun, “Kayıp Şahıslar Komitesi” yönetimindeki kazılarda bulunan ve kimlik tespiti yapılan bir Rum’un cenaze göreninde yaptığı bir konuşmanın haberi;

“Bugün, federasyon mu başka bir şey mi ikilemi yok, federasyon mu taksim mi ikilemi var” başlığıyla verilmişti.

AKEL vekili Damianu, özetle, Kıbrıs sorununun çözülmemesi halinde, bu durumun; “aynı vatan içerisinde, binlerce Türk askeri ve TC kökenliyle, bir başka deyişle Türkiye tarafından kontrol edilen bir oluşumla yan yana var olmak” gibi “tehlikeli bir komşuluk” anlamına geleceğini savunuyordu.

Damianu, önceki müzakerelerdeki bazı yakınlaşmaların, iki lider arasında daha şimdi değerlendirilmeye başlandığını ve bunun da “daha alınacak çok yol” ile “ancak Türkiye’nin kaldırabileceği dikenler” bulunması halinde ilerleyebileceğini öne sürüyordu.

Haber Kıbrıs sitesinde yayınlanan önceki beş serilik yazı dizimde, özetle, sağcısı ve solcusuyla Kıbrıslırum siyasi parti ve yöneticilerinin, Kıbrıs Sorununun çözümünü, artık Kıbrıslıtürklerle değil de Türkiye ile çözebileceklerini, aslında çoktan içselleştirmiş oldukları bir noktaya sürüklendiklerini yazmıştım.

ÇÖZÜM LEHİNDEKİ HEYECAN, YERİNİ ETNİK SÜRTÜŞMEYE BIRAKIYOR…

En son olarak Eroğlu ile anlamsızlaşan müzakerelerin, Akıncı’nın seçimiz kazandığı ilk günlerde, yalnızca Kıbrısslıtürkler değil ama Kıbrıslırumlar arasında da bir heyecan yaratmadığını söylemek doğru olmaz. Yeniden başlayan görüşmelerin “ivme ve heyecan kazanması”, buna bağlı olarak ekonomik kriz ile canı yanan Kıbrıslırum cemaatin çözüm için Anastasiades kadar Akıncı’ya da umut bağladığı süreç ise bugünlerde sönmek üzere. Şimdi tam da en kritik konuların görüşüldüğüne dair siyasi mesajların verildiği bir anda, tam da iki cemaat içerisinde, çözümü ve barışı tetikleyecek gösterilerin örgütlenmesine ihtiyaç duyulduğu bir zamanda, çözüm lehindeki heyecan, yerini büyük bir sakinleşmeye bırakmak üzere…

Hatta çözüm lehinde heyecan yerine, özellikle Kıbrıslıtürkler arasında Türklerin çıkarlarını yeterince kollamadığı gerekçesiyle, Kırıs’taki sağ-muhafazakar-ganimetçilikle malul siyasi akılla donanmış bir grup, Akıncı’ya, RTE ve AKP adına, Sünni, Milliyetçi ve anakronik söylemlere başvurarak ayar vermeye çalışıyor.

Öte yandan Kıbrıslırumlar arasında Elam’ın Kıbrıslı Türklere karşı, nefret söylemleri eşliğinde otomobillerini taşlama eylemleri de daha görünür durumda.

Yukarıdaki AKEL vekilinin açıklamasının yanı sıra, yine geçtiğimiz günlerde de bir başka üst düzey AKEL yöneticisi Katsuridis’in, müzakerelerde Anastasiades’i “maksimalist talepler” içeren taleplerde bulunmadığı için eleştirmesini de unutmamak gerekiyor.

Ve nihayet bugünlerde konuştuğum pek çok Kıbrıslırum arkadaşımda gözlemlediğim de; Akıncı’nın seçimi kazanmasına müteakip günlerde doruğa çıkan çözüm heyecanlarından artık pek eser kalmadığı yönünde olduğunu belirtmek isterim.

Böylece, Anasatsiades- Akıncı ikilisinin, özellikle de Kıbrıslırum cemaatinde büyük bir heyecanı tetikleyerek başlayan çözüm ve görüşme sürecinin, şimdiki günlerde, geride bıraktığı, birlikte yeme-içme-tiyatro seyretme-soyut barış mesajları ve nihayet mütebessim medyatik pozlar dışında akılda kalan daha başka olumlu şeyler olduğunu söylemek mümkün müdür?

Sanmıyorum…

Demek istediğim şu ki; gelinen noktada yalnızca Kıbrıslırum siyasi parti ve yöneticileri değil ama Kıbrıslırum cemaatinin de, Talat’dan daha etkili ve yetkili görmeyi arzuladıkları, bir zamanların “çözümün Ankara’da Çankaya Tepelerinde değil ama Lefkoşa’da İnönü Meydanındaki barış göstericilerine ait olacağını” dillendiren Akıncı’dan da, yavaş-yavaş umudu kestikleridir.

Zaten bilinen konular olan, mal-mülk, garantiler ve Türkiye’den adaya yerleştirilen nüfus üzerinde herhangi bir antlaşmaya varılmış olmadığına göre de…

Şimdiye kadar yeni bir şey ortaya konmuş, müzakerelerde bir ilerleme sağlanmış olduğunu dillendirmek ve bunun için de yakın zamanda referandum olacakmış gibi heyecanlanmak mümkün gözükmüyor.

Akıncının görsel, işitsel ve sanal medyada, tam da müzakerelerin en kritik aşamasına geçildiğine dair açıklamalarının yer aldığı ve tam da iki cemaatte çözüm lehinde heyecanın artmasının gerektiği bir anda, iki tarafta da çözüm lehindeki heyecan hızla sönüyor.

İşin ilginci liderler de verdikleri siyasi demeçlerle, çözümden hızla uzaklaştıklarını açık ediyor.

AKINCI’NIN 15 KASIM MESAJI

15 Kasım KKTC’nin kuruluşuyla ilgili konuşmasına, Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesi liderleri Dr. Küçük ile Denktaş’ı rahmetle anarak başladı sayın Akıncı.

Türk silahlı kuvvetleri, mücahitleri ve gazileri minnetle yad etti.

Andaki TC yetkililerine (TC Kıbrıs heyeti başkanı da ülkücü Türkeş-hp) teşekkürlerini (yine de şükrandan “nicel” olarak farkı var-hp) ifade etti.

Atatürk’ün öngördüğü çağdaşlık hedefi doğrultusunda KKTC’ni, bir demokratik ve hukuk devleti olarak yücelteceğini ilan etmeyi de ihmal etmedi.

Kıbrıs Türk Liderliğinde başta Denktaş bey olmak üzere, sonrasında Talat ile Eroğlu; Türkiye’de ise Demirel’den Ecevit’e, Türkeş’ten Erbakan’a ve nihayet RTE’ye, askeri garantilerle bezeli ve kaderi de adanın bir bölümünü TC’den mütevellit ayrı bir “devletçik” yapmaya meyyal politikacıların demiş oldukları üzere, yarım yüzyıldır Kıbrıs mevzuunda, böyle “laf-ı güzaf”larla başlıyordu adadaki kutlama mesajları…

Akıncı Kıbrıs Türk Liderliğinin bu geleneğini bozmadı.

KKTC’nin ilanının 32’nci yılında; “Müzakerelerin dönüm noktasındayız “dedi Akıncı.

Gerçi, Denktaş’tan Talat’a ve hatta Eroğlu’na her cemaat lideri ve görüşmecinin, Kıbrıslırumlara dönük söylemlerde, anda süren müzakerelerin her daima bir “son şans” olduğu dillendirilmemiş bir şey değildi.

Şimdi onun bu siyasi mesajı adada çözüm ve barış için bir “müjde” olarak mı kabul etmeliydi?

Yoksa;

“Şimdi de çözüm olmazsa ayrı bir devlet olur ha!” mealinde bir “tehdit” olarak mı algılanmalıydı?

Ya da her zaman önceli Kıbrıs Türk cemaat liderlerinin yaptığı gibi; “eh çözüm olmazsa, biz de o zaman Türkiye’nin B planını devreye koymasına itiraz etmeyeceğiz” babında, RTE ve AKP Dışişlerine atılmış bir pas olarak mı okunmalıydı?

Yoksa Denktaş, Talat ve Eroğlu dönemlerinde, bir başka deyişle geleneksel Kıbrıs Türk Liderliği yıllarında olduğu gibi o bildik-tanıdık söylemlerde başvurulan ve karşı tarafı; “garantiler, mülkiyet, TC uyrukluların sayısı vb. önemli müzakere başlıklarına ilişkin Türkiye’nin de gönlünü yapmak amacıyla daha çok tavize zorlamak”la ilgili miydi?

Böylece zaten müzakerelerde henüz sağlanamayan ilerlemelere bakarak, ileride tarafların çözümsüzlüğün suçunu birbirlerinin üzerine yıkacakları bir süreçte(müzakereler çıkmaza girince Kıbrıs Türk ve Rum Liderliği arasında her zaman yaşanan karşılıklı suçlama diplomasisi-hp), Akıncı’nın müzakere sürecinde “AKP’nin Kıbrıs diplomasisi” ile bir sorun yaşamadığı da garantiye alınmış mı olacaktı?

Öyle ya da böyle…

Düşüncem odur ki sayın Akıncı, 15 Kasım mesajıyla, Kıbrıs Türk Liderliğinin siyasi geleneğini sürdürmekte gayet “başarılı” oldu.

KKTC’nin kuruluşuyla ilgili askeri tören ve kutlamalar sırasında, Kıbrıs Sorunun çözümüne ilişkin verdiği siyasal mesajları, kaldığımız yerden konuşmaya ve tartışmaya devam edeceğimiz bir sonraki makalede görüşmek üzere…

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.