Kuzey Kıbrıs’ta Nefret Söylemi ve Hukuk – Öncel Polili

0
255

oncelAyrımcılığa karşı direnişin güçlenmesiyle nefret söylemi ile ilgili olarak hukuki düzenlemeler hukuk aleminde daha güçlü bir şekilde yer almaya başlamıştır.  “Nefret söylemi” ile ilgili düzenlemeler ülkeden ülkeye değişiklik göstermektedir ve nefret söyleminin kesin bir tanımı yoktur. Ancak, Avrupa Konseyi “nefret söylemi” konulu 97(20) sayılı Tavsiye Kararı nefret söyleminin kapsamını anlaşılmasına yardımcı olabilmektedir. Söz konusu karara göre, “nefret söylemi” kavramı, ırkçı nefreti, yabancı düşmanlığı, Yahudi düşmanlığı veya azınlıklara, göçmenlere ve göçmen kökenli insanlara yönelik saldırgan ulusalcılık ve etnik merkezcilik, ayrımcılık ve düşmanlık şeklinde ifade-sini bulan, dinsel hoşgörüsüzlük de dâhil olmak üzere hoşgörüsüzlüğe dayalı başka nefret biçimlerini yayan, kışkırtan, teşvik eden veya meşrulaştıran her türlü ifade biçimini kapsayacak şekilde anlaşılmalıdır”. Bu bağlamda “nefret söylemi” muhakkak belirli bir kişiye veya gruba yönlendirilmiş yorumları kapsamaktadır.

İlk bakışta “nefret söyleminin” yasaklanması ifade özgürlüğü işe çelişiyor gibi gözükse de aslında “nefret söylemi’nin” yasaklanması ifade özgürlüğünü geliştiren bir durumdur. “Nefret söylemine” maruz kalan gruplar genelde dışlanan gruplardır. Örnek olarak bir ülkedeki etnik azınlık gruplar, LGBT bireyler ve göçmen işçileri verebiliriz. Söz konusu grupların nefret söylemine maruz kalmaları onların toplumun dışına itilmelerini artıran ve ifade özgürlüğü ile birlikte diğer haklarını kul-lanmalarını engelleyen bir durumdur. Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesi Brown ile Board of Education davasında, ırk ayrımının “toplumdaki Afrika kökenli Amerikanları aşağılama duygusunu oluşturduğunun altını çizmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Féret ile Belçika da-vasında başvurucunun yorumlarının güvensizlik duygusu, başkalarını reddetme ve hatta yabancılara karşı nefret uyandırdığının altını çizerek dava konusu söylemlerin ifade özgürlüğü kapsamına gir-mediğini kabul etmiştir. Bunun dışında “nefret söylemini” savunmak insan hakları hukuku çerçeve-sinde hem hakların kısıtlanması ile ilgili koşulların kapsamında olan (yasa, meşru bir sebep ve de-mokratik toplumda gereklilik) hem de hakların kötüye kullanılması yasağının içerisindedir.

KKTC İç Hukukunda “Nefret Söylemi” İle İlgili İnsan Hakları Sözleşmeleri

KKTC iç hukukun parçası olan bir çok insan hakları sözleşmesi nefret söylemi ile ilgili olsa dahi, yasa koyucuya “nefret söylemi” ile ilgili düzenleme yapmasını en doğrudan öngören sözleşmeler Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi ve Uluslararası Her Türlü Irk Ayrımcılığı’nın Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Sözleşmedir. Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi ve Uluslararası Her Türlü Irk Ayrımcılığı’nın Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Sözleşme “nefret söylemi” ile ilgili düzenlemelerin ortadan kaldırılmasına ve aynı bu amaç için cezalandırılması gerektiğini söylemektedir. Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 20. maddesi savaş propagandasının yasaklanmasını düzenlemektedir. Söz konusu bu maddeye göre (1) Her türlü savaş propagandası hukuk tarafından yasaklanır. (2) Ayrımcılığa, kin ve nefrete veya şiddete tahrik eden herhangi bir ulusal, ırksal veya dinsel düşmanlığın savunulması hukuk tarafından yasaklanır. Ulus-lararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin uygulanmasının denetim organı olan İnsan Hakları Komitesi 1983 yılında yapmış olduğu 11. yorumunda 20. maddesi ile ilgili olarak yapmış olduğu yorumda ayrımcılığa, düşmanlığa ve şiddete yol açacak herhangi bir savaş propagandasının ve milli, ırksal veya dinsel nefretin savunuculuğunu yapmak yasalar tarafından yasaklanmalıdır. Söz konusu maddenin ve İnsan Hakları Komitesi’nin yorumunun hayata geçmesi için alınması gereken önlemlerin arasında “nefret söylemi” ile ilgili düzenlemlerin de yer aldığına dair bir  kuşku yoktur. Diğer taraftan, Uluslararası Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 4. maddesi de Irkçı propaganda ve faaliyetlerin yasaklanmasını düzenlemektedir. Söz konusu bu maddeye göre, “Taraf Devletler, bir renk veya etnik kökenden olan bir ırkın veya bir kişi grubunun üstünlüğüne dayanan, veya herhangi bir biçimde ırk düşmanlığını veya ayrımcılığını meşru göstermeye teşebbüs eden fikirlere veya teorilere dayanan bütün propagandaları ve örgütleri yasaklar ve cezalandırır; İnsan Hakları Evrensel Bildirisi ile bu Sözleşmenin beşinci maddesinde yer alan ilkeleri de göz önünde bulundurarak, bu tür ayrımcılık tahriklerini ve eylemlerini ortadan kaldırmak için tasarlanmış, başka tür tedbirlerle birlikte, hiç zaman geçirmeden aşağıdaki pozitif tedbirleri almayı taahhüt eder:
(a) Irk üstünlüğüne veya düşmanlığına dayanan, ırk ayrımcılığını teşvik eden fikirlerin yayılmasının, ve ayrıca bir ırka veya başka bir renkten veya etnik kökenden olan kişilere karşı her türlü şiddet ve tahrik eylemlerinin, mali yardımlar da dahil ırkçı faaliyetlere herhangi bir yardım öngören bir antlaşma yapılmasının kanunen cezalandırılacak bir suç olduğunu beyan eder;

(b)Irk ayrımcılığını ilerleten ve tahrik eden örgütleri ve ayrıca örgütlü ve her türlü propaganda faa-liyetlerini yasadışı ilan eder ve yasaklar, ve bu tür örgütlere ve faaliyetlere katılmayı hukuken ceza-landıracak bir suç olduğunu beyan eder;

(c) Ulusal veya yerel kamu makam veya kuruluşlarındaki ayrımcılığını ilerletmelerine veya teşvik etmelerine izin vermez.

KKTC Ceza Yasası’ndaki Nefret Söylemi İle İlgili Düzenlemeler

Fasıl 154 Ceza Yasası’nı incelediğimizde Kıbrıs’ın Birleşik Krallık olduğu dönem olan 1929 yılında yürürlüğe girmişti ve o zamandan beri yapılan tadilatlarla birlikte Kıbrıs’ın hem güney hem de kuzey coğrafyasında yürürlüktedir. Fasıl 154 Ceza Yasası yürürlüğe girdiği zaman dahi “nefret suçu” olarak tanımlanabilecek düzenlemeler taşımaktaydı. Fasıl 154 Ceza Yasası’nın IV. kısmı Genel Olarak Kamuya Zararlı Suçlar – Din Aleyhine Suçları Düzenlemektedir. Bu bölümdeki suçları kısaca inceleyecek olursak, dinlere hakaret (madde 138), dinsel toplantıları rahatsız etme (madde 139), mezarlıklara saldırı (madde 140), dinsel duyguları incitmek kastıyla söz anlatma (madde 141), dine hakaret eden yayınlar (madde 142) kısa süreli hapislikle cezalandırılan suçlar olarak düzenlenmiştir.

Fasıl 154 Ceza Yasası’nda 2014 yılında yapılan değişikliklerde erkekler arası cinsel ilişkiyi suç sayan madde olan 171. maddenin kaldırılıp 171. maddenin Cinsiyete, Cinsel Yönelime veya Cinsiyet Kimliğine Yönelik Zem ve Kadih suçunun düzenlenmesi modern bir bakış açısıyla Fasıl 154 Ceza Yasası’nın da düzenlemeler yapıldığının göstergesidir. Yapılan değişiklikten sonra Fasıl 154 Ceza Yasası’nın 171. maddesi şöyledir:
(1) Bu Yasanın 194’üncü maddesinde düzenlenen suçu; cinsiyeti ve/veya cinsel yönelimi ve/veya cinsiyet kimliği dolayısıyla bir kişiye veya o cinsiyete ve/veya cinsel yönelime ve/veya cinsel kimliğine sahip olanlara yönelik olarak ondan nefret edilmesini, onun aşağılanmasını veya küçük düşürülmesini sağlamak amacıyla işleyen kimse hafif bir suç işlemiş olur.

(2) Yukarıdaki (1)’inci fıkradaki fiilin basın, yayın veya internet medyası dahil olmak üzere sosyal medya aracılığıyla yapılması halinde ağır bir suç işlenmiş olur ve bu suçu işleyen kişi, mahkumiyeti halinde dört yıla kadar hapis ve ayrıca para cezasıyla cezalandırılır.

Değiştirilmiş şekliyle Fasıl 154 Ceza Yasası’nın 171. maddesinin atıfta bulunduğu 194. madde ise şöyledir: “Baskı, yazı, boyanmış şey, resim, maket, jest veya mimikler, söylenen sözler veya başka seslerle  diğer bir kişiyi zemmetme niyetiyle o kişi ile ilgili olarak herhangi bir zemmedici malzemeyi yasa dışı olarak  yayımlayan herhangi bir kişi,” yayım yolu ile zemmetme olarak  adlandırılan   hafif bir suç işlemiş olur.”

Zem ve kadih suçunun cinsiyeti ve/veya cinsel yönelimi ve/veya cinsiyet kimliği dolayısıyla bir kişiye veya o cinsiyete ve/veya cinsel yönelime ve/veya cinsel kimliğine sahip olanlara yönelik yapılmasının cezalandırılması ve özellikle medya aracılığı ile yayımlanması olumlu bir düzenleme olmakla beraber söz konusu düzenlemenin “nefret söylemi” açısından yeterli olduğunu söylemek zordur. Öncelikle, Fasıl 154 Ceza Yasası’nın değiştirilmiş 171. maddesi engellilik, etnik köken ve siyasi düşünce ve diğer ayrımcı unsurları kapsam dışında bırakmıştır. Bununla beraber, “nefret suçu” dışında kullanılması dışında Ceza yasasında zem ve kadih suçunun bulunması ifade özgürlüğü açısından tehlikeli bir durumdur hem de bir sosyal gruba karşı işlenmesi ceza hukuku çerçevesinde çok mümkün değildir. Zem ve kadih suçunun unsurları arasında hayatta olan bir kişi hakkında haka-ret içeren yazılı sözlerin yayınlanması veya bir resmin veya modelin sergilenmesi suretiyle öfke-lenmesine sebep olacak veya kamusal nefrete veya ayıplanmasına veya şöhretine zarar verici olması gerekmektedir.(1)  Halbuki bir sosyal gruba yapılacak olan genel içerikli “nefret söylemi” zem ve kadih suçunun kapsamı içerisine girmeyebilir. Diğer taraftan zem ve kadih suçu yaşayan kişilere yönelik olmakla birlikte bu günlerde nefret söylemi ile ilgili en çok tartışılan konu olan soykırım reddini kapsamayacaktır. Her ne kadar da, Değiştirilmiş olan Fasıl 154’ün 171. maddesi bir cinsiyete ve/veya cinsel yönelime ve/veya cinsel kimliğine sahip olanlara yönelik olarak zem ve kadih suç olarak düzenlemiş ise de böyle bir davanın mahkemeye gitmesi halinde mahkemenin zem ve kadih suçunun genel içerikli “nefret söylemini” kapsamadığı bulgusuna varması muhtemeldir.

Diğer taraftan, Kıbrıs Cumhuriyeti dahil dünyadaki birçok ülke ceza yasalarından zem ve kadih suçları ifade özgürlüğü ile bağdaşmadığı için kaldırılmıştırlar. Ceza yasasında zem ve kadih suçunun olması demek, devletin elinde gazetecileri veya hükümet aleyhine yayın yapan kişilerin polis tarafından tutuklanıp, özgürlüklerinden mahrum kalmaya ve yıllarca sürecek olan  davalar açmasına sebep olabilecektir. Zem ve kadih Ceza Yasasında düzenlenmiş olduğu gibi aynı zamanda Haksız Fiiller Yasasında düzenlenmiştir ve yapılan zem ve kadih dolayısıyla şöhreti zedelenen kişi sivil bir dava açabilmektedir.

Cinsiyet ve/veya cinsel yönelim ve/veya cinsiyet kimliği dolayısıyla bir kişiye veya o cinsiyete ve/veya cinsel yönelime ve/veya cinsel kimliğine sahip olanlara yönelik olarak ondan nefret edilmesini, onun aşağılanmasının veya küçük düşürülmesinin cezalandırılmasını olumlu bulmaktayım. Ancak, “Nefret söylemi” ile ifade özgürlüğü arasındaki ince bir çizgi olduğunu da  göz önünde bulundurduğumuzda kanımca “nefret söylemi” ile ilgili düzenlemenin zem ve kadih suçu üzerinden değil, doğrudan “nefret suçu” olarak ve diğer sosyal grupları da kapsayacak şekilde düzenlenmesinin daha etkili olacağı düşüncesindeyim.

———————————————-

(1) Butler &  Garcia Archbold’s Criminal Pleading Evidence & Practice, 31. Baskı, s.1255.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.