Yeni bir anayasa – Ali Sarıtepe

0
155

TC; 1924’den bu yana çeşitli anayasalar yaptığının yanı sıra, pek çok kez de var olan anayasalarda değişiklikler yapa gelmiş haldedir.

Onu bu hali süre genlik halindeyken, ülke sorunlarına yansıması nasıl olmuştur.

Sorunlar kalkmış mıdır?

Ve ya sorunlar azalmış mıdır?

Anayasa yapma, değiştirme faaliyetleri  ne yazık ki sorunlara çözüm yapılmamış, sorunlar azalmadan varlığını devam ettirirken; anayasa yapma ve ya değiştirme faaliyetleri de sorunlara paralel olarak varlığını devam ettirmiştir.

Anayasa yapma ya da değiştirme; sorunları çözme karakteri noktasında ele alma tarzında olmadığından, her ikisi de var olma hallerini devam ettirmiş haldedir.Sorunlar; değen noktadan ele alınmadığı için anayasa yapma, değiştirme halleri de ona paralel bir biçimde var olagelmiş halinden kurtulamamıştır.

Yeni anayasa bir ihtiyaçtır.

Türkiye’nin ihtiyaçları nelerdir?

Demokratik bir anayasadır. Anti merkeziyetçilik üzerinden ve yerel yönetim prensipli ve Türkiye toplumu sorunlarını kesen nokta da olan bir anayasa.

Demografileri baskı altına alınmayacak.

İnanç farklılıklarına eşit mesafe de olacak.

Toplumun demokratik örgütlenmesine ve kitlesel haline yapıcı nokta da olacak.

Dış politika ve savunma politikası merkezi olarak yürütülecek ama, özgürlük-demokrasi ve barış ilkelerine karşı olma özelliği olmayan.

Yerinde ve yerel yönetimler dahil, yetkiler dağıtılarak kullanılma niteliği halinde olması.

Böyle bir anayasa, Türkiye sorunlarına kesen nokta da olacağından dolayı da; ihtiyaçların mahsulü ve geleceğe açılımcı anayasa hali olmuş olacaktır.

Türkiye hayatının (ekonomik-politik-sosyal) bugünkü bu tıkanmalarını aşabilecek bu temel ayaklar üzerinde yükselmesi, bir zorunluluk olarak kendisini dayatmış bulunmaktadır.

Tam da bu nokta da: Kimi eğilimler, iki toplumsal dinamik bunları çözebilecek karakterdedir diye düşünebilmektedir.

Kürt dinamiği,

İslam dinamiği.

Her ikisinin oluşturacağı siyasal bileşkenin demokratik anayasayı oluşturabileceğini ifade noktasındalar.

Acaba öyle midir?

1927 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kurulması ve bu dini kurumun Sünni-Hanefi mezhebi üzerinden yapılandırılması.

Sünni-Hanefi mezhebi üzerinden oluşturulan Diyanet İşleri’nin, diğer inanç ve mezhepleri ötekileştirmenin ana ayaklarından olması.

Devleti yönetme ve yürütme noktasında yapılandırılan politikalarına, kitle iletişim ve örgütleme aracı olarak Diyanet İşleri’nin temel aktör olması hali.

Ve her daim:

Ermeni toplumuna,

Rum toplumuna,

Alevi inanç toplumuna karşı oluşturulan düşünsel ve fiziksel eylemler de Diyanet’in aktör olma halinin devamlılığı.

Devletin İslâm’ı, Sünni-Hanefi mezhebi üzerinden bu şekilde siyasallaştırıp baskı aracı haline getirilirken; Osmanlıdan varlığını getiren tarikatların, kurucu ideolojinin örgütlenme ve yönetme aracı olan Diyanet İşleri’nin dışında bırakılan bu yapıların kendi yol ve yöntemlerini; toplumda yaratmış oldukları etki ve güç oranında politik güç niteliğine getirmeleri.

Her iki yapı halinin de Sünni-Hanefi inanç havuzunda olmaları ortak karakterleridir.

Devletin Hanefi mezhebi ile toplumun Hanefi mezhebi; iktidar noktasında çelişki halindedirler.

Onların bu çelişkileri; toplumdaki iktidarları, devletteki iktidar ilişkileri ve olanakların bu düzen aktörlerinin pay edilmesi, pay alınması üzerinde olmaktadır. Onların bu özellikleri sık sık, söylemlerinde ve pratiklerinde ortaklaşmalarına kaynaklık etme halinde olmaktadır.

Maraş, Çorum, Sivas, Malatya katliam ve katliam girişimlerinin kitle gücü; her ikisini de besleyen havuzun tek olması bunun izahatıdır.

Ayrıca Sünni-Hanefi inancının (siz bunu siyasal İslam olarak algılayın) pratik ve ideolojik karşılığı da Türklük üzerinden yükselmesi halidir, Türklüğü zor aygıtı haline getirmeleridir.

Dersim,Koçgiri direnmesinin Alevi karakteri olması yanında, aynı zamanda Kürt direnmeleri olması; Türklüğün zor aygıtı haline getirilmesi pratiğidir. Şeyh Sait, Ağrı, Zilan gibi direnmelerde de Türklüğün kullanım aygıtı haline getirilmesinin sayısız örneklerinden bazılarıdır.

Dolayısıyla:

Devletle yürüyen, onunla iç içe olan Diyanet İşleri Başkanlığı ile temsil halinde olan devletin siyasal İslâm’ı, devletli siyasal İslâm.

Devletle göreceli ilişkisi olan ve bu ilişkisinde, devletin onu kullanılabilir öteki durumunda ilişki halindeki tarikat kümelenmelerinin siyasal İslâm hali.

Bu tür siyasal İslâm’ın temel fark hali, onun devletli siyasal İslâm haline henüz gelmemiş olmasıdır.

Onların ayrı hali, itişme-çekişme hali devletli siyasal İslâm olma mücadelesi noktası üzerinedir, noktası amaçlıdır.

Bugün AKP iktidarında temsiliyetini bulan siyasal İslâm; tüm cemaatlerin ortak hali iken, Gülen cemaatinin, tarikatının iktidar içinde iktidar olmayı açık hale getirmesiyle Gülen siyasal İslâm’ı her türlü mağduriyete götürülmeye çalışılırken; paylaşım sofrasındaki diğer siyasal İslâm grupları sofra başı dağıtıcısını, paylaştırıcısını; ellerinde tuttukları çatal ve bıçaklarıyla iştahla beklemekteler, yemekteler.

Siyasal İslâm’ın iki hali de devletli siyasal İslâm hali içerisindedir.

Onların bu devletli hali, çıkarmış oldukları fetvalarla ortaklıklarına devamlılık kazandırmış durumdadır. Ortaklıktan atılan Gülen/Hizmet tarikatını saymazsak.

Ortaklıktan düşmesini ve buradan çıkan çatışmalarını bir kenara koyarsak:

Yolsuzluk,

Rüşvet,

Yer üstü ve yer altı zenginliklerin talan etmek.

Kadını erkeğin tamlayıcısı olarak görmek.

Azgınlaştırılmış sömürüden, köleleştirilmiş çalışma koşullarından ölen, sakat kalan işçileri; kader ve ilahi takdir olarak görmek.

Demokratik tepkilerini direnme hakkı olarak kullanan, iktidar icraatlarına muhalif toplum kesimlerine şiddeti sonuna kadar kullanmak.

Muhalif olma hakkını demokratik tepkisini koyarak ifade eden topluma, toplum kesimine; nedeni ne olursa olsun kendisine eş düşen toplum kesimini; şiddetin aracı olarak moralize etmek ve kullanmak.

Yeni Osmanlıcılık idealleriyle komşularında sorun yaratmak, uluslar arası savaş suçu işlemek.

Ve dahi nice pratikler.

Ve bu  pratiklere çıkarılan fetvalar.

Türkiye’de ki siyasal İslâm budur.

Hepsi devletlileşmiştir.

Devletli siyasal İslâm’lardır.

Demokrasi ve özgürlük temelli yeni anayasanın iki kurucu öğesinden biri olarak gösterilen siyasal İslâm*, devletli siyasal İslâm* budur.

Böyle bir kurucu ayak; yeni anayasanın demokrasi-özgürlük-eşitlik ana karakteri üzerinden rol alması onun karakter hali olmasına mümkünat vermemektedir.

Siyasal İslâm’dan çıkacak olan tek bir anayasa olur haldedir: o da ‘zor’ olgusunu esas alan despotik anayasadır.

Bu durumda, çatışmasızlık ortamını barış ortamına evirmek ve buradan özgürlükçü-barışçı-demokratik yeni anayasa yapma girişimlerine girilmemelimidir?

Barış, savaşın var olduğunun tespit hali ise, barışı, savaşın nedenleri ve  savaşın tarafları üzerinden yapmak bir zorunluluk halidir.

Kürt dinamiği ana gövdeli; barıştan, demokrasiden ve özgürlükten yana olan tüm güçlerin en geniş örgütlülüğü ve talepkarlılığı ile yeni anayasa örgütlülüğü yapılması kendisini dayatmış durumdadır.

Bu aynı zamanda ‘inanç’ın demokratikleştirilmesi, özgürleşmesi ve barışçıllaşmasına tekabül etmesini beraberinde getirecektir.

Ya da, ‘inanç’ın bu şekilde toplumda karakter hali olması; yeni anayasanın toplumsal ayağını meydana getirmiş olacaktır.

 

*,* siyasal İslâm ya da devletli siyasal İslâm kelimelerindeki İslâm kelimesi yerine ‘din’ kelimesini koyarsak; siyasal din’in her yer deki yaşanmışlıkları bu hal içerisindedir.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.