Katalonya ve İskoçya için self- determinasyon – Ulus Irkad

0
247

ulusAslında sadece Katalonya ve İskoçya’da self determinasyon sorunu ortaya çıkmadı.  Belçika’da senelerdir süren bir sorun var ve Valonlarla Flamanlar arasında sorun her an patlayabilir. İspanya’daki Bask Bölgesi ise eli kullağında beklemektedir.Marksistler böyle durumlarda ezilen halkların ayrılma hakları olduğunu söylüyorlar. Ulusal özgürlük eğer talep ediliyorsa bunu Marksistlerin  hemen tanıması gerektiğini de vurgulamaktadırlar. Ama şunu da ortaya koyarlar eğer ayrılacak olan ulus, kendi proleterlerine eşitlik verecekse bu kabul edilirdir. Çok dikkat edilirse “Demokratik Cumhuriyet”ten bahsedilmektedir. Bu terimi koyanlar da hem Lenin, hem Marks hem de Troçki’dir. Yani ayrılma olacaksa muhakkak sosyalizme gidecek bir yatağı olacak bir demokratikleşmeden bahsediyorlar.  Kültürel özerkliği tüm ustalar reddediyor. Lenin’in “Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı” adlı kitabında sayfa 11’de bu konu aslında açıklıkla işlenmektedir. Bakın Lenin ne demektedir:

“Nasıl davranmalı? …Polonya proleteryası, Rusya’nın bütün proleterleri ile birlikte ortak savaşı aynı devletin çerçevesi içinde vermek istemesine karşılık, Polonya’nın Rusya’dan ayrılmasını isterlerse, ve bunlar bir referandumda oyların çoğunluğunu sağlarlarsa ne yapılacaktır? Biz, sosyal-demokratlar, merkezi parlamentoda Polonyalı yoldaşlarımızla birlikte ayrılmaya karşı mı oy vermeliyiz, yoksa “ulusların kaderlerini serbestçe tayin hakkını” ihlal etmemek için oyumuzu ayrılmadan yana mı kullanmalıyız?”

Böylesine safdilce, böylesine tedavisi olanaksız olan bir kafa karışıklığını yansıtan sorular sorulduğunda, gerçekten nasıl davranmalı?

Ulusların kaderlerini tayin hakkı, bay likidatör, bu sorunun merkezi parlamentoda değil, ayrılan azınlığın parlamentosunda, meclisinde ya da referandumda karara bağlandığı anlamını taşır, Norveç (1905’te) İsveç’ten ayrıldığı zaman, buna karar veren tek başına (İsveç’in yarı büyüklüğünde olan) Norveç oldu.

Bay Semskovki’nin her şeyi inanılmaz bir biçimde karmakarışık hale getirdiğini çocuklar bile göreblir.

“Ulusların kaderlerini tayin hakkı” demokratik bir düzeni zorunlu kılar, öyle ki, bu düzende sadece genel olarak demokrasi ile yetinilmez, burada, özel olarak ayrılma sorununu demokratik olmayan yoldan çözüme bağlamak olanaklı değildir.Demokrasi, genel anlamıyla, savaşçı ve ezici bir milliyetçilikle bağdaşabilir. Proleterya, bir ulusun bir devlet sınırları içinde zorla tutulmasını olanaksız kılan bir demokrasiden yanadır. Bu yüzden, “ulusların kaderlerini tayin hakkını ihlal etmemek için”, pek akıllı Bay Semkovski’nin sandığı gibi, “oylarımızı ayrılma lehinde vermek” değil, ayrılan bölgenin sorunlarını bizzat kendisinin çözüme bağlayabilmesine izin verilmesi amacıyla kullanmak zorundayız”(sf.11-12 , aynı kitap).

Şimdi Lenin’in yuklarıda yaptığı açıklamada herşey var.  Evet, ezilen ulusa ayrılma hakkı verilmelidir diyor Lenin ama bu ayrılma sırasında halk anti-demokratik bir idareye girip de gene ezilecekse bu olmaz. Oradaki halka daha fazla özgürlük verilip sorunlarını kendisinin çözmesine yadımcı olunacak. Niye?  çünkü ayrılan halk ileride eşit bir şeklilde zaten ezeniyle tekrar birleşecek çünkü bütün dünyada demokratikleşme ve sosyalizm olacak demeye getiriyor. Bugün de durum aynı. Devrimcilerin ezilenlerin ayrılma haklarını tanımaları gerekiyor. Ama demokratikleşen bölgelerde veya cumhuriyetlerde kendiliğinden halk  birleşmeye karar verirse bu o halkın gönüllü isteğine bağlı olacak.Bir de Lenin ayrılma isteyen halkın başka bir ülkeye ilhak kararı olamaz demektedir. Bırakın bunları bugün artık Marksistler tek bir kişinin veya tek bir köyün bile ayrılmaya karar verdiğinde self-determinasyonunun tanınmasını şart koşuyorlar. İskoçya aslında uzun yıllardır İngiliz burjuvazisinin de baskısı altında büyük ekonomik sorunlarla cebelleşiyordu. Ama buna rağmen baskı olmadan İskoçya’da halkın pek fazla olmasa bile çoğu birleşmeden yana ayrılmamaya karar verdi. Aslında İskoçya’da birleşmek ve ayrılmak isteyenler arasındaki fark da öyle açık bir fark değildi. Belli ki oradaki çalışan sınıf, İngiliz çalışan sınıfıyla birlikte İngiltere’deki düzeni değiştirmekten yanadır. İskoçya’da son zamanlarda banka sorunları almış başını gitmektedir. Margaret Thatcher’in başlattığı birçok sorun, İskoçya ekonomisinde de derin yaralar açmıştır. Referandum öncesinde yapılan tartışmalarda para birimi ve Kuzey denizindeki petrol yatakları konuları açığa kavuşmadığı için halkın çoğunluğunun evet demeye isteksiz olması da oldukça etki etti. İskoçya’da aynen Katalonya gibi büyük bir işsizlik olduğunu burada da belirtmemiz gerekmektedir. Katalonya’daki sorunlar ise bayağı daha da belirgindi ve halkın büyük bir çoğunluğu büyük sorunlarla cebelleşmektedir. Şu anda Katalonya’da %40 işsizlik vardır.Gençlerin çoğu iş bulamamaktadır. Katalonya halkının resmi dili İspanyolca olmasına rağmen ayrılmak istemesi oldukça da ilginçtir çünkü bu bölge halkının İspanyol hükümetiyle politik sorunları da vardır. Tarih boyu bu halk İspanyol merkezi hükümeti tarafından devamlı kandırılmıştır. Burada da İspanyol çalışan halkıyla birlikte kurtulma eğilimi oldukça ağır basmaktadır. Dünyadaki diğer örnekler de aynıdır: Kanada gibi Quebec Bölgesi’nde de ayrılma tartışmaları başladığında genel eğilim, sol kesim tarafından, birlikte tüm Kanada çalışan kesimi olarak kurtulmaktı. Ayrılmakla kapitalist sorunların çözüleceğine inanılmıyor.

Güneydoğu Anadolu’daki Kürtlerin veya Abdullah Öcalan’ın demokratikleşme taleplerini de bu olgular içinde değerlendirmek gerekmektedir.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.