Kıbrıs’ta AKP nüfuzu ve siyasal dönüşümler – Niyazi Kızılyürek

Yeni Kıbrıs Partisi

Maraş’ta provokasyona hayır!

YKP, BKP, KTÖS, KTOEÖS, Basın-Sen, DEV-İŞ, Mağusa İnisiyatifi, Sol Hareket,  Hayata Dokun Hareketi açıklama yaparak “tüm demokrasi ve barış güçlerini 15 Şubat Cumartesi saat...

YKP, ortak yurdun yeniden birleşmesi için ortak mücadele çağrısı yaptı

Yeni Kıbrıs Partisi, bugün, 12 Şubat, Çarşamba günü sabah saat 10:00’de YKP Genel Merkezi’nde Kıbrıs’taki ve Doğu Akdeniz’deki gelişmelere bağlı TC’nin tavırları, Kırımlaştırılma, Hataylaştırılma,...

2020 Asgari ücreti ne oldu?

YKP Genel Sekreteri Murat Kanatlı, döviz krizi ile alım gücünün eridiği, iğneden ipliğe her şeye zam yapıldığı koşullarda 2020 için asgari ücretin hâlâ belirlenmemiş...

Savaş hazırlıklarına hayır, barış için mücadele zamanı

YKP Genel Sekreteri Murat Kanatlı, Akdeniz’deki son gelişmeleri değerlendirdi, “barış için mücadele zamanı” dedi. Açıklama şöyle: Doğu Akdeniz’de bir süredir gerginlik sürekli olarak artmaktadır. Savaş...

YKP’nin de katıldığı, Avrupa Sol Partisi 6. Kongresi gerçekleşti

YKP’nin de gözlemci üyesi olduğu Avrupa Sol Partisi’nin 13-15 Aralık tarihleri arasında Malaga yakınındaki İspanya şehri Benalmádena’da 6. Kongresi yapıldı. YKP Genel Sekreteri Murat...

AKP’nin Türkiye’de bir karşı-hegemonya hareketi olarak başarılı olması ve Kemalist tahakkümü yıkıp yerine AKP hegemonyasını kurmasında Kıbrıs önemli bir yer tutar. Fazilet Partisinden ayrılıp AKP’yi kuran yenilikçi Müslüman kadrolar Kemalist devletin hışmından korunabilmek için yüzlerini AB ile ABD’ye çevirdiklerinde, karşılarında aşılması gereken bir engel olarak Kıbrıs Sorununu bulmuşlardı. Biraz bocalayıp, biraz tereddüt ettikten sonra Kıbrıs Sorununun çözüme kavuşturulmasına yeşil ışık yakmak zorunda olduklarını anladılar. Fakat “arazi” temiz değildi. Karşılarında asker-sivil ve/veya derin güçler duruyordu. Onlar ne Kıbrıs Sorunu çözülsün istiyordu, ne de AKP iktidarda kalsın… İşte bu noktada AKP’li kadrolar dikkatlerini Kıbrıs’a çevirdiler ve adada müttefik aramaya başladılar.

Kıbrıs Türk toplumu ortadan ikiye bölünmüştü. Bir tarafta “özü” itibarıyla, yani milliyetçi tutumuyla AKP’nin ruhuna daha yakın olan ama konjonktür olarak AKP ile ayrı düşen Rauf Denktaş ve onun şahsında Kıbrıs Türk milliyetçileri, diğer tarafta da AKP tarafından “zındık” olarak görülen ama konjonktür gereği AKP’nin yakın durması gereken solcu-çözüm güçleri…

AKP çözümcü güçlerle pragmatik bir ittifak içine girmekte tereddüt etmedi ve Annan Planına “evet” diyerek Türkiye’nin AB yolunda ilerlemesini sağladı. Üyelik müzakereleri başladı ve Kemalist devletin kurumları aşama aşama yapı-sökümüne uğratıldı. Bu sürecin sonunda AKP Türkiye’de hegemonyasını ilan etti. Kıbrıs’ta süreç daha farklı gelişti. Burada “derin devlet” hedef alınmadı. Ergenokon davası devam ederken Kıbrıs hiç gündeme getirilmedi ve derin devletin Kıbrıs’taki icraatları sorgulanmadı. Fakat bu AKP’nin Kıbrıs’ta boş durduğu anlamına gelmez.

AKP’nin Türkiye’de hegemonya kurma süreçlerinin ayrılmaz bir parçası olan devlet içinde ve devletin derinliğinde örgütlenmiş güçleri yerinden etmek Kıbrıs’ta uygulanabilir bir yaklaşım değildi. Adanın özel koşulları buna müsaade etmiyordu. Çeşitli nedenden ötürü AKP Kıbrıs’ta “derinlerle” uğraşmadı ve farklı bir strateji izleyerek “yüzeydekilere” el attı. Yani, siyasi güçlerin değişimini hedefledi. Gerçekten de 2004 sonrasında Kıbrıs Türk siyasi yapısında önemli değişiklikler oldu.

AKP, öncelikle 2004’te ortaya çıkan paradoksu düzeltmeye koyuldu. “Özü” itibarıyla bir olduğu ama 2004 konjonktüründe gerilim yaşadığı milliyetçi sağ güçlerle ilişkilerini düzeltmeye başladı. Kendi Kıbrıs- Görüşüne bağlı kalarak AKP politikalarına itiraz etmekten çekinmeyen Rauf Denktaş devre dışı bırakılınca, Kıbrıs Türk sağı ile barışmak zor olmadı. Kıbrıs Türk sağı AKP’nin çıkarlarına göre tezlerini rötuşlamaya dünden razıydı. “Çözümsüzlük çözümdür” demeyecek ve “manevi değerlerin” güçlendirilmesi için bazı önlemler alacaktı. Tabii, AKP’nin çok sevdiği neo-liberal politikalar, özellikle de özelleştirme konusuna da önem verecekti ki, sağın zaten bununla bir sorunu yoktu. Kısacası, siyaset, ekonomi ve kültür politikaları AKP’ye bakarak yeniden şekillenecekti.

Anavatanın hükümetleri ile ayrı düşmeyi fıtratına aykırı bulan Kıbrıs Türk sağı kısa sürede AKP çizgisine yaklaştı. Nitekim artık sağ “çözümsüzlük çözümdür” demiyor. Kıbrıs Türk solunun ve genel olarak çözüm güçlerinin 2004 yılında AKP’ye kazandırdığı “etik üstünlüğün” bir gereği olarak Kıbrıs Türk sağı sık sık olmasa da federal çözümden söz ediyor. Ahmet Davutoğlu’nun dediği gibi, artık hiç kimse “çözümsüzlük çözümdür” demiyor…

AKP’nin Kıbrıs Türk solu ile dansı daha zordu. Her şeyden önce, Kıbrıs Türk solunun güçlü bir Kemalist damarı vardı. Solcular Kemalist laikçiliğe hayrandılar. Kemalizm’e biraz Marksist salça dökünce karşınıza İlhan Selçuk ve Uğur Mumcu gibi tipolojiler çıkar ki, Kıbrıs Türk solcularının prototipi çok farklı değildi. Çoğu zaten solculuğu Cumhuriyet gazetesinden öğrenmişti. AKP nezdinde Kıbrıs Türk solunun “günahları” bu kadarla sınırlı değildi. Solcular, laikçilikleri bir yana, Kıbrıslı Rumlara, yani “Gavurlara” “kardeşim” diyorlardı, onlarla aynı devlet çatısı altında yaşamak için çırpınıp duruyorlardı. Asıl halledilmesi gereken meseleler de bunlardı. Öyle anlaşılıyor ki, 2004’ten sonra bu konuda epeyce yol alındı. Şimdi dini özgürlüklerle manevi değerlerin önemini keşfeden, Kıbrıslı Rumlar söz konusu olunca en iyi ihtimalle “adam sen de” deyip boş veren, özelleştirmenin kalkınmanın motoru olduğunu düşünen solcular türedi.

Kıbrıs Türk sağı “çözümsüzlük çözümdür” demekten vaz geçerken, Kıbrıs Türk solu da “federal çözüm uğruna ölünecek Leyla değildir” demeye başladı. Böylece, sol ile sağ bir birine yaklaştı. Biri “çözümsüzlük çözümdür” demese de çözüm için kılını kıpırdatmazken, diğeri de bir zamanlar uğruna mücadele verdiği ve siyasi kimliğini edindiği federal çözümü “temenni” etmekle yetiniyor.

Kısacası, hem sağ hem de sol cenahta AKP’nin bakışları altında bazı önemli değişiklikler oldu. Bu değişiklikleri en iyi Ahmet Davutoğlu’nun geçtiğimiz hafta bu köşede aktardığımız sözleri özetliyor: “Şimdi çözümsüzlüğü çözüm gören kimse yok.” Ayrıca, “marjinal gruplar dışında kimse Türkiye’yi Kıbrıs’ın geleceğini ipotek altına alan ülke olarak görmüyor…”


 

* 5 Ekim 2014 tarihinde Yenidüzen Gazetesinde yayınlandı

http://www.yeniduzen.com/Yazarlar/niyazi-kizilyurek/kibris-ta-akp-nufuzu-ve-siyasal-donusumler/4824


 

- Advertisement -

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -

Yaklaşımlar

Dünyanın ve ülkemizin geldiği hal ve ne yapmak lazım – Ulus Irkad

Üç haftadır eve kapandık. Şimdiye kadar pek karşılaşmadığımız bir salgın var ve öncelikle kendi sağlığımızı korumaya çalışıyoruz. Elbette kendi sağlığımızı korurken aslında birlikte yaşadığımız...

Korona virüsün felaketinin ekonomik ve politik etkileri – Halil Paşa

ÇÖZÜM VE BARIŞ KARŞITLARI KAZANDI Koronavirüs felaketinin dünyada ve adamızda hızla yayılarak derinleştiği bu günlerde daha kötü sonuçlara hazırlıklı olmamız gerektiği ortaya çıkıyor. Böyle bir...

Korona virüs kafalarımızı karıştırdı – Alpay Durduran

İnsanlık yeniden derin sorunları tartışmaya açtı. Bazıları konunun temeline girdi. Sol politikalar hızlı zenginleşme yarışında kapitalist politikalara yenilmiş dedi idi ya şimdi o yarışı...

Coronadan önce Coronadan sonra ve kktc – Rasıh Keskiner

Coronadan önce bazıları için ne güzeldi dünya.. Ne güzeldi yaşamak. Neoliberalizmin kendilerine sağladığı imkanlarla bir eli yağda bir eli balda doymadan yaşamak. Emekçilerin emeklerini...

Öğrencilere olanların düşündürdükleri – Alpay Durduran

Küçük ülkemizde önce denize nazır diploma hazır üniversiteleri kuruldu şikâyetleri duyuldu ama daha öncesinde benim meclisteki konuşmalarda DAÜ’nün kurulması için yüksek teknoloji okulunun adının...