IŞİD, ABD ve AKP’ye dair muhtelif galat-ı meşhur – Foti Benlisoy

Yeni Kıbrıs Partisi

Maraş’ta provokasyona hayır!

YKP, BKP, KTÖS, KTOEÖS, Basın-Sen, DEV-İŞ, Mağusa İnisiyatifi, Sol Hareket,  Hayata Dokun Hareketi açıklama yaparak “tüm demokrasi ve barış güçlerini 15 Şubat Cumartesi saat...
00:14:55

YKP, ortak yurdun yeniden birleşmesi için ortak mücadele çağrısı yaptı

Yeni Kıbrıs Partisi, bugün, 12 Şubat, Çarşamba günü sabah saat 10:00’de YKP Genel Merkezi’nde Kıbrıs’taki ve Doğu Akdeniz’deki gelişmelere bağlı TC’nin tavırları, Kırımlaştırılma, Hataylaştırılma,...

2020 Asgari ücreti ne oldu?

YKP Genel Sekreteri Murat Kanatlı, döviz krizi ile alım gücünün eridiği, iğneden ipliğe her şeye zam yapıldığı koşullarda 2020 için asgari ücretin hâlâ belirlenmemiş...

Savaş hazırlıklarına hayır, barış için mücadele zamanı

YKP Genel Sekreteri Murat Kanatlı, Akdeniz’deki son gelişmeleri değerlendirdi, “barış için mücadele zamanı” dedi. Açıklama şöyle: Doğu Akdeniz’de bir süredir gerginlik sürekli olarak artmaktadır. Savaş...

YKP’nin de katıldığı, Avrupa Sol Partisi 6. Kongresi gerçekleşti

YKP’nin de gözlemci üyesi olduğu Avrupa Sol Partisi’nin 13-15 Aralık tarihleri arasında Malaga yakınındaki İspanya şehri Benalmádena’da 6. Kongresi yapıldı. YKP Genel Sekreteri Murat...

fotibenlisoy“Galat-ı meşhur lugat-ı fasihten evladır” demişler. Yani kabaca, yaygınlık kazanmış, dille bütünleşmiş bir yanlışın düzeltilmesi çok da gerekli değildir; böyle bir yanlış doğruya yeğ tutulabilir anlamında bir deyim. Bu deyişi öyle içselleştirmişiz ki siyasal mülahaza ve tartışmalarımızda bazen yanlış olduğunu bile bile galat-ı meşhurlara sığınmaktan çekinmiyoruz. Bazen ajitatif gayelerle, bazen de kendi fikri tembelliğimizin gerekçesi olarak galat-ı meşhurlara müracaat ediveriyoruz. Bu kısa yazı, Britanya Hindistan Ofisi’nin 19. yüzyılın ortalarında “Ortadoğu” demeye başladığı coğrafyadaki gelişmelerle alakalı olan ve sohbette, toplantıda ya da eylemde sıkça karşımıza çıkan galat-ı meşhurların bir seçkisinden ibaret. Başlayalım:

1-      ABD IŞİD vasıtasıyla bölgeyi yeniden dizayn ediyor: Google’a IŞİD ve dizayn kelimelerini birlikte yazınca toplam (dile kolay) 111.000 sonuç geliyor. Bu “dizayn” sözcüğü tedavüle nasıl girdi, nasıl bu kadar yaygınlaştı gerçekten bilmiyorum. Konu Ortadoğu olunca analiz babında tumturaklı bir söz söylemek isteyen hemen herkes bu kelimeyi birkaç kez cümle içinde kullanmak ihtiyacını duyuyor. Bölgede kuş uçsa “dizayn” diye cevabı patlatır olduk. Bizde bu dizayn hevesi varken kaba bir hesapla son on senede Ortadoğu beş altı kez dizayn edilmiş olabilir ki bu iki seneye bir dizayn anlamına gelir. 2011’de medya tabiriyle “Arap Baharı” olur dizayn denir. Tunus ve Mısır’da Müslüman Kardeşler iktidara gelir dizayn denir. Sonra bunlar iktidardan düşer gene dizayn olur. Bölge de ABD de “dizayn manyağı” oldu desek yeridir. Şaka bir yana, ABD IŞİD “vesilesiyle” Ortadoğu’yu yeniden ve bir kez daha dizayn ediyor, “krizi fırsata çeviriyor” filan değil. Aksine, IŞİD’in yayılması, ABD’nin 2003 sonrası (IŞİD’le beraber moda olan tabirle) “Levant” politikalarının iflası anlamına geliyor. Daha net bir formülasyonla, IŞİD’in yükselişi karşısında ABD (an itibariyle), bırakın dizaynı, aksiyoner değil, reaksiyoner, yani tepki veren konumunda.

2-      ABD IŞİD’i kullanarak bölgede kendi işine gelen bir kaos ortamı yaratıyor:Meşhur “kaos kuramıyla” uzaktan yakından alakası olmayan bu kaos teorisine göre ABD her durumda Ali’yi Veliye, Veli’yi de Ali’ye düşürüp arada parsayı topluyor. “Böl ve yönet” Roma İmparatorluğu zamanından beri (divide et impera) revaçta olan bir emperyal siyaset biçimi elbette. Ancak buradan hareketle her koşulda küresel hegemon gücün (ABD diye okuyun) “kaos” peşine düşeceği sonucuna ulaşmak abes. Daha sofistike versiyonlarında Naomi Klein’ın “felaket kapitalizmi” argümanının (tabir hoş görülsün) boku çıkarılmış bir şekli olan bu sava göre ABD, Ortadoğu’nun merkezinde küresel cihat hareketi için bir cazibe merkezi haline gelen bir “hilafetin” oluşumundan “kaos yaratır” diye bahtiyar oluyor; öyle ki utanmasa (ya da çekinmese) neredeyse zil takıp oynayacak.

3-      IŞİD bir taşeron örgüt: Bu başlıkta versiyon çok. IŞİD ABD’nin, İsrail’in, Suudilerin, Türkiye’nin, Katar’ın teker teker ya da hepsinin birden taşeronu olarak görülüyor. Dikkat edin: 3. maddeyle 1. madde arasındaki rabıta aşikâr. Ortada bir dizayn (proje) varsa neoliberal devirde bunun bir alt müteahhite ihale edilmesinden doğal bir şey olamaz. İşte IŞİD bu alt müteahhidin adından başka bir şey değil. IŞİD’i yaratan somut siyasal ve sosyal bağlamı bir kalemde es geçmeyi sağlayan bu büyülü kelime, fikri tembellik kadar bir ferahlamaya da sebep oluyor. IŞİD’i kendi öznelliği ve (yine moda tabirle) “ajandası” olmayan bir kukla olarak düşünmek, onun yayıldığı hızla söneceği yanılsamasını (kolaycılığını) besliyor.

4-      ABD IŞİD’e dönük bombardımanıyla esas olarak Esad rejimini hedefliyor:“Sahadaki” gelişmelerle alakası olmayan bir varsayım. Solda Suriye’de ta başından itibaren bir “Libya senaryosunun” (muhalefetin silahlanması ve ardından uluslararası müdahale) söz konusu olacağı beklentisi/kaygısı yaygındı. Oysa Libya değil de Lübnan “model” oldu (yani rejimle muhalefet arasındaki siyasal ihtilafın emperyal ve bölgesel güçler arasında bir jeostratejik çatışma sahasına, bir vekâlet savaşına dönüşmesi). ABD Suriye rejimini bombalamayı, Suriye’deki siyasal ve askeri ihtilafa doğrudan angaje olmayı seçmedi (bunun nedenleri uzun bir tartışma). Seçseydi geçen sene bu zamanlarda kimyasal saldırı iddiası üzerine pekâlâ “düğmeye” basabilirdi, basmadı, basamadı. Bunun şimdi gerçekleşmesiyse çok daha zor. Üstelik sayısız gözlemci, uluslararası koalisyonun hava operasyonlarından, şimdilik de olsa, en kazançlı çıkanın rejim olduğunda birleşiyor.

5-       AKP ile IŞİD “ortaklar”: Oldukça netameli bir başlık. AKP hükümetinin Suriye bağlamındaki hedeflerine ulaşmak adına IŞİD’e belli bir müsamaha gösterdiği, örgütün Türkiye’yi bir ikmal ve rekreasyon alanı olarak kullanmasına izin verdiği, örgüte militan akışına müsaade ettiği, IŞİD’in elindeki önemli bir kaynak olan petrol “ticaretine” göz yumduğu vs. vs. bilinen ve artık sıkça tartışılan gerçekler. Dış basında bu konularla alakalı bir makale ya da haberin çıkmadığı gün yok gibi. Ancak bu kadarıyla dahi “vahim” sıfatını hak eden bu “ilişki”, bir ortaklık-partnerlik değil. Yani AKP ile IŞİD’in (yine o kelime) “ajandaları” arasında fiili çakışmalar olsa da bu ikisi birlikte, ortak bir planlama dahilinde hareket etmiyor. Ne demek istediğimi açmak için Erhan Keleşoğlu’ndan bir alıntıya sığınayım: “Açıkça söyleyelim IŞİD, AKP açısından desteklenecek, ittifak kurulacak bir unsur değildir. İdeolojisiyle, siyasal-askeri stratejisiyle, Suriye İç Savaşı’nda ittifak yapılan Suriyeli unsurlarla çatışması hasebiyle düşman sayılmaktadır. Ancak bu örgüt, koyu mezhepçiliğiyle Şii ağırlıklı Irak merkezi hükümetinin ve laik PKK’nin de düşmanıdır. Bu iki grup aynı zamanda AKP tarafından da hasım görülmektedir. Bu bağlamda IŞİD’le karmaşık bir ilişki söz konusudur; zaman zaman düşmanlar içerisindeki ehven-i şer görülebilmektedir.” Yani Türkiye açısından Bağdat hükümetini ve özellikle de Rojava’yı sıkıştırdığı oranda IŞİD göz yumulabilecek, fazla belli etmemeye çalışılarak sırtı sıvazlanabilecek bir örgüt IŞİD. Ama o kadar. Erdoğan’ın son “u dönüşünün” de gösterdiği gibi, Türkiye’nin IŞİD’le ABD’nin (Batı blokunun diyelim) kırmızı çizgilerini ihlal eden bir “kader ortaklığına” girmesi mümkün değil.

6-      AKP ABD’nin taşeronu (“BOP eşbaşkanı”): AKP’nin ABD’nin “taşeronu” sıfatıyla Suriye politikasına şekil verdiği, şimdi unutmuş görünsek de, yakın zamana kadar solda oldukça popüler bir argümandı. Oysa tam tersine ABD yönetimi bir süredir Erdoğan ve sair AKP kurmaylarını Suriye politikası dolayısıyla alttan alta eleştiriyor ve sıkıştırıyor. Riccardione’nin sözleri ve Kerry’nin “çürük elmalar” çıkışı Türkiye’ye dönük açık ve örtük azarın sadece son örnekleri. Yani AKP’nin Suriye politikası ABD’nin taşeronuna dikte ettiği bir politika filan değil. Taşeron argümanının tersine Türkiye/AKP, Obama yönetiminin Ortadoğu’dan “çekilme” (disengagement) politikasının yarattığı boşlukta bir hareket alanı bulmuş ve bunu kendi emperyal hevesleri için tepe tepe kullanmıştı. Şimdi alttan alta AKP’ye, bu fazla angaje, “militan” politikanın hesabı kesiliyor.

7-      ABD Erdoğan’ın üstünü çizdi: “Reaksiyon” dizisinde “müsteşar” (herhalde Hakan Fidan kastediliyor) “Türkiye NATO konseptinden çıkıyor” gibisinden bir şeyler söylemiş (diziyi izleyenler aktardı). Bu ve benzeri sözler izleyicinin milli gurunu okşar mı bilmem ama (amiyane tabirle) o kadar uzun boylu değil. ABD’nin bir küresel hegemon güç olarak göreli gerileyişi Türkiye ayarındaki bölgesel güçlere Ortadoğu’da daha geniş bir manevra sahası açmış olabilir (bkz. madde 6). Ancak bu, Türkiye’nin ABD karşısındaki “göreli özerkliğini” abartmamızın vesilesi olmamalı. Erdoğan megalomanide Putin’i aratmasa da Türkiye bir Rusya değil. Türkiye kapitalist devletinin Atlantik-Batı-ABD emperyalizmiyle köklü içsel bağı, öyle iki beyanat ve efelenmeyle üzeri çizilebilecek bir şey değil. AKP’nin de zaten buna ne isteği ne de mecali var. Aynı şekilde, ABD açısından da Türkiye bir kalemde yok sayılabilecek bir müttefik değil. Erdoğan paylansa da masada kendisine mutlaka bir yer verilmesi gerekiyor. ABD’nin Rojava’ya dönük sakınımlı tutumu mesela, Türkiye’yi hâlâ nasıl kayırdığının açık bir işareti.

Netice: Bir iki güne bir tezkere daha meclise gelecek. AKP/Erdoğan’ın “güvenlikli/tampon bölge” fantezisine dur demek, Kobanê’yle aktif bir biçimde dayanışmak, AKP hükümetinin IŞİD’e açtığı olanakları (özellikle Rojava bağlamında) teşhir etmek, ABD müdahalesinin mezhepçi şiddeti durdurmak yerine kışkırtacağını hatırlatmak… Tüm bunları ve daha fazlasını yaparken galat-ı meşhurlara sığınmak işimizi kolaylaştırıyor görünse de bizi zaafa uğratıyor. Siyaseten sadeleşmeye/berraklaşmaya elbette ihtiyaç var ama unutmayalım sadelik de berraklık da basitleştirme ya da indirgemecilik değil, olmamalı.

- Advertisement -

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -

Yaklaşımlar

Çözüm – Kemal Güçveren

Bu tatsız günleri yaşarken yeniden düşünmemiz ve düşlerimizi hatırlamamız gerekir. Bu bulaşıcı hastalık Koronavirüs ortaya çıkalı, Dünya, goronası dağılmış araba gibi oldu ne itsen...

Dünyanın ve ülkemizin geldiği hal ve ne yapmak lazım – Ulus Irkad

Üç haftadır eve kapandık. Şimdiye kadar pek karşılaşmadığımız bir salgın var ve öncelikle kendi sağlığımızı korumaya çalışıyoruz. Elbette kendi sağlığımızı korurken aslında birlikte yaşadığımız...

Korona virüsün felaketinin ekonomik ve politik etkileri – Halil Paşa

ÇÖZÜM VE BARIŞ KARŞITLARI KAZANDI Koronavirüs felaketinin dünyada ve adamızda hızla yayılarak derinleştiği bu günlerde daha kötü sonuçlara hazırlıklı olmamız gerektiği ortaya çıkıyor. Böyle bir...

Korona virüs kafalarımızı karıştırdı – Alpay Durduran

İnsanlık yeniden derin sorunları tartışmaya açtı. Bazıları konunun temeline girdi. Sol politikalar hızlı zenginleşme yarışında kapitalist politikalara yenilmiş dedi idi ya şimdi o yarışı...

Coronadan önce Coronadan sonra ve kktc – Rasıh Keskiner

Coronadan önce bazıları için ne güzeldi dünya.. Ne güzeldi yaşamak. Neoliberalizmin kendilerine sağladığı imkanlarla bir eli yağda bir eli balda doymadan yaşamak. Emekçilerin emeklerini...