Semptomlar, sendromlar ve malumun ilanı! – Özkan Yıkıcı

0
115

Filistin sorunu Gazle sentomu ve popilizmin şaheser medya akışı ile gündeme yeniden katliyamlarla geldi. Provakasyonlu ve yeni Hibre savaş tipi tekniklerle düşürülen Malezya uçağı Ukrayna krizi sendromu yayıldı. Bunlar etrafı sarmalayıp politik denklemi zorlarken; birden Türkiye sanki çok normal koşulda yaşar gibi de “malumun ilanı operasyonu” tetiklendi. Meydanda fermanı verilen ardından harekete geçilip polisler operasyonuna girişildi. Tam bir ezber bozma ve devlet içi hesaplaşma örneği olacak gelişmeydi! Dün “Balyozu, Ergenekonu, KCK” operasyonu ile “vesayeti” kaldırtan ekip; şimdi yine “paralel” adı ile bukez ayni hışma kendileri uğruyor! Kimse şu basit soruyu dahi korkarak sormaktan vazgeçiyor: “Madem parelel operasyonu yapılıyor ve bu kesim inanılmaz malum ilanına konuluyor* Ozaman suçlanmaları sonucu, dün başarı ve vesayet kaldırtma olayı da yanlış sayılmalıdır”! Bu basit sorgu dahi; oluşan travmanın semtonundan tortulaşarak ortaya çıkarılamıyor!

Böylesi gelişmelerarada bir bize de düşüyor. Enazından Filistin konusunda ortaya çıkan görüntüler sonucu da tepkiler olması kadar doğal bir şey olamazdı! Tabi sisteme dokunmadan, kendi yaptıkalrına değinmeden ve “Anavatana zeval”  vermiyecek şekilde,popilizmin alası yapılarak konuyu yazan çizen de oldu. Hatta hala saray hülyalı efendi “elinde anahtarla” makam beklemenin hırsı ile de konuşuyor! Ama tüm bunlar Gazle katliyamı ile ortaya serilirken; Salı günü Can Dündarın Cumhuriyet gazetesindeki yazısı ile resmen herkesin hesabına çok güzel bir damla gerçek damıt tı! Tarihle belek anımsatarak Devrimci mücadele ile Filistin gerçeği ile bu gerçeğe karşı kimlerin nasıl tavır aldığını anımsatarak; resmen çok uyarıcı bir yazı yazdı. Hemen ben de buradaki bazı atıp tutan ama kavramları dahi kendi çıkarcı ve etiketlerine benzetenlere şu lafı kondurtacam! Öyle ekrana çıkıp ağzına geleni söylemek ve kavramları kendi bencil düşüncelerine oturtarak, doğrular söylenemez! Devrimcilik kuramı da bunalrdan biridir! Can Dündar bunu Filistin ile Türkiye gerçeğine oturturken; bizimkiler de kendi etraflarında olan bazı olayları Devrim kavramını fetişizleştirip kişisel bencileşme kuramına koyduklarına neyazık tanık oluyoruz. Cihaletin ve sistemsel üstünkörülükle en iyi kavramları dahi boşaltarak kişisel dağarcılığına koyanlara; sadece utanmazlığın danisgasını yaptıklarını söyleyerek şimdilik yetiniyorum!***

Can Dündar neyi anımsat tı: Denizlerin ve öteki devrimcilerin zamanında Filistin kamplarına gidip mücadele verdiklerini* Amerikan Altıncı Filosuna karşı Mahirler, Denizler onları karaya çıkarmama eylemi yaparken; dinin neferlerinin “yalah bismilah” çekip onlara nasıl saldırdıklarını da anımsat tı* Yine Sinan Cemgilin arkadaşları ile Malatyadaki Amerikan İsrail ortak radar üstüne saldırmak için giderken; pusuya düşürtülüp Köylü ihbarı ile katledilmelerini beleklere vurguladı!… Tabi buna daha ekleyecek çok bilgi vardır. Tarihi Filistin sorunu ile başta bölgesel devrimci güçlerin dayanışmasının belgelerinin boluğu çoktur. Nitekim dünyada gerileyen devrimci hareketler le resmen Filistin hareketi de adeta beleklerden sildirtilip, temel sorun olma öznesi hiçeleştirildi!***

Gazle artık yangın yeri veya depremlerle sarsılma ifadelerinin ötesine geçen bir duruma geldi. Unuturulan Emperyalizim ve onun bir devlet biçimi olrak geliştirdiği Faşizmin nedemek olduğunu İsrail devleti ile karşımıza geliyor. Aslında bazı Sosyalistlerin dediği gibi: “Ortadoğunun tüm devletleri ırka ve mezhepsel din baskılanmasına dayalıdır* onun için hepsi sabıkalı* Bundan dolayıdır ki israilin yaptığı katliyama tavır koymama ve sesiz kalmaya mahkumdurlar”! Nitekim ta uzakta Venezuelanın verdiği tepkiyi Ortadoğu ülkeleri damlasını vermedi!****

Ortadoğu yeniden Filistin döngüsünü çıkmazla ve katliyanmla yaşarken; Filistin direnişini manüpüle etme adına “Hamas” ile dinsel motiflere koyma probaganda uğraşları altında konu yaşanarak devam ediliyor. Oysa Yetmişler Filistini devrimci ve direniş olarak simgesel evrensel değerle kulanılıyordu! Sanırım sık sık yazdığım “Ortadoğu da Devrimci hareketlerin cılız olmasının” nedenli olumsuz etken yaptığını; son Gazle olayında yeniden anlamak zor değildir! Nitekim öfke saçıp içsel seçim probagandasına mavzeme yapan Erdoğan; nedense Malatya Kürecik Radar üstünün İsrail gerçeğini; ihracatı Türkiye üzerinden yapılan ırak Kürdistan Petrolunun israile gidişini; İsrail ile artan tücari hacmin gerçeğini; Türkiye İsrail isdihbaratdan öteki konulardaki sarmaşdolaş durumlarını pek konuşmak istemiyor! Tamda herkes Gazleye yoğunlaşırken de seçim meydanından haykırması ile “Paralel operasyonu” hızla piyasaya sürüldü!

Bir ufak anımsatma yapacam: hem yazdığım günlük Ortam gazetesinde, hem şuanda okuduğunuz Yeni Çağ sitesinde ve prokram yaptığım Ratyo Mayıs da AKP döneminde hep şu önemli uyarıya basa basa tekrar tekrar belirtim: Türkiye de yaşananlar toplumun yükselen muhalefeti sonucu bir değişim ile yapılmamaktadır. Değişen Uluslar arası sistem denklemleri ile Türkiyede ki devlet içi yeniden dizayinlerin sonuçalrıdır. Olayı toplumsal sınıfsal dayatma olarak değil; devlet içi yeniden yapılanma mücadelesi olarak kavramak gerektiğini hep belirtim! Nitekim daha ilk adımdan Ergenekon olayından başlayarak bu uyarıyı tekrar tekrar yazdım söyledim.

Şimdi ise özelikle bozulan Gülen AKP denklemi sonucu AKP tüm yaptığı “demokrasi, vesayet, yeni Türkiye” adımlarının tersdüz olduğunu görüyoruz. Dün yargıdan yargıya koşturdukları kesimler şimdi “kumpaz, paralel” adıyla aklanıp, kendine göre karşıtlara karşı başka hareket geliştiriliyor. Dikat edin; tüm devlet içi mücadeleler nedense tarihsel öteki kirli sayfalara hiç dokunmuyor! Fayli meçular, katledilen aydınlar, Kürt sorunundaki cinayetler, Gazi Mahalesi, Madımak, Hayata dönüş operasyonları gibi nice kitlesel katliyamlar veya Deenk gibi cinayetlerin üzerine gidilmedi. Sadece devlet içi çatışmalarla konu sınırlandı. Hatta Alman mahkeme kararlarına rağmen Deniz Feneri de yok edildi!

Şimdi yeni oluşan devlet içi çatışma ve yeni itifaklar denklemi sonucu; işler yeniden yazılmaya başlandı. Dünün ışıkları şimdi karanlık nedeni oldu. Özelikle 17 aralık yolsuzluk operasyonu ile artık Türkiye devleti yeni bir itifaklr ile mücadele sürecine girdi. Şimdilik Uluslar arası Emperyalist kesimelr fazla direk konuya dahil olmama duruşunda! Özelikle sıcak paraya ihdiyaç duyan sermayenin sığınacak liman ihdiyacından, Ortadoğu kağosundaki gidrek artan belirsizlikler sonucu; Türkiye devlet içi çatışmada direk taraf olmalar daha sönük gibi duruyor. Sadece bazı belgelerin sızdırılması ile iyice imajlar altüst oldu. Tabi Erdoğanın bu hareket ile aslında Cumhur olma hamlesi olarak da ddeyerlendirmek şart! Elbet IŞİD gibi Türkiyenin dibinde olan büyüme ile ortaklık gerçekelri de bu yeni hareket ile ikincil duruma gündemden düşürtüldü!Göjrdüğünüz gibi; yazmaya başlayınca konular çok. Birde bilgi eksikliği ile oluşan algılar fikirler çelişkisi de işin cabası. İlgisizlik ile sistem tipi düşünme modeline dahi fırsat gelip de değinememe eksikliği de gözden kaçırılmasın. Böyle olunca da makale daldan dala gelişledi. Öyle gelişledi ki daha birçok konuya değinmeden artık “yeter” demenin de yanına geldim. Haydin şimdilik bukadarla yetineyim. Yalnız yine uyarımı yapacam: Bazı kavramların kuramların değeri öyle birkaç söz ve ses yükselterek anlamı verilmez. Mücadele ve bedel ödemde kadar, kavramın birde içeriği vardır. Sanırım Devrimci ifadesi öylesine sapkınlaştırıldı ki artık basitleşen ve isteğe göre kulanılan değer haline sokuldu. Enazından bu köşelerde inanarak yazanların bu yanlışa düşmemesi gerekir. Onlarda düşerse ve tekrarlarla anlamsızlaştırırlarsa; ozaman döneklere veya sermayenin kendi karı için kulanım probagandasına pek diyecek sözümüz de kalmaz.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.