Anayasanız ‘Hayır’lı Olsun – Halil Paşa

0
205

halilpasa“MİLLİ BİRLİK VE BERABERLİK RUHU” İÇERİSİNDE ANAYASA’YA EVET DEMEK…

29 Haziran’da yerel yöneticilerini seçmeye gidecek “vatandaş”, eş anlı olarak “KKTC Devleti’nin Yeni Anayasası”nı da oylayacak…

KKTC Meclisinde kendilerini sağcı ve solcu diye tanımlayan dört siyasal partinin vekilleri, artık kamuoyunda da kanıksandığı haliyle, geçmişte pek çok kritik kararda olduğu gibi, tek bir fire vermeden, Anayasa’da da, oybirliği ile uzlaşıyı bir kez daha sağlama başarısı gösterdiler. Önce Mecliste anlaştılar. Şimdi de CTP’sinden UBP’sine, DP’sinden, TDP’sine, Anayasa taslağına, referandumda hep birlikte “evet” oyu verilmesi için “vatandaşa” çağrılar yapıyorlar…

TDP neyse de… Aradan geçen 29 yıllık zaman içerisinde, 1985 yılındaki Anayasa’ya “hayır” gerekçesini geri aldıracak ne değişti de, CTP, mecliste UBP ve DP ile adeta “milli birlik ve beraberlik havası” içerisinde “evet” demekte karar kıldı.

Öyleyse ol geçmiş referandumun, yani 1985 “KKTC Anayasası Referandumu”nun hikayesini, zamanı geriye sarıp, o günlerin halet-i ruhiyesi içerisinde anlatmak farz oldu.

Kaynak: Bu yazı 15 Haziran, Pazar günü Havadis’in Poli ekinde yayınlandı

 

KKTC DEVLETİ NASIL İLAN EDİLDİ?

1983’ün sonbaharının ilk ayında, Denktaş ve bir numaralı kurucusu olduğu ve o günlerde henüz denetiminden çıkmamış UBP, Kuzeyde ayrı bir devlet ilan etmeye hazırlanmaktadır. Dönemin ana muhalefet partisi TKP ile muhalefetin küçük partisi CTP ise, yeni devlet ilanına, mecliste kesinlikle “hayır” diyeceklerini açıklamışlardır.

Ancak Türkiye’den esen 12 Eylül faşizminin rüzgarları, darbeci generallerin yanı sıra dönemin TC Dışişleri Bakanı ve TC Lefkoşa Büyükelçisi’nin Denktaş lehine devreye girmesiyle, iki muhalefet partisinin milletvekilleri üzerinde bir baskı ve korku ortamı yaratılır. “Ayrı devlet ilanına hayır diyeceklerin bundan sonra mecliste yeri olmayabilir” mealindeki tehditler, her iki muhalefet partisinin “dik başlı” vekillerine, önce elçiliğe, sonra da saraya çağrılarak bildirilir. Birkaç gün sonra ilan edilecek devlete, eğer mecliste “hayır” oyu verecek olurlarsa, siyasi hayatlarının bundan sonra olan kısmının hiç de “hayırlı” olmayacağı “lisan-ı münasip” ile hatırlatılır.

Denktaş bey saraya çağırdığı vekillerin olası “hayır”cı vekillerine, bu konuda Türkiye’nin (başta Kenan Evren olmak üzere 12 Eylül cuntası ve elçiliktir kastedilen-hp) mecliste tek bir fire dahi istemediğini sert bir şekilde bildirir ve adeta “ayaklarını denk almalarını” isteyen bir söylevde bulunur.

İşin ilginci bütün bu gelişmelerden üç aşağı beş yukarı Kuzeydeki kamuoyu da haberdardır.

Uzatmayalım…

Sonuçta KKTC devletinin ilanı, 12 Eylül rejimi tarafından arkalanan Denktaş bey ve UBP’nin istediği ve emrettiği üzere, tek bir fire verilmeden, oybirliğiyle, hatta bazı muhalif vekillerin ayakta alkışlarıyla kabul edilir.

 

1985 KKTC ANAYASASI REFERANDUMUNDA “HAYIR”IN ANLAMI.

Yıl 1985. “KKTC Devleti”nin, “KTFD Meclisi”nde, oy birliği ile onaylanmasının üzerinden iki yıla yakın bir zaman geçmiştir. “Bu devlete bir de Anayasa lazım” denerek, dönemin KTFD milletvekillerine birkaç sendika yöneticisi ve Denktaş bey tarafından yapılan atamalarla, 1974 yılından sonra ikinci kezoluşturulan “Kurucu Meclis” tarafından yapılan çalışmalar sona ermiştir.

Mayıs-1985 yılında Anayasa halk oylamasına gitmezden önce, henüz daha kırmızı’dan yeşile döndüğünü açıkça deklere etmemiş olan CTP, Parti Meclisi’nde “ayva tüyü payı” ile “KKTC Anayasası”na “hayır” deme kararı almayı başarır.

Bu arada belirtmiş olayım. 1976 yılında ve henüz üniversite sıralarında iken dahi, “KTFD Anayasasına hayır” diyerek açtığı imza kampanyasıyla sesini duyurmuş ve şimdi de KKTC devletinin 12 Eylül faşizminin gölgesinde ilan edildiğinin farkında ve fevkinde olan 78 Kuşağının pek çoğu mezun olmuş ve Kıbrısta’dır.

İşte CTP’nin ayva tüyü fakıyla da olsa, “KKTC Anayasası’na hayır” kararı almasında parti içindekiKÖGEF’çi gençlerle, TKP ile TKP dışında yer alan “78 Kuşağı Devrimcileri”nin de “Anayasa’ya hayır” demeye hazırlanıyor olmalarının önemli bir katkısı olduğu söylenebilir.

Hade şunu da yazmadan geçmeyim. Yoldaşları Türkiye 78 Kuşağı gençliğini soykırıma uğratırcasına hapislere dolduran, işkencelerde sakat bırakan, katleden 12 Eylülcülere ve adanın Kuzeyindeki siyasi işbirlikçilerine karşı dönemin 78 Kuşağı Kıbrıslıtürk gençleri için bu olay, adeta bir siyasi kişilik imtihanıydı. Ve onlar %30 hayır’ın örgütlenmesine önemli katkı koyarak, o baskıcı ortamda “1985 Anayasa Referandumu”ndan yüzlerinin akıyla çıkmaları önemlidir.

Bu arada CTP, %30’a yaklaşan “hayır” oyunun verdiği rüzgarla, siyasi tarihinde ilk çıkışını yaparken, TKP, öğretmenler sendikası ile kendi çevresinde dolanan 78 Kuşağı solunun “hayır” ısrarına pek kulak asmayarak süreci ıskalamış oldu.

Hiç unutmam…

1985’in Nisan ayı boyunca siyasal partiler arasında Anayasa’ya “evet”, “hayır” tartışmaları sürerken, CTP’li bir vekilin geçici 10 maddeyi kast ederek, “polis bir gece ansızın gelip sizi evinizden alabilecek” sözleri hala pek çoğumuzun aklındadır.

 

SOL’UN KKTC İLANINA VE GEÇİCİ 10. MADDEYE TEPKİSİNDEN, CTP YARARLANDI…

1985 “Anayasa halk oylamasında” sandıktan çıkan %70EVET” ile %30HAYIR” oyunu nasıl yorumlamak gerekiyordu?

Her şeyden önce bu her üç kişiden bir kişinin KKTC Anayasa’sına “hayır” demesi anlamına geliyordu.

KKTC devleti, meclisteki milletvekillerinin oy birliği ile geçmiş olsa da, üçte bir seçmen, aradan geçen bir buçuk yıl içerisinde bu “metazori devlet” ilanına ve onun doğal sonucu geçici 10. Maddeyetepkisini bu şekilde mi dile getirmişti?

Bir bakıma…

Öte yandan 1985 Anayasa referandumu, bu tepkiyi değerlendiren CTP’nin yükselişe, bunu göremeyen TKP’nin ise ilk kez düşüşe geçtiği bir dönüm noktası olur.

Eğer ileride yazılmaya değer bulunacaksa, Kıbrıslıtürklerin siyasi tarihine, “29 Haziran 2014 ikinci KKTC Anayasası halkoylaması” olarak geçecek sürece ilişkin değerlendirmemize başlayabiliriz.

 

DAĞ FARE DOĞURDU…

KKTC Meclisinde Anayasa değişikliği için kurulan Özel Komitede, KKTC Anayasasında değişiklik yapmak için günlerce, haftalarca, parasını devlet’in, yani sonuçta biz vergi mükelleflerinin karşıladığı mesailer yapıldı.

Sonra ne oldu?

Özel Komitede harcanan emek-zaman, üretilen hukuk, Genel Kurulda hovardaca harcandı.

“Özel Komitede” oy birliği ile kayda geçen metinlerin önemli bir kısmı, Meclis Genel Kurulunda reddedildi, değiştirildi ve anlamsızlaştırıldı… Bazı solcu vekillerin “olmazsa olmazı olan” ve büyük iddialarla hazırlanan öneriler, Genel Kural’dan kuşa dönerek çıktı. Ya da “olmazsa olmazımdır” diyen vekilin de katılımıyla çıkarıldı.

Sonuçta ol-deyişle; Dağ Fare doğurdu!

Peki bunlar nasıl oldu?

 

ÖZEL KOMİTEDE NE İDİ, MECLİS GENEL KURULUNDA NE HALE GELDİ?

Anayasa değişikliği için kurulan Özel Komitede, AB ve “çağdaş hukuk” normlarına göre olumlu olan pek çok madde, Meclis Genel Kurulunda değişikliklere uğratılarak olumsuz hale getirildi ya da metinlerden tamamen çıkarıldı.

Bu olumsuzlukları şöyle sıralamak mümkündür…

“Azınlık hakları” konusu önce kabul edildi, daha sonra “devletin maddi kaynakları elverdiği ölçüde” bu hakları yerine getireceği belirtilerek sorumluluktan kaçınıldı. Bununla da kalınmayarak Meclis Genel Kurulunda “Azınlık Hakları” ile ilgili öneri, metinden tamamen çıkarıldı. İlginçtir, bir milletvekili önce, devletin bunu maddi kaynaklarının elverdiği ölçüde yerine getireceği mazeretini dahi kabul etmeyeceğini ve bunun da partisinin “olmazsa olmazı” olduğunu ifade etmiş olmasına rağmen, sonrasında bu hakkın tamamen çıkarılmasına bile ses çıkarmadığı bir durum yaşandı.

Öte yandan sınırlamaların, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatları dikkate alınarak yorumlanacağına ilişkin kural da, AİHM’nin son olarak Türkiye aleyhine vermiş olduğu 90 milyonluk tazminat kararı üzerine sanırım Ankara’dan “kulak çekme” anlamına gelecek olası bir ikaza karşın (eğer Ankara’dan “alo” denmediyse-hp) tüm partilerin oybirliğiyle madde metninden çıkarıldı.

Çocuk Hakları konusunda ise, sadece vatandaş değil mülteci ya da mülteci statüsüne geçmeye çalışan tüm çocukların da eğitim, sağlık ve sosyal gelişim hizmetlerinden koşulsuz ve eşit şekilde yararlanması önerilmişti. Ayrıca her çocuğun, “Çocuk Hakları Sözleşmesi” ve diğer uluslararası insan hakları sözleşmelerine dayanılarak sağlanan koruma ve insani yardım haklarından yararlanması, önerilmişse de sonradan bütün bunlardan vazgeçildi.

Devletin bütçesinden siyasal partilere yapılacak yardım konusu, 1985 Anayasası’nda yasa ile düzenlenir ve yasa koyucuya takdir yetkisi verilirken, yenisinde daha da geriye gidildi. Devlet yardımı, milletvekili çıkaranlar ve çıkarmayanlar ayırımına bağlandı. Bu da demektir ki mecliste sandalyeniz yoksa, zaten almadığınız devlet yardımını, bundan sonra da almamanız garanti altına alınacak. Büyüklere devletin para yardımı akmaya devam ederken, küçük partilere de, Cem Karaca’nın şarkısına nazire olarak “küçüksün sen küçük kal” denmesi garantiye bağlanmış olacakBir diğer deyişle, mecliste vekili bulunan dört partinin oy birliğiyle, yeni Anayasa’da, “Derenin denize akması” garanti edilmek isteniyor…

TC Anayasası’ndaki düzenlemeden alınan ve Vicdani Ret konusunda kapıyı aralayan öneri, daha öneri safhasında iken, yeterli oy çoğunluğuna ulaşamadığından reddedildi. Bu elbette insan hakları ile ilgili, TC Anayasası’ndaki benzer bir maddeyi dahi ıskalayan önemli bir zafiyettir.

CTP’den UBP’ye, DP’den TDP’ye hep bir ağızdan, “bundan sonra seçilen milletvekillerine yemin etmezden önce mal beyanı zorunluluğu getirildi” deniyor. Açıkça demagoji yapılıyor. Çünkü bu öneri bile kuşa döndürülmüş.

Nasıl mı?

Bununla ilgili ilk öneriyi TDP yapmıştı ve şöyleydi: “Servet beyanları, Meclis Başkanlığınca Resmi Gazetede yayımlanmak suretiyle kamuoyunun bilgisine sunulur.” Bu öneri daha sonra metinden çıkarılmış ve servet beyanlarını kamuoyuna, yani seçmene değil de, sadece “Yüksek Seçim Kurulu”na verecek şekilde yeniden düzenlemeye gidilmiştir.

Belediye Başkanlarının, yerel bütçenin yüzde onundan daha azını zarara uğratırlarsa, affedileceklerini ima eder gibi yanlışlıkların olması ise, Yeni Anayasa’nın bir başka olumsuz yönüdür.

 

SONUÇ:

“Evet” oyu veren seçmen bilecek ki, CTP ile TDP’li vekillerin değişmesini veya Anayasa’ya eklenmesini istedikleri pek çok madde, UBP ve DP’nin milliyetçi, sağcı, muhafazakar duruşu ve uluslararası hukuk’a dahil olmak isteksizliği nedeniyle, öncekinde olduğu gibi bu Anayasa’da yer alamayacak. Dahası önce kabul edilen, pek çok metin, sonradan, özellikle DP’nin “hükümeti bozarım ha!…”, ya da “oyalar ve referanduma sunulmasını ertelerim ha…” tehditleri sonuç verince, maddelerin kuşa çevrilmesi tarafların gönüllü uzlaşısıyla halledilmiştir.

Hele de TDP’nin önce “olmazsa olmazımızdır” deyip de karşı çıktığı “Azınlık Hakları”ndan, sonra aniden bir çırpıda ve tamamen çıkarılmasına onay vermesi ise ilgi çekicidir…

Bütün bu süreç, Anayasa hazırlanmazdan önce, siyasal partiler ve sivil toplum örgütlerinden de en geniş şekilde görüş alacaklarını söyleyen vekillerin, ciddiyetten ve samimiyetten ne kadar uzak olduklarının da bir delili olmuştur.

Partilerinde ve kamuoyunda “daha solcu” gözükmek isteyen ve yukarıdaki pek çok maddenin geçmesine güçleri yetmeyince bu durumu içlerine sindiremediklerini söyleseler de, partilerinin “çelik disiplini” karşısında gerileyip “milletvekilliği istikballerini” de düşünerek, UBP ve DP’li vekillerle hep bir ağızdan “evet” demeyi “daha akılıca” bulmaları da bir gerçekliktir.

Onlara göre bu gerçeklik, mevcut koşulların Anayasa’nın bu kadarına izin vermesiyle açıklanacak kadar da basittir.

Dahası “evet” diyenlerin hiç olmazsa iyi olan üç beş maddenin geçmesine onay vereceklerini, “hayır” diyenlerin eline bir şey geçmeyeceğini dillendirerek, böyle mantık oyunlarıyla, süreçteki pasifliklerini ve edilgenliklerini gizlemeye çalışıyorlar.

Meclisteki, iradenizi edilgen, bağımlı ve pasif kılmaya devam edecek böyle bir Anayasa için, aranızdan birisi olsun “varsın birkaç iyi madde de olmasın” diyerek “hayır” oyu verme cesaretini göster(e)memiş ve oybirliğiyle “evet” demeyi hak bilmişse seçmen ne yapsın?

Ne mi yapsın?

Emekli Kurmay Albay Halil Sadrazam, Anayasa referanduma ilişkin makalesinde diyor ki…

Dünyanın en güzel değişiklikleri yapılsa dahi bir başka ülkenin genelkurmay başkanı gelerek benim cumhurbaşkanıma hakaret edebilecekse yapılanların hiçbir anlamı yok demektir. Bu değişiklikleri şimdi yapanlar sadece seçim yatırımı ve şov yapmaktadır” deme hakkı vardır.

Tıpkı 1985 Anayasası halkoylamasında olduğu gibi…

Benim oyum hayır.

Oyunuz “hayır”lısı olsun.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.