Kıbrıs Sorunu’nun çözüm süreci, adadaki siyasi ayrışmaları da tetikler mi? – Halil Paşa

0
117

halilpasaYukarıdaki başlık, Annan Planı süresince karşı saflarda olan DP ve Derviş Eroğlu ile Kıbrıs Sorununda tam da çözümün konuşulmaya başladığı bu günlerde aynı siyasal cephede yer almak talihsizliği yaşayan CTP’liler için sıkıntılı bir sürecin başına işaret ediyor…

Bu sıkıntı elbette TC Dışişleri için de geçerli…

Çünkü Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan bu yana “Milli Dava olarak içselleştirilmiş Kıbrıs Sorunuyla ilgili şimdiye kadarki tüm TC hükümetlerinin Dışişlerinde alınan siyasal kararlarda, “milli birlik ve beraberlik” her zaman için baskın oldu. Eğer “insan hakları”, “uluslararası hukuk”, “demokrasi ve özgürlük” gibi konular “milli çıkarlar” ile çelişiyorsaydı, her şart ve şurt altında milli çıkarlara değil, milli olanlarla çelişen tüm diğer konulara şüpheyle bakılır ve günün sonunda “milli çıkarlar” uğruna evrensel değerlere sırt çevrildi.

Bu zihniyet hala değişmiş değil.

Bu neden dolayısıyladır ki; geçtiğimiz yüzyılın sonuna kadar, “devr-i derin TC devleti” ile “Denktaş-UBP dönemi”nin Kıbrıs koşullarında, ortaya her çözüm planı atıldığında, milli birlik ve beraberliği bozacak kadar farklı sesler çıkaranların (genellikle hep solcuydular-hp) başlarına nelerin geldiğini, nasıl hedef gösterilerek yalnızlaştırılmaya çalışıldıkları siyasetle iştigal eden her Kıbrıslı adem ile havva’nın malumudur.

Milliyetçiliğin, savaşların en büyük nedeni, ülke yönetimlerinde de, sömürü ve yolsuzlukların en önemli gizlenme bahanesi olduğu daha çok kişi tarafından fark edilmesinden ve AB gerçeğinin de ulus devlet sınırlarının önemini geriletmesinden beridir, dünyaya, Kıbrıs Sorunu’nu “milli dava” olarak yutturmak da giderek zor bir hal aldı.

Benzer siyasi durumlar Elenkıbrıslılar için de geçerli…

Denktaş’ın ölmezden önce siyasi liderlikte vazgeçilmez olmadığının ortaya çıkışı ve kaybedebileceği olasılığına karşılık aday olmaktan dahi çekindiği ve çekildiği liderlik yarışı, UBP’nin seçim yenilgisi, CTP’nin de tarihinde ilk defa neredeyse tek başına hükümet olması… Bütün bunlar Kıbrıslıların iradesi dışında yerküremizin siyasi arenasında “milli dava”nın uçup giden cilasının altında sırıtan “maddi çıkarlar” dünyasının açığa çıkma haliyle ilgiliydi ve zuhur eden Annan Planı süreciyle bizi de etkiledi.

Öte yandan, gerek Türkiye ile ilişkilerde, gerekse Kıbrıs Sorunun çözümünde, CTP’nin, tarihinde ilk defa hükümetin büyük ortaklığını devralmasından sonra, onca zaman uzak durduğu DP ile UBP’ne, Talat’ın da başkan olduktan sonra Denktaş’ın siyasi söylemlerine yanaşmaları, adanın Kuzeyinde iki yeni gelişmeyi siyasal gündemimize taşıdı…

Birisi “iktidar kirlendirir” sözünün yaşamdaki gerçekliğini…

Diğeri de iktidarda kirlenene karşı solda yeni siyasi arayışları.

Kuzeyde bu hükümet olduktan sonra BMBP’ni dağıtan CTP’ne rağmen kurulan ve uzun süre CTP’den ayrı söylemler ve eylemelere imza atan sendika, siyasal parti ve sivil toplum örgütlerinin gerçekleştirdiği “Kıbrıs Barış Platformu” olarak göründü.

CTP ve yandaşı sendikalardan ayrı olarak gerek 2008, gerekse 2009 yıllarında 1 Mayıs kutlamaları dahi, daha kitlesel ve Kıbrıslıelenlerle birlikte gerçekleştirildi.

……………………………………………….

En son geçtiğimiz hafta sonunda elektrik zamlarıyla ilgili Lefkoşa’da gerçekleştirilen ilk uzun mesafeli yürüyüşte (Kuklalı-Meşaleli Miting-hp) CTP dışındaki sol parti, sendika ve örgütler bu çıkışın ilk adımını attılar.

Kıbrıs Sorunu görüşmelerinin her hal ve şart altında, Erdoğan ve AKP kurmaylarının denetim ve yönetimindeki TC Dışişlerindeki bürokrat ve diplomatların politik önermeleri doğrultusunda götürüleceği bilinmeyen bir sır değildir.

Bu arada AKP’nin paketleri aracılığıyla ekonomik-politik baskısına direnmek bir yana seçmenlerini ve taraftarlarını alıştırmaya çalışan CTP-DP koalisyon hükümetiyle, en az onlar kadar bu işe gönüllü bir UBP ve makamını terk etmemek için “Türkiye ne derse o” babında siyasete amade bir Eroğlu…

“Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan bellidir” diye bir söz var ya…

Örneğin önce Meclis Başkanı Sibel Siber’in, geçtiğimiz hafta sonu da Özdil Nami’nin Rum tarafındaki yüksek tirajlı gazetelere Kıbrıs Sorunun çözümü konusunda verdikleri siyasi demeçlerde, yakın geçmişte Annan Planı’na güçlü bir “oxi” çeken Elen Milliyetçiliği ile birlikte hareket eden Türk Milliyetçiliğinin adadaki temsilcileri “Eroğlu ve Serdar Denktaş ile Kıbrıs Sorununun çözümü konusunda partileri CTP’nin yakın bir siyasi görüş ve duruşa sahip oldukları”nı söylemekte bir sakınca görmediklerine şahit olduk.

Ancak Kıbrıs Sorunu milli birlik ve beraberlik içerisinde çözülecek bir milli dava değildir.

Ya nedir?

Sol jargonda, “insani bir sorun”dur Kıbrıs Sorunu. Ada’da çözüm isteyen bir sosyalistin, kütüğe kayıtlı kimliğinin milli çıkarları uğruna, Türklerin ya da Elenlerin lehine bir çözümü dillendirmesi kadar utanç verici bir şey olamaz. Sol, aydın, demokrat olduğu iddiasındaki bir kişinin siyasi talebi, en basitinden insanların yaşamlarını kolaylaştırmak için adanın birleştirilmesini talep etmektir. Adanın Kuzey yarısının dünyadan izole edilme halini ortadan kaldırmaktır. Bu nedenlerden dolayı da adanın Kuzey’in, her hal ve şart altında “uluslararası hukuk”a dahil olmasını savunmaktır.

Adamızda savaşlarda pek çok insanın ölmesine yol açan, felaketlere kaynaklık eden, Kıbrıs’ın bölünmesine, askeri kışla, silah ve cephane deposu haline gelmesine yol açan, başta “milliyetçi nefret” olmak üzereher türlü “ayırımcılığı” insanlık suçundan saymaktır.

Çünkü Kıbrıs gibi dünyada çatışma, antlaşmazlık, nefret gibi gerginliklere ve milliyetçi düşmanlılara yol açabilecek, militaristleşmeye gerekçe sağlayacak hallerde, sol jargonda evrensellik ve enternasyonalistlik, ulusal ve milli olandan daima evladır.

Ve bir solcunun siyasal düşüncesi, onun milli ya da dini kimliğinden değil ama hümanizminden feyiz alır.

………………………………………..

Bu kez Kıbrıs tarihinin hemen her döneminde çözüm ve barış oldu mu solun başını çektiği Annan Planı dönemindeki gibi birisi barışa “evet” diyenlerin cephesi ile karşısında da sağın milli bir “hayır” ile çözüme sırt çevirdiği karşı cepheden farklı bir siyasal mevzilenme yaşanacağa benziyor…

2014 yılında alevleneceği ayan beyan belli olmuş bir siyasal çözüm sürecine adım attığımız bugünlerde, öncelinden farklı olarak;

bir tarafta,

Biraz Kıbrıslılık gailesi, biraz da insani nedenlerle adalıların gündelik yaşamlarını kolaylaştıracağı, barış isteyen yeni, radikal bir sol cepheyi…

Diğer tarafta,

“Milliyetçi bir çözüm’ün Kıbrıs Türk’üne ne zararı olur” diyen, AKP ve Erdoğan’ın baskılarını hokuz-pokuz marifetiyle görünmez kılma uğraşındaki “hükümet+Eroğlu+UBP” koalisyon üçlemini görebilir miyiz?

Şimdilik üçte iki tamam . Milli birlik ve beraberlik için geriye bir tek UBP kalıyor ki o adından da belli olduğu gibi milli-ulusal siyasetin ta kendisidir.

UBP’nin de vereceği bir milli destekle siyasi saflar daha da netleşir mi netleşir.

Ülkeyi kim yönetir, kim yönetilir, böylece kişi ve örgütlerin de siyasal rolleri biraz daha belirginleşir.

Kıbrıs sorunun çözümünde, kendilerini geleneksel Elen Ve Türk milliyetçi etkilenmelerinden azade tutabilen Kıbrıslıelen ve Kıbrıslıtürk akademisyen ve siyasetçilerle, yine her iki cemaatten Kıbrıslı sendika, sivil toplum örgütü ve nihayet siyasal partilerin bir araya gelerek birlikte siyasi hedefler tespit ettikleri günler sanırım çok da uzak değildir.

Eğer değilse, o zaman da sanırım Kıbrıs sorununda “geçici bir çözüme” ne kadar yakınsak, “kalıcı bir çözüme”, yani “barış”a da o kadar uzağız.

Sol jargonda Kıbrıs sorunun çözümü için;

Siyasetin merkezine tarafların milliyetçilik kaygılarını değil, sınıf, çevre, insanlık, eşitlik, adalet ve demokrasi kaygılarını koyan siyasetleriyle, ancak o zaman samimi olunur.

Bütün bunlar aynı zamanda sol olmanın da asgari kriterlerini teşkil eder…

Yakın tarihimizde alevlenecek Kıbrıs sorunu, adada yukarıdakilere benzer siyasal saflaşmaları da yaratmaya aday mıdır?

Çok değil önümüzdeki aylarda ve yılda yaşayıp göreceğiz.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.