Kıbrıs sorunun çözümünde sona doğru mu? -2- Halil Paşa

0
147

halilpasaSoğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte hem dünyaya ve özellikle de dünyanın “kaynar kazanı” Orta Doğu’ya çeki düzen vermek gerekti. Çünkü Orta Doğu ülkelerinin kimi teknolojisi gelişmiş batılı kapitalist ülkelere enerji sağlayan kaynakların sahibi, kimde dip komşusuydu.

Böylece “Soğuk Savaş” süresince SSCB kurulmuş o zamanki adıyla detant (yumuşama) olarak da anılan siyasi dengenin sıcak çatışmaya evrilecek bir gerginliğe yol açmaması için, Kıbrıs’ta “çözümsüzlük de çözümdür” siyasi formülasyonuna pek ses çıkarmayan ABD ve Avrupalılar, soğuk savaş’ın sona ermesiyle yeni bir çözüm arayışına girdiler.

Çünkü Rusya kapitalizme teslim olmuş ve uydusu “sosyalist” ülkeleri kaybetmiş, dünyamızdaki güç dengeleri de değişmişti.

ABD ve Avrupalı ülkeler, etkin oldukları BM teşkilatını devreye koyarak, yerkürenin siyasal coğrafyasına yeniden şekil vermek üzere, SSCB’den doğan boşluğu doldurmak için kolları sıvadılar. Orta Doğu ve Doğu Akdeniz çeki düzen verilecek yerlerin başındaydı. Kıbrıs için peş peşe üç çözüm planı ürettiler. Her biri üç BM Genel sekreterinin adıyla anılan “De Cuellar Belgesi”, “Gali Fikirler Dizisi” ve “Annan Planı”nı ortaya attılar. Hiçbir BM Planı çözüm getirmiş olmasa da, ABD ve AB ülkeleri en azından, “eğer adada çözüm olacaksa biz de o çözümün siyasal aktörleri arasında olacağız”ın mesajını vermiş oldular.

Soğuk Savaş yıllarında Denktaş, en son konfederasyonda karar kılmış ve 1990’larda TC derin devletinin yanı sıra, Ecevit hükümetinin de desteğini alarak “Soğuk Savaş” döneminin siyasi mirası Taksim rüyasında ısrar ederken, Kıbrıslırumlar son bir hamleyle, 1960’ın Kıbrıs Cumhuriyetini, AB üyeliğiyle revize edilmiş merkezi güçlü bir federasyona dönüştürecek bir çözüm ile yeni konjonktürden yararlanmayı denediler…

Kıbrıslıların bu iki zıt mecradaki çözüm arayışları, her iki cemaatin aşina olduğu liderleri, görüşmelerde, kaynağı milliyetçilikten karşılıklı suçlamaların ötesine geç(e)medi.

Öte yandan Türkiye’yi AB üyesi yapmayı, Kıbrıs Sorununa çözüm bulmayı seçim bildirgesine dahil eden AKP, Kasım -2002’de hükümet oldu. Bir ay sonra, ABD ve AB desteğindeki BM’nin “Kıbrıs’ın AB üyeliği ile Annan Planı referandumunu aynı zamana denk getirerek” sorunu çözmeyi, arkasına aldığı asker desteği ile Aralık’ta Kopenhag’a gitmeyen Denktaş önledi. Ve Türkiye’deki “askeri vesayet” sayesinde AKP’ne karşı ilk siyasi raundu kazandı.

Bir BM Genel Sekreteri planı daha başarısızlığa uğramıştı.

Kıbrıs’ın AB üyeliği sonrasında Kıbrıslırumların Annan Planı’na “oxi”si ayan belli iken buna rağmen referandumda ısrarcı olunur. Tabii beklenen olur. Bir farkla. Kuzey “evet” demiş, böylece Annan Planı süresince generaller tarafından arkalanıp desteklenen Denktaş’ın “hayır” dediğine cemaatinin “evet” demesiyle, hem Denktaş hem de ona arka çıkan generaller kaybetmiştir.

Kazanamayacağı seçimde aday olmayan Denktaş’ın liderlik dönemi artık kapanmıştır.

Kuraldır siyaset boşluk tanımaz.

Böylece Talat ve CTP, aniden kendilerini cemaat lideri ve hükümetin büyük ortağı makamında bulurlar. Eski statükonun muhalifleri şimdi yeni statükonun yöneticileridir. Bir anda sol-emek yanlısı ve barış söylemleri dahi buharlaşır. Herhangi bir özeleştiri yap(a)madan, “Kıbrıslıtürklerin çıkarları” ekseninde, bir anda yüzler AKP’ye dönülür.

Soğuk Savaş döneminde yöneticilerinin çoğu “Yüce SSCB’ne laf söyletmem arkadaş” diyen bir ideoloji ve kültürden mütevellit CTP, referandum ile buzdolabına kaldırılan Kıbrıs Sorunu konusunda sertleşip milliyetçileşen ve emrivaki yapan “AKP’ne laf söyle(t)meyerek” dümen suyuna girerler. Böylece bir zamanlar solda güçlü olanın, “sosyalizmin anavatanının” ve partisi”, “SBKP ne derse o” minvalinde gidenler, andaki AKP’nin siyasi anaforuna katılmakta güçlük çekmezler. Bütün bunlar, CTP’ni BG’ne bulayıp, bir “merkez parti” diğer bir deyişle “yeni kapitalist konjonktürün partisi” yapmaya yeter…

Sonra???

Sonrası malum…

Hristofyas ve AKEL ile zıtlaşmalar ve karşılıklı milliyetçi salvolar…

Aynı siyasal ideoloji altında mücadele etmiş iki parti ve yoldaşları, bir anda kendi cemaatlerinin milli çıkarlarını öne, Kıbrıslılığı, sosyalizmi ve nihayet insan merkezli düşünceyi ikinci plana almakta sakınca görmezler…

Böylece Kıbrıs Sorunu, (siyasi marjinaller dışında-hp), adanın Kuzey coğrafyasında da, tıpkı yarım yüzyıldır TC Dış Politikasındaki gibi, “Milli Birlik ve Beraberlik ile çözülecek Milli Dava” kıvamına getirilmiş olur.

Bu arada çözümden umudunu kesen Kuzeydeki cemaatin “milliyetçiliğin orijinine” ve “küçük çıkarlarına” dönerek, Eroğlu ve UBP’yi yeniden seçmeleri…

Güneyde Hristofyas’ın yerine de Anasatasiadis’in, AKEL’in yerine DİSİ’nin seçilmesi…

Annan Planı’nın ortaya çıkışından, kapıların açılmasından ve referandumdan sonra yaklaşık son on yıla sığan yeni statükomuzun aslında Kuzey’de CTP farkıyla eskinin devamı olduğunu gösterdi.

Kısaca dünya değişti, ama Kıbrıs’ta örgütler, siyaset ve haliyle makyaj dışında aslında eski statüko bile değişmedi.

Bir CTP, bir UBP… Biraz ondan, biraz bundan… Vatan, millet, bayrak, anavatan… Biraz “kurultay çekişmesi” ve biraz da partiye “başkan kim olacak” ile geçen zamlı günler, devlet istihdamlarında yaşanan rezaletlerle geçen aylar ve sendikaları nasıl ortadan kaldıracağını tartışan liderlerin, Kıbrıs sorununu çözmek yerine, kendi cemaatinin hızla çözülmesine seyirci kaldığı yıllar…

Bütün bunlar “yeni statüko”muzun yeni veçheleri olarak geçiyor adamızın yakın tarihine…

……………………

Dönelim biz, “ne olacak bu Kıbrıs Sorunu?” ile malul hal-i perişanımıza…

Çözümle ilgili planı ya da pilavı belli ki biz yine biz Kıbrıslılar kurtaracak değiliz.

İnkara gerek yok. Türkiye çözümde en kritik siyasal aktör.

AB Bakanı ve Baş müzakereci Egemen Bağış geçtiğimiz hafta Atina’da yayınlanan haftalık Real News Gazetesi’ne verdiği demeçte önce “Annan Planı kabul edilmiş olsaydı Kıbrıs’ın ekonomik kriz yaşamayacağını” söylemiş.

Sonra Türkiye’nin amacının “iki demokratik hükümeti (ha iki devlet, ha iki hükümet… hp) bir şemsiye altında birleştirmek” olduğunu belirtmiş.

Ve sonunda ağzındaki baklayı da şöyle çıkarmış: “…adada istikrar olmadığı sürece hiçbir uluslararası yatırımcının Akdeniz’in dibini delmek için milyarlarını yatırmak isteyeceğini sanmıyorum” dedi.

Davutoğlu’nun ziyaretiyle Eroğlu kükremesi ise tam kısa metrajlı bir komedi filmi gibi.

Nihayet dünkü Havadis gazetesinden öğrendik ki; Soğuk Savaş biteli beri, her BM Genel Sekreteri’nin adet olduğu üzere Kıbrıs için çözüm planı üretme geleneğine şimdi de Ban Ki-moon da katılmak üzere.

On yıl önce Kıbrıs sorunun çözümü için havuç; Kıbrıs’ın AB üyeliği faktörüydü.

Şimdi o havuç’a ilaveten aba altından gösterilen bir de sopa var!..

Yazının başlığı: “Kıbrıs Sorununun Çözümünde Sona Doğru Mu?”

Hangi son?

Elbette o da “sopa”da saklı.

Önümüzdeki günlerde ve aylarda yaşayıp göreceğiz…

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.