Süpürülmek… Süpürttürmek – Ali Sarıtepe

0
192

Süpürmek, süpürttürülmek nihayetinde; temizlik ana kavramı üzerinde, objeye olması gereken/olmuş olan anlatımını yapan eylemsel ifadelerdir. Her iki halde de objeye yapılan haldir.

Aynı eylemsel ifadeler insan üzerinden yapılan bir anlatım durumunda ise; söz konusu olan özneye dışarıdan bir başka özne gücü ya da özne grubu tarafından yapılacak olan bir eylemsellik anlatımıdır.

Tayyip Erdoğan ABD yönetimine (Obama) pazarlanmaya çalışılırken; AKP’nin ABD’ye pazarlamacısı olan Cüneyt Zapsuyu’nun, Erdoğan için Obama yönetimine ifade ettiği “onu deliğe süpüreceğinize kullanın” veciz söz halidir, ‘süpürmek’.

‘Süpürttürmek’ ise özneye dışarıdan dayatılan bir gerçeklik halidir.

Burada “gerçeklik” hali iki karakterlidir. Öznenin mevcut ortamdaki yeri bunun bir biçimidir. Öznenin kendisini getirdiği yer de diğer biçimidir. İlk halde ‘mevcut ortamda ki yeri’ öznenin iradesinin belirleyici olmadığı hal anlatımı iken; ‘öznenin kendisini getirdiği yer’ ise, tamamen öznenin iradesi ile oluşmuş hal halidir. Ve ‘özne’ kendisine irade uygulamasını dayatmış halde olmaktadır.

On altı bankanın iflas etmesi ile Türkiye kapitalizmi krizi finansal krizinin patlak vermesiyle kendi krizini bütünsellik haline getirmişti.

Nihayetinde Dünya Bankası ve İMF oluşumu çerçevesi içerisinde K. Derviş programlamalarıyla Türkiye kapitalizmi, özellikle finansal hali kurallaştırılarak yapılandırmaları tamamlandırılmıştır. Siyasal ve yönetme ayağı ise, Avrupa Birliği müracaatı ile AB yönetme ve siyaset yapma mevzuatları da Türkiye yönetme ve siyasetine çıpa haline getirilmişti.

Bu aynı zamanda TC devletinin reorganize edilmesi haliydi de. Ve Türkiye’nin toplamı –ekonomik, sosyal, siyasal- bu reorganize projeksiyonu çerçevesinde şekillenmesi yapılacaktı.

Yeni yapılandırmaların eskinin güçleri üzerinden yapılmasının ‘eşyanın tabiatına aykırı olması’ misali; Türkiye toplumunun ortaya çıkmış olan sağduyusu ve ABD-AB etkenlerinin de katılmasıyla AKP, bu sürecin yaratmış olduğu siyaset aktörü olarak siyaset sahnesine arz-ı endam etmişti.

Yapılan genel seçimler, ona devletin reorganizasyonunda süreci tamamlamada; iç siyasetin belirleme noktasını vermişti. Yani, parlamentoda çoğunluk ve bunun doğal sonucu olan hükümet olma hali ve iktidar gücü.

İç siyasetin ağırlık merkezi olan AKP, Türkiye’ye yönelik siyasetin ağırlık noktalarının mutlak desteğiyle, yeni sürecin belirleyeni oldu.

Reorganizasyon, aynı zamanda eskinin gelmiş olduğu noktada tasfiye edilmesi hali olduğu için; iç ve dış siyaset yürümeleri ortak haller üzerinden yürümesini büyük sorunlar olmadan beraberinde getirdi.

Devletin, TC’nin bu yeniden yapılandırılmasında AKP, iktidar odağının ana ağırlık noktası olmasına paralel olarak, sonuç olarak halkın ona göstermiş olduğu teveccühü ile birlikte; AKP hızla eskinin yeni odağı olmaya başladı.

Özerk ya da yarı özerk olan kurumların bu hallerini hızla ortadan kaldırarak para özlü bu kurumları mutlak denetimine aldı.

Eskinin anlatımı olan YÖK (Yüksek Öğretim Kurumu), HSYK (Hakim ve Savcılar Yüksek Kurumu) gibi kurumlar başta olmak üzere lağv edilmesi gereken kurumları; meydan-meydan, televizyon-televizyon göz pınarlarından yaşlar akacak kadar şikayet eden T.Erdoğan; bu kurumlarda egemenliğini sağladığı oranda şikayetinden vazgeçmiş ve bu kurumları artık kendisine güç aktaran kayışlar, volan kayışları olarak kullanmaya başladı.

Düzenleyici ve belirleyici olan tüm kurumları; Erdoğan kendisine ekonomide ve yürütmede kendisine fon haline getirerek, Türkiye hayatını mutlak belirleyeni kararlılığına girdi.

Kamu İhaleleri Yasasını yirmi altı (26) defa değiştirerek, kararlılığını saldırganlık noktasına taşıdı.

Yeni Osmanlıcılık politikasıyla bölgesel emperyal güç olma politikası ile nizamet vermeye çalıştı.

İç politikadaki baskın ne nobran hali Gezi Direnişini ortaya çıkarırken, direnişten çıkardığı ders; insanlara kimyasal su sıkmaları, gaz fişekleri ve amansız saldırganlık oldu. Öldürmeler, sakat bırakmalar, hukuku ve kanunları imha eden kararlarla yaratılan tutuklamalar ve geleceğe repo edilen fişlemeler.

Komşularına uyguladığı siyasetle, devletlerle düşman ilişkilerini bu devletlerin halklarını da kendisine düşman ederek taçlandırma noktasına getirdi.

Kendisinin Hanefileştirme iç hali dıştaki siyasetinde sünni-İslam politikasına ulaşarak, toplumları din, mezhep ekseni üzerinden bölmeyi politikasında bütünlük haline getirdi.

Eski devletin içte ve dışta tükenmişliğinin anlatımı olan ŞİB (Şankayn İşbirliği Örgütü)e dahil olma anlatımlarını; reorganize olmasını tamamlandırmadıkları Türkiye devletini içte ve dışta getirmiş oldukları tükenmişlik noktasında, eskinin anlatımı olan Şankayn söylemleri kendileri tarafından ifade edilmeye başladı.

Uygulamış olduğu iç politikada temel yaklaşımı; sorunlardan nasıl fayda çıkarırım yaklaşımı ile çözümler bu eksene oturtulmuştur ya da sorunları ‘çözüyorum’ gibi yaparak siyasal sörfler yapmıştır.

Onun bu hali iç politikada direnmeler yaratırken, uluslar arası komployla uğradıkları söylemine tekabül ettirilmiş ve en son hangar-hangar para balyaları yolsuzlukları da iç ve dış komplonun yaratımı olarak ifade edilmeye başlanmıştır.

Kapı arkalarında AKP ve Erdoğan’a yöneltilen eleştiriler; TC devletinin içinde olduğu ekonomik ve siyasi ilişki kurumlarında, onları artık bezginlik noktasına getirmiştir ve artık onlar da illallah noktasında durmaktalar.

Tam da burada gerçeğin iki hali ortaya çıkmaktadır.

Gerçek tek başına hiçbir anlam ifade etmez. O, kendi başına sadece bir olgudur. Gerçeğin kendisini bulabilmesi, onun toplum tarafından satın alınabilinir haline gelmesi ile ilgilidir. Toplum tarafından satın alınan gerçek, dinamik hale dönüşebilir. Satın alınamayan gerçekler sadece atıl haldeki karakter olurlar.

Bunun yanında satın almayı da çoklu halde görebiliriz. Toplumlar ya da bireyler; hakikati satın almak, var olanı satın almak ve geleceği satın almak şeklinde durabilirler. Hakikatin yani gerçeğin satın alınmasını ifade etmiş olduktan sonra; var olanı satın almak, bireyin ve toplumun önünde başka bir şıkkın olmadığı halde kendisini sanmasından kaynaklanan satın alma biçimidir. Geleceği satın almak, toplumun ya da bireyin kendi hayalinde yaratmış olduğu şeyi alması ya da topluma ve bireye empoze edilen, umut haline getirilen şeyin bu kesimlerce satın alınabilir görülmesidir.

AKP; geçmişin bitmişliği üzerinden umudun/geleceğin satın alınması neticesi olarak, geleceğe verilen değer noktasında toplum tarafından satın alınmıştır. Satın alınan AKP değildir, çünkü o daha değer haline gelmemiştir. Toplum onun şahsında geleceği satın almıştır.

Devletin reorganize edilmesi noktasında ki icraatları ve uluslararası finansal krizin yaratmış olduğu sonuçlar noktasında, paranın kendini kıymetlendirmesinde, Türkiye’nin kıymetlenmiş bir liman olması bu sürecin yaratmış olduğu rahatlama ve bu süreçte AKP’nin iktidarda olması, toplum ve bireyin AKP’yi bir değer olarak satın almasını beraberinde getirdi. Verdiği oylarla ona iktidarda devamlılığı sağladı.

Yine aynı AKP’nin ekonomide ve siyasette kendisini mutlak hale getirmesi ve bunun yarattığı sorunların hızla çoğalmasına rağmen; toplum ve birey ortaya çıkan AKP’nin gerçek halini satın almadı, dolayısıyla gerçek, değer kazanamadı.

AKP pratiklerinin yaratmış olduğu sonuçlar neticesinde, tavır geliştiren kitlelere AKP hükümetinin sonuna kadar saldırmasının yaratmış olduğu Gezi Direnişi; AKP’nin ve özellikle Erdoğan’ı algı değerinde toplumda sorular sorulmaya başlandı ve Erdoğan’a algı değeri rezerv edildi. Algı değerine konan rezerv/şüphe hemen meşrulaşarak kamusal karakter kazanmaya başladı.

Yolsuzlukların ve rüşvetin AKP iktidarının, Erdoğan hükümetinin olağan hali olduğu, toplumun gözünde ve aklında gerçeklik olarak algılanmaya başlamasıyla:

Erdoğan’ın bunun iç ve dış komplo olduğunu, bunun uluslararası komplo olduğu olarak açıklaması; yolsuzlukları ve rüşveti yapanları koruyarak, operasyonel görevde olanları görevlerinden alması, savcılık makamında dosyalara savcılar atayarak ortaya çıkacak olan kararı çoğunluk kararı şartına getirmesi.

AKP’nin aynı zamanda bir tarikatlar ittifakı olduğu, ortaya çıkan hükümetin/iktidarın aynı zamanda tarikatlar iktidarı halinde olduğu, iktidarın kendi iç iktidar mücadelesinin ortalığa açılıp saçılmasıyla.

“Değerli Yalnızlık” teorisini yaratmasını zorunlu hale getiren saldırgan ve hileli dış politikasıyla, uluslararası değer hali ile satın alınamaz hale gelen Erdoğan.

Toplum bu noktada Erdoğan’ı gerçeklik haliyle gördü.

Bu gerçeklik toplum tarafından satın alınabilinir bir değer haline gelmiştir. Ne kadar satın alındığı, alınacağı ise önümüzdeki yakın geleceğin, özellikle genel seçimler sonuç olarak bize söyleyecektir.

Toparlayacak olursak:

ABD, AB ve global kuruluşlar tarafından “deliğe süpürülme”yen Erdoğan; son üç yıllık icraatlarının toplamı olarak, içte ve dışta kendisini siyaset sahnesinden süpürtülmesi için tüm verileri ortaya koymuş durumdadır.

Erdoğan kendisini ‘deliğe süpürttürmektedir’.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.