Yaşam biçimlerimizdeki ileri-geri kavgası (2) – Halil Paşa

0
88

halilpasaBugün Türkiye’de gençler arasında daha yeni-yeni ve fakat hızlı bir biçimde yaygınlaşarak içselleştirilen ve gençlerin kendilerinin karar verdiği yaşam biçimlerini, aslında batılı ülke gençlerinin büyük mücadeleler sonunda ve bundan yarım yüzyıl öncesinde kazandıklarını belirtmiştik önceki yazımızda.

Adamızın Kuzeyinde, 1974 bu yana, bir yanda Türkiye, diğer yanda Kıbrıs geleneksel aile yaşamı ile son on yıllık AKP hükümeti döneminde olanca ağırlığıyla hissedilen İslami motiflerle bezeli ahlakçılığın baskın olduğu yaşam tarzları şimdilik gündelik hayatımızın en görünür biçimleri…

Günlük yaşamda bu görünürlük, ihtiyaç fazlası cami inşaatlarında, imam sayısındaki artışlarda, giderek ses desibeli artırılan ezan seslerinde, devasa camilerin görkemli açılış törenlerinin Türkiye işlerinden sorumlu bakanın adaya geldiği tarihe denk getirilmiş olmasında kendini göstermekte. Üniversiteler bile (GAÜ-YDÜ) kampus bahçesine ya da yakınlarına Türkiye’deki gibi, ak renkli, ince ve uzun minareli, AKP tarzı devasa camiler inşa ederek” zamana uyuyorlar.

Sokak ve yol kenarlarında her geçen gün ilginç giyimli genç-yaşlı kadın simalarının sayısı daha bir artıyor. (1)

Ancak bütün bunlar askeri yasak bölgeler ve askeri araçlar ve milli günler yaklaşınca trafiği alt üst ederek, hem sivilleri, hem de o günün üretim ve ticaret akışını yavaşlatmasına… Ve hem tören öncesi provalarla, hem de törenlerle, özellikle de denk geldikleri yaz aylarında tank paletlerinden geride kalan yamulmuş asfalt yollara…

Trafiğe saplanıp kalmış sıradan insanların öfkelerine yol açmakta…

Bunlar da yaşamımıza entegre olmuş militarist gündelik yaşamlarımızdan kesitler…

Bu arada kentlerimizle varoşlarını çöp, toz, toprak götürür, belediyeler batma noktasına gelir, işçilerin ücretleri ödenmez, dağlara tonlarca boya boca edilerek çevrenin kirlenmesi uğruna vatandaşın bayrak aşkı maximum düzeyde giderilirken…

Yeterli görülmemiş olacak en kıt kaynaklarımızdan elektriğimiz de harcanarak Beşparmak dağları, ağaçlar yerine gündüz beyaz kimyasalın, geceleyin ise lambalarla aydınlanan ışıklı bir bayrağa dönüşürken. Ne olur ne olmaz, dağlara tepelere, kasaba ve köylerin en yüksek yerlerine, devasa direkler dikilerek “bayrak aşkı ve yarışında” Asya ve Afrika ülkelerindeki askeri, otokratik ve yoksul ülkeler ile adeta büyük bir “bayrak yarışı”na girişiliyor.

Bayraklar da gündelik yaşantımızın diğer bir veçhesi…

Görünen o ki milli, askeri ve dini bir yaşamın bayrağa ve ezan seslerine karışan bir harmanıdır Kuzeydeki gündelik hayatımızı sarıp sarmalayan yaşam…

…………………………………………………………….

Kimliklerden daha çok kuşaklarla ilgili bir sorundur belki yerküremizdeki “ileri” “geri” arasındaki yaşam kavgası.

Ama bazen o bir coğrafyanın kuşağı diğer coğrafyanınkine de fark atar. Ve bu farkjın kapanması yüzyıllar alır.

Ne demek mi istiyorum?

Kendimden bir örnekle anlatayım…

Kızım 2003 sonbaharında İngiltere’de üniversiteye gittiği ilk yılında, kalacağı yurt binasının aynı katında, bugünün moda deyişiyle “kızlı-erkekli öğrencilerin” odalarının olduğunu görmüş, ilk anda birazcık tedirgin olmuştum.

İnsanın, yeniye alışmasının, devrimci geçmişi de olsa kolay olmadığını bir kez daha o gün anladım.

“Teori gri yaşam ağacı yeşildir.”

Öyledir.

Değişimler yaşamdaki ilk karşılaşmasında, değişim isteyeni bile bazen panikletir. Her zaman babasından ileride olduğunu benimsemiş ve devrimci bir meşrebe sahip de olsa, eskiden yeniye o geçiş anında, kendi çocuğunun gerisinde kaldığını bir türlü kabule yanaşmaz. Muhafazakarlığını, değişim karşısındaki şaşkınlığını, kendisinin bile inanmakta güçlük çektiği bin türlü mazeretler bulmaya çalışarak gizlemeye çalışır.

Ama bir süre sonra mazeretlerinin nafile çabalar olduğunu fark eder. Çünkü yaşam, yeni biçimleriyle eskinin tüm ayak diretmelerine, muhafazakar-ahlakçı-“dini”-“akılcı”-“militer” dayatmalarına rağmen, bir su yolu misali, kendi rotasında ilerler.

Çünkü yaşamın diyalektiğinde değişmeyen tek şeydir değişim.

Nerde kalmıştık?

2003’ün sonbahar akşamında ilk kez evinden binlerce kilometre uzakta, hiç tanımadığı ülkelerden “kızlı-erkekli” öğrencilerin yan yana odalarda kaldığı İngiltere’nin o kasabasına annesiyle bıraktığımız o günden sonra bir kez daha anladım ki; Türkiye’deki öğrencilik yıllarım, batılı yaşam tarzlarından çok ama çok farklıydı.

Daha erkek egemen ve ahlakçı; çok da daha kuralcı, yani biraz militer ve biraz da İslamcıydı 1970 ve 80’lerin Türkiyesi…

Hala da gündelik yaşamda baskın…

TC Başbakanı Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde, gençlerin “kızlı-erkekli” birlikte kalmasını suç saydığı o konuşmasından sonra, batılı 68 Kuşağı gençlerin, “kendi kişisel yaşantımıza biz kendimiz karar veririz” mottosuyla yıllar önce özgürlük bağlamında çözdüğü bu konuyu deşmesiyle, Gezi Parkı gençleriyle başlayan yaşam tarzlarına dair “eski-yeni” kavgasının görünmezliğine rağmen sürmekte olduğunu bir kez daha duyumsadım.

Gezi Parkı gençleri, direnişçileri olmasaydı Erdoğan durup dururken hiç böyle laflar eder ve partideki en yakın dostu Bülent Arınç ile kavgaya tutuşur muydu?

…………………………………………………………

Avrupa’da gençlerin kendi yaşamlarına özgürce karar vermek için sokaklarda barikat savaşı verdikleri 68’li yılarda ve Türkiye’de devrimci mücadelenin zirveye ulaştığı 78’li yıllarda Türkiye devletinin yönetimi, asker vesayetinde ve hepsi de Kemalist olma yarışındaki siyasal partilerdeydi.

Zaten daha yüz yılını doldurmayan TC’nin kısa tarihi, Kemalist tek partili yönetimin yanı sıra, devlet katında, 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat darbelerle askeriyenin,  CHP, DP, AP, MHP’nin dahil olduğu sivillerin Kemalistliği ile yönetilip durdu.

Erdoğan’ın son 10 yıllık hükümet-iktidar döneminde ise türbanın serbest kalmasının dışında yurtlardaki öğrenci yaşamları Kemalist dönemden çok da farklı olmadı.

Dahası kaç çocuk etmeleri gerektiği ve çocukları nasıl doğurmaları gerektiği (örneğin sezeryanın kadının seçimi olmayacağını buyurdu-hp) konularında adeta fetva verir gibi söylemlerde bulundu…

Buna karşın İstanbul’da Taksim’de başlayıp Türkiye’nin her yanına yayılan Gezi Parkı direnişi ise 10 yılın sonunda artık gericileşip muhafazakarlaştığını saklamayan AKP’nin karşısına, tam da cepheden dikilen ve diklenen ve de kendilerinin karar vereceği “yeni ve özgür bir yaşam” için sokaklara dökülen daha da çok gençlerin yer aldığı ilk kitlesel ve devrimci başkaldırılara sahne oldu.

……………………………………………………………………..

Şimdi bizim cemaat içerisinde daha çok “yaşı geçkin baba” olarak yer aldığımız bu coğrafyada kızımın Gezi Parkı eylemcilerine denk düşen yaş kuşağı 20 ile 30 arasında…

Sonuç olarak bugünü okurken şöyle bir ayırım yapmak da mümkün…

1974 yılından bu yana Türkiye’nin muazzam baskılaması ve etkisi altındaki Kıbrıs’ın Kuzey coğrafyasında, AKP zihniyeti ile Kemalizm’in…

Birisi din ve diğeri de Türk milliyetçiliği üzerinden dayatılan ve düşledikleri “makbul vatandaş”ın yaratılması için kişilerin yaşamlarını zapt-u rapt altında tutmak isteyen iki “düşman kardeş” bir yanda…

Gezi’ye dahil genç kuşağın, “başka bir dünya” talep eden ve genellikle çevreci-feminist-LGBT-anti-militarist, radikal sol ve komünistlerin, yani devrimcilerin ve daha da çok gençlerin ancak kendilerinin karar verecekleri yeni yaşam tarzları diğer yanda…

Günümüz gündelik yaşamında “ileri-geri” kavgasını bir yönüyle de böyle okumak mümkün müdür?

Sanırım mümkün…

Cumartesi’ye yine bu sayfada görüşmek üzere…

………………………………………………………………………………..

(1)Yine de belirtmiş olalım. “İleri-geri” kavgasında giyim-kuşam kişilerin özgürlükleri ile ilgilidir ve fakat her şey gibi o da iktidarın politik istismarına, mahallelerin sokaklarına kadar inen ideolojik baskısına, ve nihayet her gün için politik gövde gösterisine ve adada olası bir toplum mühendisliğine açıktır.

 

Kaynak: Havadis gazetesi 

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.