ABD’nin gerilemesinin sonuçları – Immanuel Wallerstein

0
124

immanuel wallersteinUzun zamandır ABD’nin bir hegemonik güç olarak gerilemesinin kabaca 1970’te başladığını ve yavaş bir gerilemenin George W. Bush’un başkanlığı süresince hızlandığını savunuyorum. Bu meseleye dair yazmaya ilk olarak 1980 yılı civarında başladım. O zamanlarda bütün politik kamplardan bu argümana verilen karşılık, absürt bularak reddetmekti. 1990’lı yıllarda, tam aksine, politik yelpazenin bütün kanatlarında Birleşik Devletler’in tek kutuplu hakimiyetinin tepe noktasına ulaştığına yaygın biçimde inanılır olmuştu.

Ancak 2008 balonunun patlamasının ardından, siyasetçilerin, uzmanların ve kamuoyunun fikri değişmeye başladı. Bugün insanların (hepsi olmasa da) büyük bir kısmı, ABD gücünün, prestijinin ve nüfuzunun en azından görece gerilemesi gerçeğini kabul ediyor. Birleşik Devletler’de bu gerçek oldukça gönülsüzce de olsa kabul ediliyor. Siyasetçiler ve uzmanlar, bu gerilemenin nasıl tersine döndürülebileceğine dair akıl vermekte birbiriyle yarışıyor.

Gerçek soru ise bu gerilemenin sonuçlarının neler olduğudur. İlk sonuç, ABD’nin dünyanın durumunu kontrol etme kabiliyetindeki aleni azalma ve özellikle vaktiyle en yakın müttefiklerindeki Birleşik Devletler’in davranışlarına dönük güven kaybıdır. Geçtiğimiz ay, Edward Snowden tarafından ortaya serilen kanıtlar nedeniyle, ABD Ulusal Güvenlik Ajansı’nın (NSA), diğer ülkelerin yanı sıra Almanya, Fransa, Meksika ve Brezilya’nın en üst düzey siyasi liderliğini (ve tabii ki bu ülkelerin sayısız vatandaşını) doğrudan izlediği bilgisi de kamuya mal oldu.

Birleşik Devletler’in benzer faaliyetlere 1950 yılında bulaştığına eminim. Ancak 1950’de bu ülkelerin hiçbiri öfkelerini kamusal bir skandal haline getirmeye ve Birleşik Devletler’den buna son vermesini talep etmeye cüret edememişti. Bugün bunu yapıyorlarsa, bunun nedeni Birleşik Devletler’in bu ülkelere, bu ülkelerin Birleşik Devletler’e olduğundan daha fazla ihtiyaç duymasındandır. Halihazırdaki ülke liderleri Birleşik Devletler’in, aynen Başkan Obama’nın yaptığı gibi, bu faaliyetleri durdurma sözü vermekten başka çaresi yoktur (ki Birleşik Devletler bunu taahhüt etmiş değildir). Mevzubahis dört ülkenin liderlerinin hepsi, ABD’nin alenen burnunu sürtmeleriyle, kendi iç konumlarının zayıflamak bir yana güçleneceğini bilmektedir.

Medyanın ABD’nin gerilemesine dair tartışmasında en büyük dikkat, potansiyel bir varis hegemon olarak Çin’e yöneltilmiş durumda. Bu da bir noktayı gözden kaçırıyor. Çin tartışmasız jeopolitik güç açısından büyüyen bir ülke. Ancak hegemonik güç rolüne erişmek uzun ve çetin bir süreçtir. Herhangi bir ülkenin hegemonik gücü uygulayabileceği bir konuma yerleşmesi normal olarak en azından yarım yüzyıl alır. Bu da pek çok şeyin yaşanabileceği uzun bir zamandır.

İlk başta, ortada rol için hazır bir varis yoktur. Bunun yerine, sabık hegemonik gücün azalan gücünün diğer ülkeler tarafından açıkça görülmesi durumunda olan şey, dünya-sistem dahilindeki göreli düzenin yerine, çeşitli güç kutupları arasında, hiçbirinin durumun kontrolüne sahip olmadığı kaotik bir mücadelenin geçmesidir. Birleşik Devletler bir dev olmayı sürdürür ancak çamura saplanmış bir dev olmayı. O an için en güçlü askeri güce sahip olmaya devam eder fakat kendisini bu gücü yeterince kullanamaz durumda bulur. Birleşik Devletler risklerini uzaktan hava saldırılarıyla asgariye indirmeyi denedi. Eski Savunma Bakanı Robert Gates, bu eğilimi askeri açıdan tamamen gerçekdışı olarak gördüğünü yakın zamanda söyledi. Gates, savaşın ancak kara savaşıyla kazanılacağını hatırlattı ve ABD Başkanı ise halihazırda hem politikacılar hem de kamuoyu tarafından kara kuvvetlerini kullanmamak konusunda muazzam bir baskı altında.

Jeopolitik bir kaos durumunda herkesin sorunu, yarattığı sinir bozukluğu ve hakim olmak adına yıkıcı bir çılgınlığa dönük önerdiği fırsatlardır. Örneğin Birleşik Devletler bundan böyle savaş kazanamayabilir ancak basiretsiz hareketler marifetiyle kendisine ve diğerlerine muazzam bir tahribata da yol açabilir. Birleşik Devletler bugün Ortadoğu’da neyi denerse denesin, kaybedecek. Mevcut durumda Ortadoğu’daki güçlü aktörlerden hiçbiri (bakın hiçbiri diyorum) bundan böyle ABD’nin ipiyle kuyuya inmez. Buna Mısır, İsrail, Türkiye, Suriye, Suudi Arabistan, Irak, İran ve Pakistan dâhildir (Rusya ve Çin’den bahsetmiyorum). Bu durumun Birleşik Devletler’de yol açtığı politika çıkmazları, New York Times’ta ayrıntısıyla kayıtlıdır. Obama yönetimindeki iç tartışmanın sonucu, Başkan Obama’nın kuvvetli olmak yerine bocalar göründüğü aşırı muğlak bir uzlaşmadır.

Nihayet gelmekte olan on yıla dahil kesinlikle emin olabileceğimiz iki gerçek sonuç mevcuttur. İlki, ABD Doları’nın en geçerli para birimi olmasının sona ereceğidir. Bu gerçekleştiğinde, Birleşik Devletler ulusal bütçesinin ve ekonomik faaliyetlerinin bedelinin büyük bir koruma mekanizmasını kaybedecektir. İkincisi de ABD vatandaşlarının ve yerleşimcilerinin göreli yaşam standartlarında bir düşüş ve muhtemelen ciddi bir düşüştür. Bu gelişmenin siyasal sonuçlarını tahmin etmek güçtür ancak hafif yaşanmayacağı ortadadır.

1 Kasım 2013

[Binghamton.edu adresindeki İngilizce orijinalinden Sendika.Org tarafından çevrilmiştir]

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.