Seçimler sonrası yeni durum ve “seçimler neyi değiştirir?” – Ulus Irkad

0
189

ulusSeçimlerden önce bir aylık propaganda döneminde seçime girecek olanlarla bayağı tartışıyorduk. Onlara, seçime girip konuşmanın boşuna olduğunu özgürlüğün olmadığı, özgür iradenin meclise yansımadığı veya yansıtılmadığı bir ülkede seçimin veya konuşmanın boşuna olduğunu söyledik. Onlarsa ne isterse olsun meclise girip konuşmanın ve oradan kitlelere mesaj vermenin önemli ve etkin olacağını iddia ettiler. Onlara daha önce de girip konuşanlar olduğunu ama sonucun değişmediğini, kitlelerin bundan etkilenmediğini, zaten nüfusu bile belli olmayan bir ülkede konuşmanın pek etkili olamayacağını, hatta egemenlerin bir oranda sırf ülkede demokrasi ve baskı olmadığını göstermek için onları kukla gibi kullanabileceğini söyledik, onlarsa savunmalarında Karl Marks veya Lenin’in bu konuda seçimleri örnek aldığını, boykotun ise en son tercih olduğunu ve topyekûn bir mücadeleyi hedef aldığını söylediler. Bizse onlara 1980 öncesinde DEV-YOL gibi fraksiyonların boykotu savunduğunu arşivlerle göstermeye çalıştık, maalesef ne onlar bize ne de biz onlara etki ettik. Bu gibi tartışmalar son 30 yıldır devamlı olarak seçimlere katılmak isteyenlerle bizim aramızda bir tartışma olarak devam etmekte ve çeşitli siyasi görüşten olanlarla bu tartışmaları hala daha yapmaktayız. Bilindiği gibi maalesef bu ülkede seçime müptela ve bu işi profesyonellik olarak görüp ekmek kapısına kadar çeviren partilimiz var. Bunlar sadece sağda değil solda da var ve maalesef bu halkın en fazla hüsranı bu partilerden gelmektedir. Yani Sağ’ı bıraktık Sağ zaten artısıyla eksisiyle statükoyu kucaklayıp, varısa da yoğusa da “Türklük ve milliyetçilik” diyerek bu düzenin savunuculuğunu yapmakta da, daha fazla sol geçinip statükoyu aynen sağ gibi kucaklayan partiler var. Bir tanesi hiç de büyümeyerek mevcut politikalarının da iflasında son genel seçimlerde küçük kalarak gereken yanıtını aldı. Peki ama aslında oy olarak oylarını azaltan ama buna rağmen sağın hatalarından ötürü oy yüzdesini büyülttü gibi gösteren ana muhalefet veya şimdinin koalisyonun büyük ortağı, statükoyu sağdan da fazla kucaklamakta şimdilerde. Seçim öncesinde bu partinin sempatizanları partiye bir son şans verilmesi gerektiğini ve bu defa düzeni değiştirmek için iktidara geleceklerini tekrarlamakta, bizi ise halkı boykot yaptırarak partiye sağcılar gibi darbe indirdiğimiz şeklinde suçlamaktaydılar. Ben en fazla güya ultra solda göstererek seçim günü oy kullananlara ve de son güne kadar boykotçu görünüp bir de baktık ki seçimci sol bir partiden aday çıkanlara kırıldım ve bu tip solcular ise bize seçimin faydalarından bahsetmekte kendilerinde beis görmediler; ama biz onların birkaç gün önce boykot propagandası yaptıklarını da gözlemekteydik. Meclise çıkıp da konuşarak halkı ve kitleleri bilinçlendirmekten dem vuranları da gördük bunların aralarında. Her neyse son haftalarda yaşadıklarımızla bu savunulanlar somut şartların somut tahlili cinsinden yüzlere vurdu.

Öncelikle CTP’den çıkıp yemin töreninde ayrı bir yemin okumak isteyen Doğuş Derya’ya içinden çıktığı partinin ileri gelenleri arka çıkmadı. Çünkü bu parti kendini sadece seçimlere ve statükonun kalıcılığına ayarlamış bir partiydi ve bu tip hareketler onlara göre onların gelecekteki seçim hülyalarını da engelleyebilirdi. İkinci bir delilimiz ise çok daha büyük bir şamardı; seçimi konuşmak ve kitleleri harekete geçirmek isteyenler açısından; Mesela koalisyon hükümeti ilan edilir edilmez hem AKP’li Kıbrıs İşleri Sorumlusu Beşir Atalay’ın hem de Recep Tayyip Erdoğan’ın CTP Başkanı Yorgancıoğlu’nu arayıp kurulan hükümeti onaylamadıkları ve onların CTP’nin UBP ile koalisyon kurulmasını istedikleri ortaya çıktı. Hadi bakalım savunun böyle bir meclis içinde özgür bir şekilde kitleleri harekete geçirecek konuşmaları da görelim? Hadi bunu da bıraktık, özgür irade diye herhangi bir olgunun olmadığı bir kere daha ortaya çıktı. Seçilip de show yapacaklarını sananların bu showlarının ne kadar abesle iştigal edileceğini yaşadık. Bu tip tahakküm ve baskıların olduğu bir ülkede tek yapılacak olanın “Boykot” olduğu bir kere daha ortaya çıktı ve halkı veya kitleleri seçimle oyalamaya çalışanların ise bir şekilde bu halkın yok olmasına katkıda bulunduklarını da belirtmeye gerek yok herhalde.

Geçenlerde Türkiye 1968 hareketinden Gün Zileli’nin seçimler üzerine bir makalesi geçti elime. Gün Zileli seçimi savunmanın halka ihanet olduğunu savunuyor ve sol olanların seçimlere katılmakla egemenlerin oyununa geldiklerini iddia ediyordu makalesinde. İşte Gün Zileli’nin seçimler konusundaki makalesinden birkaç paragraf. Yazımı Gün Zileli’nin seçimler konusundaki görüşlerini bizdeki hala daha seçimleri savunan tüm solcu arkadaşlara ithaf ederek bitiriyorum:

“Seçim, hükümeti ya da yönetimi değiştirir ama seçimle sistemin değiştiği hiç görülmemiştir. Çünkü seçim ve seçimle oluşturulan parlamento ya da meclis, sistemin rıza mekanizmasının en önemli unsurudur. Bu rıza mekanizmasından sistemi değiştirmesini beklemek elbette sadece bir illüzyon olabilir.

Böyle olduğu halde, sistemi bir devrimle değiştireceklerini ileri süren Marksistler neden bazı özel durumlar dışında, seçimlerde ve parlamentoda yer almayı reddetmezler; neden bu rıza mekanizmasında yer almaya devam eder ve bunu iştiyakle savunurlar?

Bu konudaki genel Marksist mantık şöyledir: Seçimler halkın propagandaya en açık olduğu dönemdir. Bu dönemde seçimlere katılıp halka, emekçilere seslenmek çok etkilidir. Seçimlere katılmakla birlikte, seçimlerin ve parlamentonun bir aldatmaca olduğunu bu kürsülerden halka anlatmamız mümkündür. Öte yandan parlamentoya girersek de, keza parlamento kürsüsünden bu parlamenter düzenin sahtekârlığını teşhir edebiliriz. Seçimlerin ve parlamentonun sunduğu propaganda olanaklarını reddetmek anarşist bir tutumdur ve sol komünist bir çocukluk hastalığıdır.

Marksistler, yukarda özetlediğim bu anlayışı ve yöntemi II. Enternasyonal’in kurulduğu 19. Yüzyılın son çeyreğinden itibaren uygulamış ve özellikle Almanya’da oluşturdukları güçlü sosyal demokrat partilerle seçimlere girmiş ve parlamentoda önemli bir muhalefet grubu oluşturmuşlardır. Hatta Çarlık Rusya’sının parlamentosu olan Duma’da bile Bolşevik ve Menşevik hiziplerin ayrı ayrı grupları yer almıştır.

Ne var ki, Marksistlerin yukarda özetlediğim teorisi ilk büyük darbeyi I. Dünya Savaşı’nın başında yemiştir. Normal zamanlarda, barış zamanlarında pek mantıklı gibi görünen bir teori, olağanüstü anlarda hiç de geçerli olmadığını kanıtlamıştır. Burjuvazinin size söz hakkı verirken, parlamentoya girmenizi kabul ederken, propaganda olanaklarından yararlanmanıza izin verirken, bütün bunları hiç de babasının hayrına yapmadığı ortaya çıkmıştır. Burjuvazi, verilen bu parlamenter tavizin günün birinde ve kritik bir anda kendisine kâr olarak döneceğini çok iyi biliyordu ve nitekim öyle de olmuştur. Zaten sosyal demokrasinin kapitalizme entegrasyonu bununla da kalmamış, o günden bugüne sosyal demokrasi sistemin önemli dayanağı olarak görev yapmıştır”. Demektedir Gün Zileli.

Ve Gün Zileli makalesini şu şekilde bitiriyor ve onun son sözleri benim de katıldığım son sözler oluyor:

“Seçimler ve parlamento ile sistem değiştirilemez ama seçimler ve parlamento sistem karşıtlarını değiştirip sistem yandaşı haline getirebilir”(Gün Zileli bu makaleyi 24 Nisan 2011 tarihinde , “Seçimler Neyi Değiştirir?” başlığı altında yazmıştır).

 

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.