Ya Ruslar Kıbrıs’a asker çıkartırsa! – Nur Batur

0
389

Sabah Gazetesinden Nur Batur’un ABD arşivlerine girdiği ve Kıbrıs’ın kaderinin belirlendiği kritik saatlerin belgelerine ulaştığı yazısı…

Nur Batur’un notu:

Atina’daki gazetecilik yıllarımda Kıbrıs’ın kaderini çizen darbeci Dimitris Yuannidis’in peşinde çok koştum.

Yuannidis merakımdan ünlü Koridalos cezaevinde hücre kapılarının açıldığı ve mahkûmların volta attığı karanlık ve rutubetli avluya bile girdim. O gün bana cezaevini gezdiren Koridalos’un Müdürü Kıbrıs’ı Yunanistan’a ilhak etmek için Makarios’u devirip Türkiye’ye askeri müdahale için kırmızı halı seren darbecinin yattığı binayı uzaktan göstermekle yetindi.

Yuannidis o sırada 75 yaşındaydı. Ömür boyu hapis cezasıyla Koridalos’a gönderildiği zaman ise henüz 48’indeydi. Yani 27 yıldır demir parmaklıkların arkasındaydı. Yunan siyasi tarihine kara leke olarak geçen 1967’deki Albaylar Cuntası’ndaki silah arkadaşlarının çoğu af dileyip serbest kalmışlardı ama Albay Papadopulos gibi Yuannidis de pişman olduğunu söylemeyi reddediyordu.

Cuntanın iki güçlü lideri 25 yıl boyunca hiç konuşmadan yan yana hücrelerde yaşadılar. Havalandırmaya bile ayrı saatlerde çıktılar. Papadopulos kendisini deviren silah arkadaşını hiç affetmedi. Hatta 1999’da demir parmaklıkların arkasında öldüğü zaman bile Yuannidis’e hâlâ küstü. Yuannidis ise Koridalos’un en yalnız adamıydı. Ziyaretine gelen kızı ve damadının dışında kimseyle konuşmadı. Ona hapishanenin avlusunda 50 metre karelik küçük bir bahçe verdiler. Her sabah domates, biber ve patlıcanlarına bakarak hayatını tüketti.

2001’de Yuannidis’in küçük bahçesinde çekilmiş birkaç fotoğrafı geçti elime. 27 yıl sonra yayınlanan ilk fotoğraflarıydı bunlar. Belli ki Yunan istihbaratçıları hapiste çürüyen cuntacıyı halka göstermek istemişlerdi!! Atina’dan ayrıldıktan 5 yıl sonra Yuannidis’in de Koridalos’ta hayata veda ettiğini duydum. Tarihin bir dönemi böylece kapanıyordu. Yıllarca görüşmek için uğraştığım ünlü darbecinin ardından yeniden tarihin karanlık sayfalarına yani açılan Amerikan gizli belgelerine dalmaya karar verdim.

ABD’nin 20-30 yıl sonra açtığı belgelerde birçok çalışma yaptım, diziler hazırladım. Bu kez de yine her dalışımda yeni bilgilere ulaştığım hazineye girip Kıbrıs’ın kaderini çizen 85 saati okudum. Tarih yazılırken ne kadar ilginç pazarlıkların yapıldığını gördüm. Türkiye’nin Kıbrıs’a askeri müdahalesinin 39. yılında tarihi değiştiren saatlerin perde arkasını çok ilginç bulacağınızdan eminim.

makarios

‘Makarios çürümüş bir sapık, bir işkenceci…’

Kıbrıs’ta Makarios’un devrilmesinden 24 saat sonra General Yuannidis ABD elçisine böyle haykırıyordu. Ardından da ekledi: Yaşananlar Kıbrıs’ın iç meselesidir. Adayı komünistlerden kurtardım, ABD bunu anlayacak

16 Temmuz 1974 akşamüzeri. 16.45. Atina-Yunan Savunma Bakanlığı…
General Yuannidis artık keyifliydi doğrusu. Yeşil deri kaplı koltuğuna gömülmüş son 24 saatteki başarısını düşünüyordu. Nasıl da Makarios’a büyük darbeyi indirmişti. Hem de dünyayı gafil avlayarak! Emir subayı odaya girip “Amerikan Büyükelçisi’nin temsilcisi geldi” dedi. ABD Büyükelçisi Tasca, darbe sırasında Atina dışında olduğu için Henry Kissinger’in yıldırım mesajını güvendiği bir Yunanlı dostundan götürmesini istemişti. Mesajı getiren Yunanlı [1] odaya girdiğinde General Yuannidis koltuktan kımıldamadı bile… Gelen elçi de Yuannidis’in karşısındaki koltuğa oturdu. Mesajı okumaya başladı: “ABD, Kıbrıs’ı bağımsız ve egemen bir devlet olarak görmeye devam etmektedir. Yunan Hükümeti’nin ABD’nin bu politikasının değişmediğini bilmesini istiyoruz.”

 

YÜZÜNDE ALAYCI GÜLÜMSEME 

Yuannidis alaycı bir gülümsemeyle elçiyi durdurdu: “Tamam tamam zamanımı boşa harcıyorsun.” Elçi istifini bozmadan “Görevim mesajı sonuna kadar okumak” diye üsteledi. Aslında mesaj sadece 15 satırdı. Elçi okumaya devam etti: “ABD Yunan Hükümeti’nin Kıbrıs’daki siyasi ve anayasal düzeni değiştirecek herhangi bir hareketini kabul etmeyecektir.” Yuannidis bir anda irkildi. İkinci cümle suratına bir şamar gibi indi adeta. Alaycı havası değişti. Elçi ise okumaya devam ediyordu: “Kıbrıs sorununun toplumlararası görüşmeler ve Türk toplumunun güvenliğini güvence altına alarak çözülmesini destekliyoruz. Tarafların iki NATO müttefiki arasındaki ilişkileri bozacak ve Batı’nın güvenlik çıkarlarına zarar verecek dış askeri müdahalelere imkân sağlayacak davranışlardan şiddetle kaçınmalarını istiyoruz.”

 

MASAYA YUMRUĞUNU VURDU 

Yuannidis son cümleleri zor dinledi. Sinirden şakakları atıyordu. Önündeki masaya öyle bir yumruk vurdu ki masanın üstündeki boş bardak yere yuvarlanıp paramparça oldu: “Adadan askerlerimizi çekseydim eski siyasiler Kıbrıs’ı komünistlere teslim etmekle suçlayacaklardı beni. ABD yönetimi de 15 Temmuz 1974’de Kıbrıs’ı komünistlerin eline düşmekten kurtardığımı bir gün anlayacak.” Yuannidis ilk tepkisi yumuşayınca derin bir nefes alıp koltukta oturan elçinin yanına geldi. Uzun uzun Yunanistan’ın da bağımsız, egemen ve hür Kıbrıs devletine inandığını, çoğunluğu milliyetçi olan Kıbrıslı Rumlarla birlikte olduğunu ve ne Yunanistan’ın ne de Kıbrıslı Rumların Enosis istediklerini anlatmaya başladı. Hem konuşuyor hem de odada volta atıyordu: “Yaşananlar Kıbrıs’ın iç meselesidir. Zaten tek direnen Baf’taki Makarios’un komünist destekçileri kaldı.”

 

‘OTELLERİN YARISI ONUN’

Makarios’un adını ağzına alır almaz yine bir anda bağırmaya başladı: “Artık herkes onun ulusal bir kahraman ve uluslararası bir şahsiyet olduğunu unutsun çünkü artık o içi çürümüş homoseksüel bir papaz! Bir cinsel sapık. Bir işkenceci ve adadaki otellerin yarısının sahibi. Bunu sürdürmek için de adadaki Rumların yüzde 70’ini ve bütün komünist Türkleri kurban etmeye razıydı. Bu nedenle Rumlar Makarios’a karşı harekete geçmek için anavatana yalvardılar. Ben de yardım ettim.” Elçi araya girip, “Darbeden 24 saat sonra bunlara inanacak kimseyi bulmak zor” dedi.

 

‘TÜRKLER DE MEMNUNDUR’ 

General yeniden masaya şiddetle yumruğunu indirdi: “Darbeyi yapan be değilim ki. Kıbrıslı Rum milliyetçiler! Herşey Makarios’un adadaki Yunan askerleri azaltmak istemesiyle başladı. Buna milliyetçiler karşı çıktı.” Eğer Makarios adadan Yunan askerini atsaydı cuntayı da devirmeyi düşünmeyeceğini kim garanti edecekti” Yunanlı general her şeyden öylesine emindi ki Makarios için oyunun bittiğini söylüyordu. Elçi “Makarios sağ mı?”diye sordu. Yuannidis “Hayatta… Ama kimin umurunda” diye güldü. “Hiçbir gücü yok. Kimse egemen bir ülkenin içişlerine karışamaz. Türkler istemedikçe Ruslar bile!! Türklerin ise umurunda değil” diye elçiye çıkıştı. Elçi yine sordu: “Ya Türkler? Doğrudan temasınız var mı?” Yunanlı General “Türkleri rahatsız etmedik” diye güldü: “Enosis ilan etmedik ki. Zaten Türkler prensip olarak Makarios’un gidişinden memnundur.” Yuannidis elçinin şaşkın bakışları altında konuşmasını sürdürdü: “Yunanlılar Ege’de petrolü paylaşmayı ve ortak bir arama şirketi kurmayı bile kabul edebilir. Ama Yunanistan hiçbir zaman kıta sahanlığında teslim olmaz çünkü bu bütün adaları Türklerin kontrolüne bırakmak anlamına gelir. Hatta belki de 10 yıl içinde Türkler petroldeki paylarını artırmak için Kıbrıslı Türkleri bile satmak isteyebilirler. Kıbrıs’ı kendi haline bırakıp Amerikalıların fare deliğine para akıtmasını seyredebilirdim. Ama vatanımı seviyorum. Yunanistan ne olursa olsun ulusal kimliğini koruyacak ve komünizme karşı olacak.”

 

‘SAMPSON DELİ BİR ADAM’ 

Yuannidis sonunda sözü Sampson’a getirip, “Aslında ben Nikos Sampson’u pek sevmem. Adam deli. Ama milliyetçilerin kararı bu” diye ayağa kalktı. Kissinger’in elçisini kapıya kadar geçirdi. Elini sıkıp son mesajını verdi: “Unutma. İkimiz de özgür ve egemen Kıbrıs istiyoruz. İkimiz de dışarıdan, özellikle Kissinger’in ve Türklerin müdahalesine karşıyız. Kıbrıslıların sorunlarını özgürce çözmeleri gerektiğine inanıyoruz.” [2] Elçi cevap vermedi. Yunanistan dolu dizgin uçuruma sürükleniyordu. Cuntacı General ise farkında bile değildi.

 

 Ya Ruslar Kıbrıs’a asker çıkartırsa!..

Nur Batur’un notu:

General Yuannidis Enosis hayallerini gömdüğü Koridalos cezaevinde tam 36 yıl yaşadı. 17 Ağustos 2010’da son cuntacının da vedasıyla Yunan siyasi tarihinin en karanlık sayfası kapanmış oldu. Yuannidis’in ölümüne 2 yıl kala Yorgos Franco adlı Yunanlı bir gazeteciye konuştuğunu okudum. Ne ilginçtir ki aradan geçen yıllara rağmen Yuannidis’in içindeki Enosis sevdası ve intikam duyguları hiç küllenmemişti. Hâlâ Türk gemilerini batırmak için verdiği talimatı dinlemeyen komutanlarına ateş püskürüyordu. “Türkleri bombalasaydık savaşı kazanırdık” diye esip savuruyordu. Daha da önemlisi Henry Kissinger’in kendisini aldattığına inanıyordu. Belgelerde, komünizme karşı savaşarak Amerika’ya sırtını dayadığını düşünen Yunanlı generalin düştüğü tarihi hatayı okudum. Belgeleri okudukça ne Yuannidis ne de Sampson’un Kissinger’in umurunda olmadığını gördüm. Sovyetler’le yumuşama politikalarının mimarı Kissinger’in tek bir kaygısı vardı. O da oynadığı dünya satrancında doğal uçak gemisi olan Kıbrıs’ı Ruslara kaptırmamak! Zaten o günlerde Vietnam’dan gelen tabutlarla savaşa karşı tepkiler de çığ gibi büyüyordu. Ayrıca Demokrat Parti’nin genel merkezini dinlettiği ortaya çıkan Başkan Nixon da doludizgin istifaya sürükleniyordu. Nixon ve Kissinger’in en son duymak istedikleri sorun Kıbrıs’dı. Gizli belgelerdeki bir saptamamı daha aktarayım. İlginç ama son ana kadar Türklerin adaya asker çıkartacağına kimsenin inanmadığını da gördüm. Filmi yine 15 Temmuz 1974 sabahına saralım. Lefkoşa’da çatışmaların sürdüğü saatlerde Washington’da kapalı kapılar ardındaki konuşulanları birlikte okuyalım.

15 Temmuz 1974 sabah 06.00 Washington DC. 

Dışişleri Bakanı Henry Kissinger güne erken başlıyordu. Her sabahki gibi kahvesini yudumlarken Washington Post’u eline aldı. Yine manşette Watergate duruşması vardı. Henüz 24 saat önce ifade vermeye gittiği yüksek mahkemedeki ağır havayı üstünden atamamıştı. “Bu işin sonu kötü olacak” diye mırıldanıp gazeteyi masaya attı. O anda masasında duran Ulusal Güvenlik Konseyi’nden[3] gelen acil mesajı gördü: Kıbrıs’da darbe! “Bir bu eksikti” diye söylendi. Ardından yardımcısını aradı: “10’da herkes odamda olsun.” 4 saat sonra CIA Başkanı William Colby ve Ulusal Güvenlik Konseyi ve Dışişleri’nin Kıbrıs beyin takımıyla 2 general, Kissinger’in odasındaydı. Washington’u gafil avlandığı o kadar belliydi ki! Kimse Kıbrıs’ta neler olduğunun farkında bile değildi.

 

NİYE DAHA ÖNCE ÖLDÜRMEDİLER? 

Telefonla Kıbrıs Büyükelçisi Robert Mcloskey’e bağlandılar. Büyükelçi “Makarios birkaç yıldır öldürülmekten korkuyordu” deyince Kissinger atıldı: “Neden daha önce öldüremediler ki?” Mcloskey de “Birkaç kez öldürmeye çalıştılar ama başaramadılar. Şimdi ortaya Sampson çıktı” dedi. Kissenger şaşırmıştı: “Kim bu adam? İlk kez adını duyuyorum.”Odadaki beyin takımı içinde Sampson’u tanıyan tek kişi Dışişleri’nin Kıbrıs Masası Direktörü Thomas Boyatt’tı. 1967-1970 arasında Kıbrıs’ta çalıştığı sırada tanışmıştı: “Tam bir katil. Silahında 12 çeltik olduğunu gördüm.” Kissinger hiç aldırmadı:”Bizim önceliğimiz Rusları adadan uzak tutmak olacak.” Belli ki Sampson’un tescilli katil olması Kissinger’i pek ilgilendirmiyordu. İlk kriz masası 20 dakika sürdü. İzlenecek politikanın ana hatları çizildi. Akdeniz’deki “Amerika” uçak gemisi kalacak. Rusların adaya asker çıkartması kesinlikle önlenecekti. Bu arada, Türklere adadaki mevcut haklarının destekleneceği söylenecekti. Yunanlılara da ABD’nin adada siyasi durumun değişmesine karşı olduğu bildirilecekti.

 

FANATİK ANTİ-KOMÜNİST 

İlk toplantının ardından Ankara ve Atina’ya ilk yıldırım talimatlar gönderildi. Kissinger, BM Genel Sekreteri Kurt Walhdeim ve Washington’daki Sovyet Büyükelçisi Dobryin’le görüşmek istiyordu. Sovyet Büyükelçisi tatildeydi. Bu arada tatilini yarıda kesen ABD Büyükelçisi Tasca da Atina’dan döndü. İlk raporunu kaleme alıp gönderdi. Tasca’nın raporu 1.5 sayfaydı. Aslında Büyükelçi Yuannidis, Papadopulos’u devirdiği zaman “tehlikeli ve güvenilmez” olduğunu Washington’a bildirmişti[4]. Ama birkaç diplomatın dışında pek okuyan olmamıştı doğrusu. Bu kez durum farklıydı. Kissinger, büyükelçinin raporunu dikkatle okumaya devam etti: “Yuannidis ve avanesi fanatik komünist düşmanıdır. Onların liderleri komünistlere karşı 1940’larda kutsal savaş açan subaylardı. Şiddete başvurabilir. Cinayetleri göze alabilir. Bu durum Ege sorunlarının barışçı yollarla çözümünü de tehlikeye sokacaktır.” Kissinger mesajı okudukça iyice canı sıkıldı. Tasca, “Yuannidis içte ve dışta komünizmle çarpışırken Türkiye’yle de çatışacaktır. ABD ve Nato müttefiklerine büyük sorunlar yaratacaktır. Bu da liderliğini sarsacaktır” diyordu. O sırada Kissinger’ın yardımcısı odaya girdi. Sovyetler Büyükelçisi Anatoly Dobryin telefondaydı. Kissinger lafı dolandırmadan can alıcı soruyu sordu:”Anatoly bir Rus diplomatı İngiliz Yüksek Komiseri’ne ‘Düzeni sağlamak için adaya Sovyet askeri çıkartırsak ne düşünürsünüz’ diye sormuş!” [5] Darbeye tatildeyken yakalanan Sovyetler Büyükelçisi adeta şoke oldu. Hiçbir şeyden haberi yoktu. “Askerler mi?” diye tekrarladı.

 

BÜYÜKELÇİ: MAKARİOS HAYATTA 

Büyükelçi Dobryin “Hiç ihtimal vermiyorum” dedi. İlk şoku atlatınca da “Asker ancak Makarios isterse adaya gönderilebilir ama yine de karar verilmeden önce bütün boyutlarıyla değerlendirecektir” diye ekledi. Kissinger “Böyle bir şeye kalkışırsanız bize haber verirsiniz değil mi?” deyince, “Tabii veririz” diye yanıtladı Dobryin. Aslında Kissinger de Rusların Kıbrıs’a asker çıkartmasının kolay olmayacağını biliyordu ama yine de aba altından sopa gösteriyordu. Bir saat sonra yine aradı Sovyetler Büyükelçisi: “Henry Kıbrıs’daki büyükelçimizle konuştum. Makarios hayatta!” Kissinger de Makarios’un Baf’ta olduğu söyledi, “Durumu tam anlamadan bir plan yapmayacağız. Bir şey yapmadan mutlaka konuşalım” diye telefonu kapattı. Böylece Kıbrıs satrancında 2 süper gücün dengesi kurulmuş oluyordu. Peki bundan sonra ne olacaktı?

 

“Türkler bağırır çağırır ama…”

Nur Batur’un notu:

Atina’daki gazetecilik yıllarımda Enosis’e karşı çıkan tek Yunanlı siyasetçinin Konstantin Karamanlis olduğunu duydum. Karamanlis’in 1959’da Kıbrıs Cumhuriyeti’ni kuran “Zürih-Londra” anlaşmalarını Başpiskoposa zorla imzalattığı ve bu yüzden de Makarios’un onu vatan haini ilan ettiği Atina’da bir sır değildir. Yani Makarios’la darbeci Yunan Generali Yuannidis’in kuklası Nikos Sampson’un rüyaları aynıydı. İkisi de önce İngilizlere karşı silahlı ayaklanmaya başlayan sonra da Türklere saldıran EOKA terör örgütünün üyesiydi. Aralarındaki farka gelince, Sampson Kıbrıs’daki Amerikan büyükelçinin deyimiyle “gözünü kırpmadan cinayet işleyen bir gangsterdi.” Makarios ise perde arkasında ipleri tutarak Türkleri adadan silmeye çalışan kurnaz bir dini liderdi. Yine Amerikan belgelerine dalıp Makarios’la Yuannidis ve Sampson arasındaki kavgayı okumaya devam edelim.

16 Temmuz 1974 Sabah Kissinger’in ofisi.

Kissinger koltuğuna gömülmüş Atina’daki Amerikan Büyükelçisi Tasca’dan gelen son gizli mesajı okuyordu. Tasca, Henry Kissinger’ın mesajını aldığı zaman çok kızıp masaları yumruklayan Cunta lideri Yuannidis’in muhtemel hamlelerini hesaplamaya çalışıyordu. Kissinger okumaya başladı: “Makarios bu kez de suikasttan kurtuldu. Darbenin başarısızlığa sürüklenişinin ilk işareti olabilir. Kıbrıs’taki bir başarısızlık Yuannidis Cuntası’nın da sarsılmasına yol açacaktır. Yuannidis’in sert tepkisinin altında ordu içinden gelen baskı yatıyor. Bu nedenle Sampson yönetimini güçlendirmek isteyebilir ve süratle harekete geçip adaya takviye asker gönderebilir.” [6] Büyükelçinin mesajını okudukça Kissinger’in canı iyice sıkıldı. Hele Amerikan Büyükelçisi’nin 39 yaşındaki EOKA’cı Nikos Sampson’la ilgili yazdıkları durumun vahametini daha da iyi anlatır nitelikteydi: “Gözünü kırpmadan cinayet işleyen bir goril. Cinayetten sonra da hiç pişmanlık duymaz.” Tasca’nın deyimiyle, Kıbrıs Yuannidis’in kuklası bir gangsterin elindeydi.

 

KRİZ TIRMANIYOR

Saat 11.50 ABD Dışişleri Bakanı, büyükelçinin mesajını bitirmişti ki yardımcısı odaya girdi. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kurt Waldheim arıyordu: “Makarios Yunan askeri müdahalesini konuşmak için BM Güvenlik Konseyinin toplanmasını isteyebilir. Başpiskopos İngiliz üssünden çıkmak için İngilizlerden bir helikopter istedi. İngiliz Yüksek Komiseri de İngiltere’ye gitmesi şartıyla kabul etti. Makarios adadan ayrılmayı reddeti ve BM Barış gücü koruması istedi. Ben de yetki verdim. Bu yeni sorunlara yol açacaktır.” [7] Darbeden 24 saat sonra Waldheim’in anlattıkları Kıbrıs’daki krizin tırmanmakta olduğu gösteriyordu ve BM Genel Sekreteri ilk kez Türkiye’nin adaya asker çıkartması olasılığını gündeme getiriyordu. İlginçtir, Waldheim ne Yunanistan’ın adayı ilhak etmesinden ne de 1960’lardaki gibi yine EOKA’cıların Türk köylerine saldırıp katliamlara başlamasından korkuyordu. Tek kaygısı Türklerin adayı çıkmasıydı. Artık Atina ve Ankara’dan Washington’a gizli mesajlar yağmaya başlamıştı. Kissinger telefonu kapatır kapatmaz Ankara’daki Amerikan Büyükelçisi Spain’in gece yarısı gönderdiği gizli mesajı yeniden okudu. Spain de “Türk hükümeti ENOSİS’i durdurmak için askeri müdahale yapar. Bu sadece milliyetçi bir tepki değil. Kıbrıs Türkiye’nin stratejisinin bir parçasıdır” diyordu. ABD Büyükelçisi, “Türk-Yunan savaşını önlemek Kıbrıslı Rumlar arasındaki iç savaşı önlemekten daha hayatidir” diye uyarıyordu.[8] 17 Temmuz sabahı 10.10’da kriz masası toplandığı zaman Türk ordusu Mersin’e asker sevkiyatı yapıyordu. Artık gündeme oturan en hayati soru Türkiye’ydi. Kissinger ilk soruyu CIA Başkanı William Colby’ye sordu: “Sence asker sevkederek neyi hedefliyorlar?”

 

TÜRKLERİN PLANI NE?

CIA Başkanı haritada Kuzey Kıbrıs’ı göstererek “Muhtemelen bu bölgede küçük bir alana çıkmak istiyorlar” dedi. Savunma Bakan Yardımcısı William Clement ise “Bence Türkler bağırıp çağıracaklar ama harekete geçmeyecekler” diye atıldı. CIA Başkanı ise “Son ana kadar diplomatik kanalları zorlayacaklardır ama bence müdahale etmeye zorlanacaklar” diye ısrar etti. Kissinger, “Neden müdahale ederler” diye sordu. William Colby de “Status quo ante’yi (mevcut yasal durum) korumak için” dedi. Bunun üzerine Kissinger duvardaki haritada adanın güney batısını işaret edip “Burada Türklerin Rumlara oranı ne” diye sordu. CIA Başkanı “Türkler çoğunlukta” diye cevap verdi.

 

AMAÇ ADAYI BÖLMEK

Ya kuzey doğu bölgesini alırlarsa? Oradaki nüfus nasıl” dedi Kissinger. CIA’nın ikinci adamı George Lauder “Yüzde 50-50” diye araya girdi. Kissinger Türkiye’nin adanın tümünü işgal etmek niyetinde olup olmadığını anlamak istiyordu. “Hayır” dedi CIA Başkanı: “Sadece bir bölümünü. Temel hedef paylaşmak ya da adayı ikiye bölmek.” Toplantı 38 dakika sürdü. Sampson darbesinin fiyaskoyla sonuçlanması ve Türkiye’nin adaya asker çıkartmasına dayanan tüm senaryolar tartışıldı. İlk tartışma Sampson üzerindeydi. Kissinger “Bu adamı tutmak çıkarımıza olamaz. Makarios ancak Sampson devrilirse geri gelir. Ondan sonra da daha fazla Doğu’ya yaklaşır” dedi. Bir ara Yunan cuntasının darbenin “Kıbrıs’ın iç meselesi” olduğunu savunması halindeki senaryoyu tartıştılar. Kissinger “Evet ama” diye söze girdi. Yunan Cuntası için en kötü senaryoyu söyledi: “Yunanlı subaylar saf dışı bırakıldığı anda güç dengeleri değişir. Eğer darbe fiyaskoyla sonuçlanırsa, Yunanlılar için bir felaket olur. Suratlarına şamar inmesinden beter olurlar. Türkler Makarios’u geri getirirlerse Makarios daha fazla Doğu’ya kayar. Makarios’un Türkler’in elinde oyuncak olmasına izin veremeyiz.”

 

KLERIDES KARTI DA MASADA

Telefonla toplantıya katılan Kıbrıs Büyükelçisi McCloskey araya girip “Önemli olan kimi destekleyeceğimiz. Destek vereceğimiz kim olursa o güçlü desteğe de sahip olacak” dedi. Kissinger “Yani kimi seçersek oyun kurucu da biz oluruz” diye güldü. Bir süre Makarios yerine Klerides’i desteklemeyi de tartıştılar. Kissinger, Yuannidis gibi Makarios’un da çapsız olduğu kanısındaydı. Kartları Klerides’e oynamaktan yanaydı. ABD Dışişleri Bakanı’nın ikinci taktik manevrası da BM’in yani Sovyetler’in olaya fazla bulaşmamasıydı. Krizin İngilizler ve Türkler aracılıyla kontrol altında tutulmasını istedi. Ya Türkiye’ye verilecek ve bekletilen 20 milyon dolarlık yedek parça transferi ne olacaktı? Kissinger kesip attı: “Yedek parça ile yeni ekonomik yardım arasında fark var. Yedek parçaları gönderin” dedi. Washington 17 Temmuz’u siyasi taktikleri geliştirerek geçirdi. Kıbrıs’ta ise artık saatler geriye doğru çalışıyordu. 

 

Jetler hazırlanıyor ABD formül arıyor

Nur Batur’un notu:

Amerikan gizli belgelerine dalınca Soğuk Savaş döneminin kurt siyasetçisi Henry Kissinger’ın Kıbrıs satrancının başoyuncusu olan Başpiskopos Makarios’tan kurtulmak için de gizli plan yaptığını gördüm. Öyle anlaşılıyor ki Kissinger ABD’nin Doğu Akdeniz’deki hâkimiyetini tehlikeye sokmaya başlayan Makarios’tan kurtulmak istedi ama başaramadı. Belgeler, Kissenger’ın kartlarını Glafkos Klerides’ten yana oynadığını da gösteriyor. Klerides kim miydi? 50 yıl Rum siyasetinin başrol oyuncularından biri olan Klerides’le 1990’lı yılların ortasında Atina’da tanıştım. Sempatik, kıvrak zekâsı ve derin hukuk bilgisi olan bir siyasetçiydi. Rauf Denktaş’la da oldukça yakın dostular. Arkadaşlıkları okul yıllarına dayanıyordu. İkisi de İngiliz okulundan mezundu ve hukukçuydu. İki kurt siyasetçinin yolları ilk kez 1950’lerde İngiliz yönetimi altında, mahkeme koridorlarında kesişmişti. O sırada Denktaş savcıydı. Klerides ise EOKA’cıların avukatlığını yapıyordu. İki siyasetçi, adayı ikiye bölen Kanlı Noel’den sonra 1960’ların sonuna doğru müzakere masasına oturdular ve tam otuz dört yıl pazarlık yaptılar. İkisi de çetin müzakereciydi. Ama sorunu çözemediler. Kissinger’ın gizli planını Amerikan belgelerinden okumaya devam edelim.

17 Temmuz 1974

Washington’da saat 14.50

Londra’da saat 21.50

Türk jetlerinin Lefkoşa’yı bombalamaya başlamasına 55 saat kala…

ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger sabahki toplantının ardından İngiltere Dışişleri Bakanı James Callaghan’ı aradı. Callaghan Londra’ya gelen Başbakan Bülent Ecevit ve ekibiyle toplantıdaydı. Ecevit, Kıbrıs’ta 3 garantör devletten biri olan İngilizlerin darbeye seyirci kalamayacağını bildiriyor “Gelin ortak müdahale edelim” diyordu. Telefon bağlandığı zaman hatlardaki cızıltı o kadar fazlaydı ki Kissinger birkaç kez “Beni duyuyor musun” diye sormak zorunda kaldı. Callaghan “Dinleyen 17 kişi hattan çıkarsa seni daha iyi duyacağım” diye takıldı. Hatlar biraz düzelince Kissinger “Joe Sisco’yla Bob Ingersoll’u Londra’ya göndermeyi düşünüyorum. İlk elden Kıbrıs’taki duruma nasıl baktığımızı sana anlatsınlar” dedi. Kissinger Ecevit’i merak ediyordu: “Ecevit gece kalacak mı?” Callaghan “Muhtemelen sabah erkenden ayrılacak” diye yanıtladı ve Kissenger’ın sormasını beklemeden Makarios’un da Londra saatiyle 11.00’de hareket edip New York saatiyle 13.35’de BM’de olacağını söyledi.

 

KLERİDES’E NE DERSİN?

Makarios, İngilizlerin koruması altında adadan kaçmıştı. 19 Temmuz 1974 Cuma günü Güvenlik Konseyi’ni toplantıya çağırmak için Londra’dan New York’a uçuyordu. Callaghan “Böylece sana da bir zaman kalıyor” dedi. Kissinger “O zaman ben de adamlarımı hemen sana gönderiyorum. Sonra da Atina ve Ankara’ya gidecekler” diye ekledi. Callaghan Avrupa’nın tutumunu anlatmaya başladı: “Ortak Pazar ve NATO’daki Avrupalılar’a göre ideal çözüm Makarios’un geri dönüşü olacak. Bunu diplomatik yollarla yapabilecek miyiz? Bilemiyorum. Gelişmeleri izlemek lazım. Makarios’un dönüşünü başaramazsak durum daha gergin olur” [9] Avrupa’nın kartlarını Makarios’tan yana oynadığı çok açıktı. Kissenger’ın kafasında ise Glafkos Klerides vardı. Türkiye ile Yunanistan arasındaki bitmeyen kavgayı sona erdirmenin yolunun Makarios’tan geçmediği belliydi. Daha akılcı bir siyasetçi olarak gördüğü Klerides belki NATO’da sürekli baş ağrısına olan Kıbrıs sorunu çözebilirdi. Callaghan’a “Klerides’e ne dersin” diye sordu. Callaghan tereddüt etmeden yanıtladı: “Hayır. Makarios’un önce dönmesini sağlamalıyız. Uzlaşma Makarios’un dönüşünden 3 ay sonra seçimlere gidilmesi olabilir.” Kissinger’ın biraz canı skılmıştı, “Ama nasıl Makarios’u geri getireceksin ki” diye üsteledi. “Ne mi yapacağız?” dedi Callaghan “Tabii ki siz Yunan hükümetine baskı yapacaksınız” diye senaryosunu anlatmaya başladı: “Türkler de bize ne yapacağımızı soracak? Eğer müdahale imkânı yoksa garantör devletlerden biri tek başına da müdahale edebilir. Tabii biz tek başımıza müdahale edebiliriz. Tabi siz Yunanlılara baskı yapmalısınız! Eğer 6 ay sonrasını düşünüyorsan da Makarios Sampson’dan çok daha iyidir.” Callaghan’ın öyle ya da böyle darbeci Sampson’u sahneden silmeye kararlı olduğu açıktı. “Başarısız olma ihtimalimiz üçte bir hatta beşte bir” dedi. Kissinger da Sampson’dan kurtulma planını onayladı. Zaten tek kaygısı Sovyetler’in adaya ayak atmasını önlemekti. Callaghan Sampson’u devirmek için zaman kaybetmemekten yanaydı. “Eğer Yunanlılar Amerika’nın ağırdan aldığı hissine kapılırsa Ortak Pazar’ın ne yapacağına aldırmazlar. Yunanlılara baskı yapın” diye üsteledi. Ortak bir plan ortaya çıkmış gibiydi. Artık saate karşı yarış başlamıştı sanki. Kissinger, özel temsilcilere talimatını veriyordu ki yardımcısı odaya girdi, “Başkan telefonda” dedi. Başkan Camp David’ten arıyordu: “Merhaba Henry Yunanlı dostlarımızla işler nasıl?” “Sorun Avrupalılar” diye söze girdi Kissinger: “Makarios’u geri getirmek istiyorlar ve bizden de Yunan hükümetine baskı yapmamızı istiyorlar.” Kissinger telefonda Callaghan’ın Makarios’u geri getirme planını onaylamış gibi görünse de belli ki kafasındaki plan farklıydı: “Önce temsilcimizi bölgeye gönderelim. Sonra da öyle bir uzlaşıyı zorlayalım ki ne Makarios ne de öteki adam (Sampson) yönetimi ele geçirebilsin. Yunanlılara baskı yapmamızı istiyorlar ama ya Yunan hükümeti devrilirse pozisyonumuz altüst olur.” [10]

 

ÇOK KÖTÜ, MAKARİOS DÖNECEK

Kissinger, Makarios’un geri dönüşüne sıcak bakmadığını anlatmaya başladı: “Eğer herkes dönmesi için Makarios’un peşinde koşarsa ve geri dönüşünü Sovyetler sağlarsa bize direnme şansı kalmaz.” Nixon “Tehlikeyi görüyorum. Yani Avrupalıların planını desteklemek zorundayız” diye onayladı. Kissinger, Kıbrıs satrancında ipleri Sovyetler’e kaptırmamak için taktik uygulamaktan yanaydı: “Açıkça Makarios’a karşı çıkamayız ama olayları yavaşlatabiliriz. Avrupalılar sert oynamaktan yana. Biz de desteklemeliyiz. Önce planımızı uygulayalım. Tutmazsa Avrupalıların ortak görüşüne katılırız. Eğer Makarios geri gelirse Yunan subaylarını adadan atar. Komünistler daha güçlenir. Darbe Kıbrıs’ta dengeleri sola kaygıdır.” Nixon da Rusların Kıbrıs’a ayak atmasından kaygıydı. “Ne kötü! Desene Makarios geri dönecek” dedi. Telefon görüşmesinin ardından Kissinger planını uygulamaya başladı. Joseph Sisco’yla Robert Ingersoll mekik diplomasisi için yola çıktılar. O sırada kimse Türk jetlerinin Lefkoşa’yı bombalamasına saatler kaldığını bilmiyordu.

 

‘Önce Yunanlar’ın tepkisini görelim’

Nur Batur’un notu:

Türk savaş uçaklarının Lefkoşa’yı bombaladığı saatlerde Başkan Nixon’la Dışişleri Bakanı Kissinger arasındaki tarihi telefon görüşmesinin tutanağı buldum. Tutanaklarda üç satır üstündeki gizliliğin kaldırılmadığını gördüm. Nixon’ın “Amerikan silahlarını kullananların dikkatli olması gerektiğini” söylemesinden sonra Kissinger’ın ne cevap verdiğini bilmiyorum. Onun yanıtının ardından da Nixon’ın sözlerini de okuyamadım. Ona Kissinger’ın yanıtını da… Harekâtın üstünden 39 yıl geçmesine rağmen Washington neden hâlâ üç satırın ABD çıkarlarını tehlikeye sokacağını düşünüyor acaba? Türk gemilerinin Girne’ye yanaştığı saatlerdeki o tarihi konuşmanın tutanağını birlikte okuyalım…
19 Temmuz 1974. Saat 22.06 Türk jetlerinin Lefkoşa’yı bombalamaya başladığı saatler.

Başkan Nixon’ın telefondaki sesi kaygılıydı. “Çatışmalar başladı mı” diye sordu. Kissinger “Evet” diyerek anlatmaya başladı: “Lefkoşa’yı bombalıyorlar. Bazı yerlerde de çatışmalar var. Henüz Yunanlıların bir tepkisi yok. Sisco protesto gösterileri altında Atina’ya gitti. Durumun tehlikeli olabileceğini düşünüyor” [11]

Duydukları Başkan’ın canını sıkmıştı. “Amerikan aleyhtarlığı yüzünden mi tehlikeli” diye sordu. “Evet” dedi Kissinger, “Zaten bize de bu yüzden para ödüyorlar” diye takıldı. Nixon da “Tanrı her şeye kadirdir. Hepimize bu yüzden para ödüyorlar” diye acı acı güldü. Sonra yeniden ciddileşip “Neyse ki Atina’da büyükelçimiz güçlü” diye ekledi. Büyükelçisi Tasca 7 yıldır Yunanlara kan ağlatan Albaylar Cuntası’nın yeni lideri Yunannidis’in tehlikeli olduğu çoktan bildirmişti ama o da adayı Yunanistan’a ilhak etmeye kalkacağını tahmin etmemişti. Kriz patladıktan sonra Türkler’in adaya asker çıkarmasını da pek beklemiyordu. Nedeni ise, 1964’te de Türkler katledilirken bile Ankara’nın jetlerini Lefkoşa üzerinde uçurtup Rumlara gözdağı vermekten öteye gitmemesiydi. Ama hesaba katılmayan bir olay vardı. Ankara “Sakın asker çıkartmayın” diye İnönü’yü tehdit eden Başkan Johnson’ın açtığı yarayı unutmamıştı. Ayrıca o zaman çıkartma gemisi bile olmayan Türk ordusu, Rumların Enosis rüyasından vazgeçmeyeceğini bildiği için ciddi askeri hazırlık yapmıştı. Nixon kaygılıydı: “Washington’a döneyim mi” diye sordu. Kissinger “Henüz değil” dedi ve ekledi: “Ama Yunanlılar Türklere saldırırsa dönmelisiniz. O zaman büyük bir savaş patlayacak.” Nixon pek tatmin olmamıştı ama Kissinger ısrar etti; “Ortadoğu savaşı patladığı zaman da siz Key Biscayne’daydınız. Önce Yunanların tepkisini görelim” dedi. Kissinger baştan beri kafasında olan planını uygulamaya çalışıyordu. “Eğer Yunanlılar Klerides çözümünü kabul eder ve Türklerle Londra’da buluşurlarsa ateşkesi sağlarız” diye planını anlattı.

 

39 yılda ‘ayrılık’ iyice kemikleşti

20 Temmuz 1974 sabah 05.25. Derinden gelen uğultuların ardından top sesleri duyulmaya başladı. Ardından Gönyeli ovasına yağan paraşütler! Saat 08.50’de de Girne’nin 10 kilometre batısındaki Pladini plajına Türk çıkartma gemileri kapak attı.. Artık bütün dünya ayaktaydı. Washington da alarmdaydı. Artık Türk-Yunan savaşı an meselesiydi. Harekâtın başlamasından yedi saat sonra kriz masası Beyaz Saray’da toplandı. Salonda adeta bir panik havası esiyordu. Toplantıya Kissinger’in yardımcısı Robert Ingersoll başkanlık ediyordu. Herkes Genelkurmay Başkanı General John Pauly’in vereceği bilgileri merak ediyordu. General Pauly “Çıkarma gemimizi Kıbrıs’ın güneyine sahilden 40 mil açığa gönderdik” deyince herkes irkildi ama General ardından “Askeri müdahale için değil” diye ekledi. Yine de General Pauly destek için uçak gemisi Forrestal’ı da Kıbrıs açıklarına gönderdiğini söylüyordu. Belli ki Amerikan ordusu alarmdaydı. Pauly’nin o gün söyledikleri tutanakta karartıldığı için hâlâ gizliliğini koruyor. Ama genelkurmay başkanı daha sonra “Resmi olmayan bir tutumla bölgeye kayıyoruz. İtalya’daki iki C-130 uçağımıza tahliye için hazır olmalarını emrettik. Dikkat çekmeden yapacaklar” diyor. Bu sözlerden anlaşılan, ABD ilk anda askeri müdahale için hazırlık yaptı, ama sonra vazgeçti. Genelkurmay başkanının ardından Büyükelçi Robert McClosley de Kissinger’in ateşkes için uğraştığını, hedefin adada anayasal düzeni yeniden kurmak olduğunu söyledi.

 

SISCO’NUN ŞOKE OLDUĞU AN! 

O saatlerde Ankara’da olan Kissinger’in temsilcisi Joe Sisco ise yaşadığı şoku atlatmaya çalışıyordu. O gün Ecevit’le Sisco çok sert bir görüşme yaptılar. Sisco Ecevit’e “Eğer savaş patlarsa bütün askeri yardımları durduracağız” dedi. Aslında 20 Temmuz sabahı ABD hem Türkiye hem de Yunanistan’a askeri yardımları dondurma kararı aldı. Ancak askeri malzemeyi götüren gemiler daha önce yola çıktığı için nasıl durdurulacaklarını pek bilemiyorlardı. Esas panik, Savunma Bakanlığı’ndan Amos Jordan’ın Pire limanında patlak veren krizi anlatmaya başlamasıyla yaşandı. Jordan “Yola çıkan gemilerden birinin Pire’ye ulaştığını ve Yunanlıların Türklere ait olan bütün askeri malzemeye de el koyduklarını” söyledi. Henüz kimse bilmiyordu. İşler iyice sarpa sarıyordu.

 

ÇİFTE ENOSİS! 

Toplantıda Türk-Yunan savaşı patlaması tehlikesini de tartıştılar. Savunma Bakanlığı’nın kapsamlı bir planı bile yoktu. Bir saat süren toplantıya son noktayı Dışişleri Bakan Yardımcısı Ingersoll koydu. “Eğer ateşkes sağlanıp anayasal yapı onarılamazsa Kıbrıs çifte Enosis’e gider” dedi. 20 Temmuz günü ateşkes sağlandı ama anayasa onarılamadı. Kim bilir belki de Ingersoll’un 39 yıl önce gizli toplantıda dediği gibi, Kıbrıs’ta çok farklı bir sayfa açıldı.

 

DİPNOTLAR

[1] ABD Dışişleri Bakanlığı Volume XXX, Yunanistan, Kıbrıs, Türkiye 1973-1976 ABD Büyükelçisi Henry Tasca’nın gönderdiği gizli mesaj. 16 Temmuz 1974 (Mesajda elçinin ismi saklanmış.)

[2] ABD Dışişleri Bakanlığı Volume XXX,Yunanistan, Kıbrıs, Türkiye 1973-1976 ABD Büyükelçisi Henry Tasca’nın gönderdiği gizli mesaj.. 16 Temmuz 1974

[3] ABD Dışişleri Bakanlığı Volume XXX, Yunanistan, Kıbrıs, Türkiye 1973-1976 Ulusal Güvenlik Konseyinden Rosemary Niehuss’un Dışişleri Bakanı Kissinger’e gönderdiği gizli mesaj 15 Temmuz 1974 06.00

[4] ABD Dışişleri Bakanlığı Volume XXX, Yunanistan, Kıbrıs, Türkiye 1973-1976 ABD Büyükelçisi Henry Tasca’nın gizli mesajı 25 Kasım 1973

[5] ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’la Sovyetler Birliği Büyükelçisi Anatoly Dobrynin arasındaki telefon görüşmesi 15 Temmuz

[6] ABD Dışişleri Bakanlığı Volume XXX, Yunanistan, Kıbrıs, Türkiye 1973-1976 ABD Büyükelçisi Henry Tasca’nın gönderdiği gizli mesaj.. 16 Temmuz 1974

[7] ABD Dışişleri Bakanlığı Volume XXX, Yunanistan, Kıbrıs, Türkiye 1973-1976 ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’le BM Genel Sekreteri Kurt Waldheim’ın telefon görüşmesi tutanağı 16 Temmuz 1974 saat 11.50

[8] ABD Dışişleri Bakanlığı Volume XXX, Yunanistan,Kıbrıs, Türkiye 1973-1976 ABD Büyükelçisi Spain’in Mesajı Ankara 15 Temmuz 1974 23.30

[9] ABD Dışişleri Bakanlığı 1973-1976 Volume XXX Kissinger-Callaghan telefon görüşmesi tutanağı 17 temmuz 1974

[10] Amerikan Dışişleri Bakanlığı 1973-1976 Volume XXX Nixon-Kissinger telefon görüşmesi 17 Temmuz 1974 16.30

[11] ABD Dışişleri Bakanlığı Volume XXX 1973-1976 Başkan Nixon’la Dışişleri Bakanı Henry Kissinger arasındaki telefon görüşmesi tutanağı…

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.