Zürcher: Erdoğan’ın tutumu tehlikeli

0
133

zurgerTuğba Tekerek – Taraf

Türkiye’nin modernleşme tarihini yazan önemli isimlerden Prof. Eric Jan Zürcher, Gezi eylemleri başladığında Türkiye’deydi. Hollanda’da Leiden Üniversitesi’nde Türk Etütleri Enstitüsü’nün başkanlığını yapmış olan ve aynı üniversitede dersler vermeye devam eden Zürcher, Gezi eylemlerini Türkiye’de sivil toplumun yeni bir olgunluğa ulaşmasının işareti olarak görüyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın tepkisini ise “tehlikeli” diye nitelendiriyor. İşte Zürcher’in internet yoluyla Taraf’ın sorularına verdiği yanıtlar…

Türkiye’deki Gezi olaylarını takip edebiliyor musunuz?

31 mayıstan 7 hazirana kadar Türkiye’deydim. İstanbul’a gitmedim ama İzmir ve Ankara’daki gösterilere tanıklık ettim.

Neler gördünüz gösterilerde?

Çoğunlukla gençlerin katıldığı protestoların ve gösterilerin öğleden sonra ne kadar eğlenceli bir şekilde başladığını gördüm. Hatta ilk gün İzmir’de Beşiktaşlılar bile katıldı onlara. Heyecanlı ve umut verici bir atmosfer vardı. Ama akşam 10’da polisle göstericiler arasında çatışma başlayınca durum değişti. Evinde misafir olduğum kişinin arabası çatışmanın ortasında kaldı. O sırada elleri sopalı sivil polisler (evet gerçekten elleri sopalı sivil polisler oradaydı) göstericilere saldırıyordu. Taş atıldı ve arabanın ön camını kırıldı.

Siz bu eylemler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Eylemlerin, pek çok orta sınıf kentli insanın bastırılmış öfkesinin dışavurumu olduğunu düşünüyorum. AKP rejimi özellikle 2002-2007 döneminde devlet üzerinde sivil kontrol kurmada, istikrar getirmede, daha iyi bir altyapı kurup ekonomik büyüme sağlamada çok başarılı oldu. Ancak geçtiğimiz beş yılda, (özellikle devasa inşaat projelerinde ifadesini bulan) gemlenmemiş ilkel bir kapitalizm ve toplumsal muhafazakârlıktan oluşan gündemiyle gittikçe daha fazla sayıda insanı kendine düşman etti. Yasal düzenlemeler ya da AKP’nin önde gelenleri tarafından yapılan açıklamalar yoluyla insanların yaşam tarzına sürekli müdahale edilmesi, muhafazakâr, din soslu milliyetçiliği yeni hegemonik ideoloji olarak kurma girişimleri pek çok insana özellikle de eğitimli gençlere boğulma hissi veriyor.

Kimileri Gezi eylemlerini sonradan darbe girişimleriyle ilişkilendirilen Cumhuriyet mitinglerine benzetiyor. Başbakan da eylemleri sandıkta yenemeyenlerin hükümeti devirme girişimi olarak tanımlıyor. Sizce olabilir mi böyle bir şey?

Eylemler, bana daha çok, derin devlete karşı parlak bir sivil kampanya olarak doğmuş ama daha çok Kemalistler tarafından el konan bir dakika karanlık eyleminin ilk zamanlarını hatırlatıyor. 1960 Nisan’ında Menderes rejimine karşı yapılan öğrenci protestolarıyla da paralellik kurulabilir. O rejim de art arda üç seçim kazanmış olmasını (ordu müdahale etmese dördüncüyü de kazanacaktı) azınlıkların haklarını dikkate almadan çoğunluğun diktatörlüğünü gerçekleştirmek için bir gerekçe olarak kullanmıştı. Problemin merkezinde işte bu var: Hem Menderes hem Erdoğan, seçimleri yüzde 40-50 oyla kazanmanın, tek başlarına milli iradeyi temsil etmek anlamına geldiğini düşündüler. Ancak bir parti başkanı, başbakan olduğunda, sadece ona oy verenlerin değil ülkedeki tüm halkın başbakanıdır ve bunun böyle olduğunu göstermelidir. Thatcher’la paralellik de burada orda çıkıyor. İktidara geldiğinde Thatcher’ın politikalarının Britanya toplumu üzerinde özgürleştirici bir etkisi vardı. Ancak Thatcher muhafazakâr siyasetçiden tüm Britanya’nın başbakanına geçişi asla gerçekleştiremediği için 10 yıl sonra çoğu insanın nefretini kazandı. Ve hayır: Türkiye’deki bu gösteriler bir çeşit darbe girişimi değil, duyulması gereken bir talep.

Başbakan’ın eylemlere ilişkin tepkisini nasıl tanımlarsınız?

İleriyi görmekten çok uzak ve potansiyel olarak tehlikeli. Keskin ve cepheleşmeye sürükleyen konuşmaları diyaloğa hazır olmadığını ortaya koyuyor. O da, tıpkı partisi üçüncü köprüye Yavuz Sultan Selim ismi verme kararı aldığındaki gibi gücün kibrini sergiliyor. Bir anlamda bu köprü kararı her şeyi anlatıyor: Tek bir hamlede Alevileri ama aynı zamanda Arapları ve İranlıları kendisinden uzaklaştırmayı başarıyor. Bu AKP’nin ne kadar sünni muhafazakâr milliyetçilik kozası içinde yaşadığını ve kendisinin doğal tabanına ait olmayanlarla temasını yitirdiğini gösteriyor. Başbakan’ın tutumu tehlikeli, çünkü o meşhur “alkolikler” ve “vandallar” sözleriyle sürekli göstericileri meşruiyetini yokediyor. Ve şimdiye kadar kendi kitlesinin ateşini düşürmek için hiçbir şey yapmadı. Önümüzdeki günlerden birinde göstericilerin, Erdoğan açıkça söylememiş olsa da onun istediklerini yaptıklarını düşünen bir güruhun saldırısına uğrayacağı yönünde son derece gerçek bir korkum var.

Erdoğan son süreçte iş dünyasını da sert şekilde eleştirdi. Bu eleştirilerle hükümetin kendi altını oyduğu söyleniyor. Sizce süreç nereye varabilir?

Büyük sermayenin istediği şey serbest piyasa Kapitalizminin ve AKP’nin son on yılda açtığı fırsatların devam etmesidir. Ama aynı zamanda, yabancı yatırımcının paralarını alıp kaçtığı anda Türkiye ekonomisinin derin sorunlarla karşı karşıya kalacağını da bilir. Devasa bir cari işlemler açığıyla Türkiye yabancı para girişine çok bağımlı ve yatırımcılar huzursuzluğu sevmezler. Yani, büyük sermayenin AKP değil ama Erdoğan’ın yük olduğuna karar verdiği bir an gelebilir.

Gezi eylemleri sürecinde yaşananlar Türkiye’nin Batı’daki “model ülke” imajını da zedelendi. Sizce bu hükümetin geleceğini nasıl etkiler?

Türkiye’nin imajının zedelendiğine hiç süphe yok. Avrupa ve Ameirkan basını Türkiye’nin Müslüman dünyası için model olduğu fikrini bitirdiği konusunda hemfikir. Bu hükümetin uluslararası itibarını zedeleyecektir. Ama tabii şu da var: Türkiye’nin Arap-Ortadoğu blokunun lideri olarak ortaya çıkacağı fikri Türkiye dışında çok da fazla destek görmemişti. Ankara’nın geçtiğimiz yıllarda Almanya’dan İsrail’e pek çok ülkeye ders verme eğilimi ona çok da fazla dost kazandırmamıştı.

Sizce Gezi eylemleri, Türkiye’nin geleceğini nasıl şekillendirecek? Olumlu bir hatta ilerlemesi için kritik unsurlar neler?

Protesto hareketi ilham verici, yaratıcı ve idealist. Ama tek başına AKP’nin elinde tuttuğu gücü kırmakta, mevcut muhalefet partilerinden daha fazla başarılı olamaz. Ancak, sistemdeki önemli unsurlar; büyük sermaye, Gülen cemaati ve diğer cemaatler ülkenin, farklılıklara saygı duyan, daha kapsayıcı bir hükümete ihtiyacı olduğuna karar verdikleri zaman değişim için katalizör rolü oynayabilirler. Gezi hareketinin gelecek için ne anlama geldiğini şimdiden söylemek zor. Ama hiç şüphesiz Türkiye’nin sivil toplumunun yeni bir olgunluğa ve yeni bir güce ulaştığının işareti. Uluslararası bağlamda ise, sosyal medyanın gücünün sivil toplumla devlet arasındaki güç dengesini değiştirdiğinin başka bir göstergesi.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.