Son siyasal gelişmeler: Dünyanın refah dağılımı değişiyor

0
156

Dünyada refah dağılımı değişiyor. Kapitalizmin eleştirisini yapan Karl Marx gün gelecek uluslararası sermaye hudut tanımayacak demişti. Gün geldi çattı. Sermaye sahiplerinin ülkesinde yatırım yapacak yer bulmakta bile zora düştü. Ucuz emek olasılıkları da belirince geri ülkelere gitmeye başladı. Ucuz işgücü ama eğitimli işgücü varsa geriye kazandığı parayı dolaştırma olanağı veren güvence yeterli olur ve sermaye uçar oraya konar. Bir de ucuz hammadde varsa, bir de büyük Pazar sunarsa daha ne arsasın? Başının belasını mı?

Bu durum Türkiye’de çoktan fark edildi. İlk başta zar zor dağılmakta olan bir ülkeden doğmuş olan Türkiye’de kendi kendine yetme sadece maddi olarak yetme olarak anlaşılan devirden çıkılamamıştı ve sermaye girişi bile ülkeyi sömürme olarak korkuyla karşılanır idi. Güney Kore ise işgal altında gibi idi. Onun için ABD sermayesi kendine uygun bir ucuz emek ve güvenli maliye bulmuş oldu. İkisi yarıştılar. Türkiye geri düştü ama şimdi koşup yetişmeye başladı. Bu bir gerçek ama bunun alternatifi olmadığı için değil alternatifi uygulanmadığı için ikisini yan yana koyalım.

Türkiye’nin bir bakanı diyor ki: “Şimdi ben hemen her gün Avrupa’daki ya da dünyanın başka yerlerindeki meslektaşlarıma sürekli mektuplar yazmaya başladım. Kimilerine (göreviniz hayırlı olsun) mektupları, kimilerine (bundan sonraki dönemde başarılar diliyoruz) mektupları. Çok sık hükümet değişiyor, çok sık bakanlar değişiyor. Bir politika bütünlüğü, bir süreklilik yok. Sadece son 5 yılda Japonya’da 5 tane başbakan değişti ve benim muhatabım 10 ayrı bakan geldi geçti. Bu siyasi krizin, bu koalisyon, azınlık hükümetlerinin en önemli sebebi, finans krizi, ekonomik kriz, sosyal kriz arkasından siyasi kriz. Siyasi krizler başladıktan sonra da başa dönüp ne finansal krizin ne de ekonomik krizin çözümü mümkün olabiliyor. Çünkü kararlılık konusunda ciddi bir problem var. Net bir bakış açısı pek çok ülkede göremiyoruz. Herkes günü kurtarma peşinde. (Bugün ne yaparım, ne söylerim ki işte biraz prim yaparım, biraz olumlu hava estiririm. Ondan sonrasında kim öle, kim kala). Tabii bu bizi çok kaygılandıran bir durum.”

AKP ile ilerleyen kapitalizm kendi içindeki krizleri böylece istikrarsızlığa bağlıyor, yani istikrarsızlık da hükümetlerin değişip durmasıdır. Ancak Türkiye’de eğitime ne kadar önem verildiği ve halkın cebini bir anda boşaltıp ille de evladını okutmaya çalıştığını, devletin de var gücü ile vergi toplayıp eğitimi ve özellikle teknik eğitimi ilerletmeye çalıştığını unutmuş görünüyorlar. Yabancı sermaye başta ucuz işgücü aradı ve buldu. Sonra Türk Lirası’nı koruma kanunu kaldırılıp kâr transferine izin verildi. Kazan kazandır al git dediler. Mal mülk edinme olanağı da verdiler. Yüksek faizlerle sermayelerini içte çoğaltmayı da temin ettiler. Hisse senedi alma hakkını da tanıdılar. Fetch fonu gibi vur kaç fonlarına da el açtılar. Enflasyondan bıkmış olan halkı sıkı vergi politikası ve sıkı mali harcama politikasına da getirdiler.

Öyle olur da yabancı sermaye hala reel sektöre ve reel yatırımlara gitmez mi? Nedir bu cari açık artışı?

Belli değil mi? Reel yatırımların sonucu üretilen mal ve hizmetler taş atıp kolunu yormayan para babalarının yani üretimden başkalaşmış finans sermayesinin kazançlarıyla yarışamamasının işaretidir. Para getir üretimle didişenden daha fazla kazan düzeni!

Reel sermaye ile bu finans sermayesi dünyayı değiştiriyor. O kadar ki refah dünyaya yayılıyor. Zengin ülkelerin yanına ülkesinin bir yayına sığınıp gerisini sömürge ve ucuz işgücü ve hammadde kaynağı olarak bakan Çin gibi partnerler de aracılık ediyor. İstatistiklere göre bunun sonucunda zengin ülkelerin dünya ticaretinden aldıkları pay giderek azalıyor. Sermayedarlar hala hukuki güvenlik ve asayiş kaygılarıyla anayurtlarını sırtarıyorlar ama yetmiyor. Servetten alınan vergilere illet oldukları için ülkelerine uzak durmayı yeğliyorlar ve anayurt insanlarının görece fakirleşmelerine önem vermiyorlar.

Bir yanda zenginleşme diğer yanda fakirleşme gerçeği ileri ülkelerde insanların önlerinde duruyor. Bunu çaresiz bir gelişme olarak görüyorlar. Sol düşünce ileri ülkelerdeki fakirleşmeyi eleştirmede başarılı ama fiyatlar yükselecek diye direnen sermayeye karşı ucuz Çin malı ile sağlanacak bir refahı hoş karşılayamayacağı için fiyat artışlarını savunması gerekir gibi oluyor ki yapamıyor. Yerli üretim serbest ticaret ilkesine göre ucuz malların rekabetine açıktır. Sosyal haklar artsa sermaye fiyatlara yansıtacağı için rekabet gücünü kaybedecektir. İşsizliğe karşı savaş istese üreteceği malları ucuza satamayacağı için üretim elinde kalacaktır. Var gücüyle yeni üretim teknikleri arıyorlar yetiştiremiyorlar.

Öyle sihirli bir formül bulmaları gerekir ki hem sermayelerinin daha fazla kâr ettikleri geri ülkelere gitsin, hem de kendileri yüksek ücretlerle onların ucuzlatılabilen mallarına rekabet etsin.

Sol bunu bir muhasebe hesabına vurup ortaya koyamıyor. Kendi işçi sınıfı ucuza çalışma olanağına sahip değil. Refahından feragat etmesi gerekir. Ücreti düşse de ucuz için mallarıyla refah içinde yaşar diye bir durum da yok, Hindistan’dan ucuz işçi ithal edip çalıştıracak ama yerli işçileri işsiz bırakmayacak bir düzen de kurulamaz.

Sermaye serbest dolaşacaksa emek de serbest olmalı diyoruz, eleştiren de yok. Belli ki yabancı işgücünün ülkeye girişini tehdit olarak görüyorlar.

Kapitalizmin kriz yaratması doğasında vardır denilir burada da açıkça görülür ki kriz kaçınılmazdır. Zengin ülkeler refahlarını borçlu olduklarına inandıkları kapitalizm adına krizi içine sindirmek ve durgunluğa yakın seyredip dünya ticaretinin içindeki paylarının giderek azalmasına razı olmak zorundadırlar. Açık ara önde oldukları bilim ve teknik, patent ve telif hakları gibi şeylerle bir süre daha oyalanmayı içlerine sindirmelidirler.

Yoksa emeğin de serbest dolaşım hakkı elde ettiği gerçekten globalleşmeyi önerenlerle yeni dengelenmeye giden bir dünya içinde sorunlara çare arama alternatifini karşılarında bulacaklardır.

 

TÜRK LİRASI BÖLGESİNE DAVET VAR

Neden bu durum dikkate alınmaz? Büyük dalga batıdaki krizdir. Bizdeki büyük dalga ise Türk lirasıdır. TL kullanan en azından Euro kullananın AB yörüngesine girmesi gibi birçok ekonomik önlemi alamaz hale gelir. Bu demek değildir ki suni enflasyon daha iyi fırsatlar sunar ama para dolanım hızını ayarlama ve vergi toplamayı fiyat belirleme aracı gibi kullanma olanaklarını elden kaçı8rmayı getirir. Onun için Rum tarafına TL bölgesine geç demek 1 Nisan şakasın gibi bir şeydir. Daha da önemlisi kendi bölgesinde ipin ucunu kaçırdığı için ekonomik sefalete düşmeden kârlı üretilecek ve ihraç edilecek bir ürün bulamamak durumunu yaratan TL bölgesine düşmenin farkında olmamak demektir.

Tek bir ürün yok ki devlet desteği olmadan ihraç edilebilsin. Dolaysıyla iç pazarın küçüklüğü de dikkate alınınca devlet desteği garantisi almadan üretime başlamak çılgınlık olur. Bu gibi çılgınlara zeytin ve zeytin yağı, bulgur, bal ve benzeri yeni üreticileri katılmıştır. Haberlerde onların devlet desteği alamadıklarının şikâyetleri görülüyor. Bakan ise bir gün serbest Pazar ekonomisinden ve devlet desteğinin kesileceğinden bahseder, ertesi gün de üreticilere destek olarak önlemler ve ucuz krediler vaat eder.

Bu haldeki bir toplumun yetkilileri de Rum tarafına TL’ye geçin diye demeç verir. Emindir ki devlet desteği olmadan yaşayamayacak durumda olan bir ekonomik varken insanlar desteği kaybetme korkusu ile saçmalıklara karşı ses veremezler. Yoksa toplumu ahmak yerine koymak kolay olmazdı.

Bu şartlarda seçim yapmak da yararsız olur. Çünkü ezici çoğunluk devlet desteği ile yürütülen ekonomiye bağlıdır. Hukuki koruma da yoktur. Devleti karşınıza alırsanız mahkeme sizi koruyamaz, destek siyasi nedenlerle kesildi deseniz dinleyeni zor bulursunuz. Seçimden çare uman YKP’nin seçime seçim diyebilmek için yapılması gerekenleri yaptırmaya çalışmalı ve buna çaba harcayanlara destek olmalıdır.

Yerel seçim kampanyası devam ederken bakalım Lefkoşalı çektiklerini ve servetlerini yağmalayanları hesaba çekebilecek mi? Eski suçluları mı yeni suçluları mı, yoksa Cemal gitti kavga bitti diyenleri mi arkalayacak? Yoksa hesap sorulması şart diyenlere mi destek verecek?

Favorilere oynama huyu idi. Acaba hala ayni kafada mı bu Lefkoşalı? Bu kadar seçim oldu. Hep favorilere yan çıkanların izi görüldü. Boşa oy atmayız dediler. Güya oylarına önem veriyorlardı. Hâlbuki yozlaşmayı hızlandırdı. Başka işe yaramadı. Oy kullanmayan YKP’li oyu mu boşa gitti yoksa verdikleri oylar mı boşa gitti? Atılan oylarla seçilenlerin yaptıkları ayan beyan ortada. Belediyenin milyonlarını devecik ettiler kimse engel olamadı çünkü yaptıkları yasalarla kurdukları düzende yeyenin yediği yanına kâr kalır. Memnun musunuz?

Devletin önünde seçimde serbest oy hakkını bile engelleyen bir korku ile boyun eğildi ve bu düzen başımıza kaldı. Devletin desteği için bu prangayı vuranları gene seçerse halk prangadan kurtulamaz.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.