Barış süreci ve sosyalistler – Adnan Bostancıoğlu

0
125

Adnan Bostancıoğlu- Birgün

Türkiye’de sosyalist sol hareketin, henüz emekleme aşamasındaki barış sürecine kuşkulu ve kısmen mesafeli yaklaştığı sır değil. Bunda, 10 yıllık AKP iktidarına ilişkin tecrübelerin payı büyük. Barış sorununun doğal olarak demokratikleşme ile ilişkilendirilmesi, ama öte yandan AKP siyasetinin kendi düşünce alanı dışında kalan kesimler için, değil demokratikleşme, zaman içinde giderek yoğunlaşan baskıcı ve otoriter uygulamalara yönelmesi bu kuşkuları haklı kılıyor.

Sadece bu da değil… Meselenin başka yönleri de var. Özetle ifade edersek; AKP iktidarının Ortadoğu’da ABD politikalarıyla entegre biçimde hegemonik bir güç olma çabası ve Kürt sorununun “çözümünü” bu yönelime uygun bir vasıta haline dönüştürme planı ciddi tartışma noktalarından biri…

Yanısıra, AKP’nin anayasa değişikliği ile sivil diktatörlüğün hukuki zeminini oluşturma niyetinde olduğu bilinmekte. Bu sebeple destek arayışı içinde. Öyle anlaşılıyor ki iktidar, aradığı desteği Kürt hareketinden devşirebileceği hesabı yapıyor.

Bütün bunların bir niyet okuma olmadığını, aksine iktidarın bugüne kadar ki yaklaşımlarından, açıklamalarından kolayca çıkarılabileceğini herhalde söylemeye gerek yok. Yani tablo yeterince açık.

Hâl böyle olunca, sosyalist solun süreç karşısındaki kuşkuları ve takındığı kısmi mesafeli tutum anlam kazanıyor. Lakin tam da bu noktada bazı hususların altını kuvvetle çizmekte fayda var.

* * *

Öngörülen sürecin henüz çok başındayız. Atılmış ilk ciddi adım, silahların susmuş olması. Sosyalist falan olmaya gerek yok; aklı ve sağduyusu olan herkesin bu duruma destek vermesi kaçınılmaz. Aksi, ya savaştan nemalanmak ya da gözü dönmüş bir milliyetçilikle malul olmak anlamına gelir. Dolayısıyla sürecin bugünkü aşaması itibarıyla sosyalist solun çatışmasızlık ortamına –aslında bunun gerisinde şu var bu var demeden- destek vermek dışında bir seçeneği yok. Kaldı ki, ta başından beri, gerek barış gerekse sorunun adil bir çözümü için ilk adım olarak bugün gelinmiş olunan noktayı önerdiğimiz unutulmamalı. Birincisi bu.

İkincisi… Sürecin gelinen aşamasına itiraz etmenin ahlaki açıdan sorunlu olduğunu da gözden uzak tutmamak gerekiyor. 30 yıldır mücadele eden, binlerce evladını bu savaşa kurban vermiş bir harekete/halka “vay efendim, savaşı nasıl bırakırsın” demek ya da -utangaç ve örtülü bir dille- bunu ima etmek en hafif deyimiyle ayıptır. “Ben savaşı durduruyorum, ama senin elini bağlayan yok” derlerse verecek bir cevabınız olmalı.

* * *

Dediğimiz gibi, sürecin henüz çok başındayız. Bundan sonrasının siyasi iktidarın öngördüğü çerçevede “çorap söküğü gibi” ilerleyeceğini düşünmemiz için -aşırı karamsarlık dışında- bir sebep yok. Silahların susması mücadelenin bittiği anlamına gelmiyor. Aksine, sürecin başka bir zeminde, yani silahsız siyaset zemininde yeni mücadelelere sahne olacağını kestirmek zor değil. Kürt hareketinin bu noktada –en az sosyalist sol hareket kadar- tecrübeli ve uyanık olduğunu kim reddedebilir? Tamam, bugün süreci tayin eden dinamiğin “önderlik” olduğu aşikâr; ve bu aşamada öne çıkan söylemin fazlasıyla “kuşkulu” boyutları olduğu da bir gerçek. Ama 30 yıllık sıcak bir mücadele içinde pişmiş, hak hukuk ve demokrasi bilinci olgunlaşmış, bu uğurda bedel ödemiş kadınıyla erkeğiyle onbinlerce insanın, bütün bunlar hiç yaşanmamış gibi muktedirin dayatmasına boyun eğeceğini düşünmek saflığın ötesinde yakışıksız bir davranıştır; kendinden menkûl bir kibir halidir.

Önümüzde inişleri ve çıkışlarıyla, geri gidişleri ve ileri atılımlarıyla yeni bir dönem var. Sosyalist sol elbette yeri geldiğinde adil ve haysiyetli bir barışı gözeten eleştiri hakkını ve görevini yerine getirecek. Ama daha ilk günden herşeyi bilen, geleceği eksiksiz öngören “büyük abi” tavrıyla değil.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.