Lefkoşa Belediyesi için katılımcı bütçe’ye kulak ver!…

0
157

Tarihsel Gelişimi

Katılımcı Bütçe’de (*) halk, toplantılara kendi mahalleleri ve semtleri için karar verici düzeyde katılmaktadır. Belediyenin hesap vermesi ve mali saydamlık, sistemin ayrılmaz parçasıdır. Bu süreçte, pasif yurttaşlıktan aktif yurttaşlığa geçişmesi yani halk ile ortaklaşa yönetim ve tam anlamıyla katılımcı demokrasi söz konusudur.

Katılımcı Bütçe uygulamasına ilk kez; belediye seçiminin 1989 yılında Porto Alegre’de Brezilya İşçi Partisi ( Parti Trabalhadores- PT) tarafından kazanılmasıyla başlandı.

Yurttaşlar; sirk,sinema, tiyatro, kilise vb. mekanlarda defalarca kendi aralarında toplanıp tartıştılar. Yaptıkları tartışmalarda öncelikli gereksinmelerini saptadılar ve bütçenin işleyiş kurallarını koydular. Katılımcı Bütçe oluşumu ve işleyişinde kendilerine yardımcı olacak uzmanları ve danışmanlarını seçtiler. Böylece Katılımcı Bütçe; devlet-toplum ilişkilerinin demokratikleşmesine katkıda bulundu.

Ve yurttaşların, belki de dünya’da ilk kez etkin şekilde belediyeyi denetleyeceği “yönetim biçimi” ortaya çıktı.

Nüfusu 1.3 milyon olan Porto Alegre’ de toplantılara katılım 18-20 bin; 10 milyon nüfuslu Rio Grande Do Sul eyaletinde ise; 2002’de 500 bin kişiye ulaşmıştı.

Dünya literatürüne geçen ilk “katılımcı bütçe” örneği Brezilya’nın Porto Alegre örneğiyse de, ondan 10 yıl önce, 1979 yılında, Karadeniz’in Fatsa kasabasında Türkiye 78 Kuşağı devrimciler bunu uygulamaya çalışmışlar ve epey de başarılı olmuşlar.

Bu konuda geçtiğimiz hafta YKP binasında Fatsa belediyesi ile ilgili bir film seyrettim. 1979 yılında Türkiyeli devrimciler yapılan ara seçimde nam-ı diğer “Terzi Fikri” olan Mahir Çayan’ın yoldaşlarından Fikri Sönmez’i aday gösterirler. Terzi Fikri seçimleri kazanır.

Uygulama hemen başlar. Fatsa 11 bölgeye ayrılır. Her bölgede “Halk Komiteleri” kurulur. Halk Komitelerinin iki ayda bir yapılan toplantılarında öncelikler ve maddi olanaklar tespit edilir. Belediye’lere çalışmalarında insan gücü olarak yardımcı olunur. Dahası kadının evde gördüğü şiddet, kumar, içki vb. konulara da “halk komiteleri”nin önerisi ve ile belediyenin el atması sağlanır.

Sokakları çamurdan geçilmeyen Fatsa’da “Çamura Son Kampanyası” düzenlenir. Birkaç gün içerisinde temizliğe katılanların dahi inanamayacağı, sokakları pırıl-pırıl bir kasaba ortaya çıkar. Arkasından bir de dönemin önde gelen sanatçılarının katıldığı “kültür ve sanat festivali” düzenlenir.

Film’de bütün bu süreçten kesitler gösteriliyor.

Ama en önemlisi de Terzi Fikri’nin meydana kurduğu kürsüde, mikrofonu işarete ederek “herkesin söz hakkının” olduğunu işaret ettiği sahne…

Bir yıl sonra tarihe bir ilk olarak geçecek Fatsa dramı ne yazık ki 12 Eylül askeri darbesine hazırlanmakta olan generallerin ve dönemin Demirelli AP hükümetinin gazabına uğrar.

Türk Ordusu kasabayı kuşatır. Tarihe belediyecilikte bir ilk yazdırmaya hazırlanan bu insanlara, kendi yurttaşlarına dünyanın kaç bucak olduğunu gösterir.

Tek kanallı devlet radyo ve televizyonlarının (TRT) haber başlıklarından ve ana akım medyanın manşetlerinden, şanlı Türk ordusunun anarşistlere karşı giriştiği cansiperane askeri harekat günlerce anlatılır durulur.

Başta Terzi Fikri ve belediye yöneticileri, Halk Komitelerinden pek çok kasabalı yurttaş hapse atılır. Sonra da işkencelerin bini bir para…

Zaten birkaç ay sonra da çatlak sesiyle Kenan Evren ile Girne’deki camiye ismini veren Nurettin Ersin ve yanlarında diğer Paşalar ekranda eşkeriverirler.

12 Mart’tan sonra 12 Eylül darbesi Terzi Fikri’nin ikinci hapisliği ve işkence yılları olur. Vücudu bu kadar çok zulmü kaldıramaz ve ölür…

Uzun lafın kısası, Katılımcı Bütçe dünyada daha belediyecilik literatürüne geçmezden 10 yıl önce ilk defa Fatsa’da uygulanır ve fakat Demirel-Türkeş-Erbakan üçlüsünün yeşil ışık yakması ve faşist generallerin emriyle askeri bir operasyon sonunda boğulur.

Burada duralım ve “Katılımcı bütçemize” geriye dönelim

UYGULAMASI:

Katılımcı Bütçe Komisyonlarında semtlerden seçilen delegeler bölgelerde belediyenin organize ettiği toplantılara katılır.

Ve:

Temizlik, konut, yol, eğitim, sosyal yardım, sağlık, ulaşım ve trafik, kentsel düzenleme, iktisadi kalkınma, spor, kültür, boş zamanları değerlendirmek’le ilgili toplam 12 sorunu tartışır.

Belediye her semt ya da mahalleyi temsilen toplantıya katılan vatandaşlara (delegelere) şöyle der.

Bu mahalleden topladığımız gelirler, yani harcayacağımız para, uzun lafın kısası bütçemiz şu kadar…

Öncelikli sorunlarınızı saptayın. Maliyetine ve bütçemize bakalım. Talep ya da projelerimizin ne kadarını karşılayabileceğimiz görelim…

Böylece mahalle ya da bölgenin sorunlarının 4 tanesi seçilir ve projeler, maliyeti ve bütçe saptanır.

Çoğu kent halkının oluşturduğu komisyonlardan olmak üzere Belediye, Sendika, Sivil toplum örgütü ve hükümet temsilcisinden oluşan “Katılımcı Bütçe Konseyi” ise üretilen proje ve fikirleri bütçe taslağına dönüştürür. Yazılan bütçe Belediye Başkanı ve Belediye Meclisi’nde tartışılır ve kentsel yatırım planına dönüşür.

Örneğin Hamitköy’ü ele alalım. Son birkaç yıldır süren kanalizasyon çalışmaları nedeniyle kazılarak parçalanan asfaltların yarım yamalak, üstünkörü tamirleri sonunda yeniden parçalandığı, çukurların açıldığı, bundan dolayı araçların zarar gördüğü, bazen çevrenin toz toprağa, bezen de yağmurlardan dolayı çamur deryasına dönüştüğü az gelişmiş bir Ortadoğu köyüne dönüştü Hamitköy.

Hamitköy’de “Katılımcı Bütçe” uygulaması ile ne yapılabilir?

Belediye, semt halkının kulüp binasında veya belediye toplantı salonunda bir araya getirir. Hamitköylüler de bir an önce, yalnızca evlerin değil, dükkan, mağaza, süpermarket olmak üzere birçok işletmenin yer aldığı bölgelerini, bu çevre felaketinden korumayı öncelikli sorun olarak seçer…

Önce kanalizasyon yapan şirketin sözleşmesindeki akitleri yerine getirip getirilmediğine bakılır. Yapmazsa hukuk yoluyla zorlanır. Belediyeden alacağı varsa iş bitimine kadar dondurulması önerisi getirilir. Zaman yetmezse sorunun çözümü için Hamitköy bölgesinden toplanan gelir hesaplanır.

Ne kadar para varsa o kadar onarım ve yetmeyince de kaynak aranır.

Olmadı. Yönetim ve bütçe şeffaf olduğu ve belediye yönetimi ile vatandaş arasında demokrasi işlediği sürece, toplantılara katılan vatandaşlar aracılığıyla sorunun çözümünün önündeki maddi ve diğer engeller bilinmiş olur!…

Bilinip de ne mi olunur?

“Bilgi kirliliği”, “boş yere konuşma”, “rastgele eleştiri” vb şeyler ortadan kalkar…

Sorunun çözümü için ne gerektiği net olarak bilinmiş, sorumlular sorunun çözümü için yapılması gerekenler ortaya çıkar.

Paranın denetimi sağlanır. Başkan ve yöneticilerin bilinçli ya da bilinçsiz olası suç ya da hatalarının önüne geçilmiş olunur.

“İşi gargaraya getirerek”, “bulanık suda balık avlayarak”, olası beceriksizliklerin ve savurganlıkların önü de alınmış olur.

……………………………………………..

Katılımcı Bütçe Lefkoşa’da neden uygulanmasın ki?

Lefkoşanın içerisine düştüğü felaketten, belediyesinin basına manşet olan para savurganlığına, sayıştay raporuyla tespit edilen usulsüzlüklerine, rağmen hukuk sürecinin başlatıl(a)mayıp kimsenin sorumlu tutulmamasından sonra…

Sabık başkanın, boşalttığı koltuğa talip olana gönül rahatlığıyla vermiş olduğu destekle, birdenbire facebook’da çok hızlı dolaşıma giren ve paylaşıldıkça çoğalıp, çoğaldıkça paylaşılan “Lefkoşa’ya sıçtık sıvamaya da talibiz” yaftasından sonra…

………………………………………………

Elbette “Katılımcı Bütçe” bir sol parti tarafından uygulanırsa Lefkoşa en azından her gün daha bir kanıksadığı keşmekeş, kaos ve çöp manzaralı halinde kurtulur, hatta adanın diğer diğer belediyeleri için belki de örnek bir model oluşturur.

…………………………………………………..

YKP’nin seçim süresince önerdiği “Katılımcı Bütçe” sol, sosyalist, demokratik, şeffaf belediyeciliğe bir katkı sağlıyor.

Aslında ben YKP’nin seçime girmesine sıcak bakmıyordum.

Ama bir gerçek vardır ki, dört parti başkanı ile adaylarının aralarına almak istemedikleri, görsel ve yazılı basının da buna meyyal olduğu YKP, genç kadrosu ile bu seçimde yeni söylemler üreten siyasi alternatif cephaneliği kanımca en güçlü parti…

Belki sesi sunduğu siyasal öneriler kadar çıkmıyor. Diğer dört adaydan çok daha az reklam ve propaganda yapıyor ve onlardan çok daha az “taraftar” kitlesi var.

Ama bu partinin önerileri, mitinglere verdiği adlar ve sloganları kurulduğu tarihten beridir Kuzeyin sol siyasi hayatında ses getiriyor…

Aklıma ilk gelenlerden bazıları:

“Kırmızı Pasaport”, “Bu Memleket Bizim. Biz Yöneteceğiz”, “Lokmacı Açılsın”, “Askersiz Lefkoşa”…

Ve şimdi de “Katılımcı Bütçe”…

Lefkoşa’lı seçmenin büyük bir kısmı, YKP’ye olan sempati ve takdirlerinin çokluğundan oylarını vermeye fırsat bulamayacak olsalar da, belediye başkanlığını kazanacak olan siyasal parti adayı, bu partinin seçim süresince sunmuş olduğu belediyecilikteki alternatif yönetim biçimine, “Katılımcı Bütçe”ye kulak asar…

Asar mı???

Yaşayıp, göreceğiz…

……………………………………………

(*) Katılımcı Bütçe günümüz itibarıyla sadece Porto Allegre’de değil, benim bildiğim Türkiye’de Çanakkale Belediyesi’nde, İspanya ise Endülüs bölgesinde Maridanela kasabasında da uygulanmaktadır.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.