İmralı tutanakları: Öcalan esasen ne diyor?

0
271

imralıYayına hazırlayan: Yücel Göktürk

Toz duman biraz dağıldığına göre, “İmralı tutanakları”na salim kafayla bakabiliriz. Önce şu “gazetecilik başarısı”… Hakikaten öyle mi? Belki bir “muhabirlik başarısı”ndan söz edilebilir –her ne kadar, Ertuğrul Kürkçü’nün dediği gibi, “gazeteci belgeye gitmedi, belge gazeteciye gitti”yse de. Muhabirlik bir ilişki / iletişim becerisi büyük ölçüde. Dolayısıyla, Namık Durukan’ın acar muhabirliği övgüye değer görülebilir. Önemi su götürmeyen bir belgeyi öyle veya böyle edinip gazetesinin yazıişlerine ulaştırmasının bir muhabirlik başarısı olduğu açık.

Peki, Milliyet’in yazıişlerinin herhangi bir “gazetecilik başarısı”ndan söz edilebilir mi? Bu önemli belgeyi yayınlamış olmaları başlı başına bir başarıysa, evet. Ama, gazeteciliğin temel ayaklarından biri olan “editörlük”ten –Türkçe ve imla zafiyeti bir yana– sınıfta kaldıkları ortada. Milliyet’in kendisini yerleştirdiği “saygın gazeteler” ligindeki belli başlı örnekleri gözümüzün önüne getirelim: Öyle bir belge böyle mi yayınlanırdı?

Sohbet konularıyla müzakere gündemi “deli kızın çeyizi” misali karmakarışık bir halde mi sunulurdu, yoksa editoryal bir süzgeçten mi geçirilirdi?

Öcalan’ın Mehmet Metiner veya Emre Uslu hakkındaki düşünceleri… Sırrı Süreyya Önder’in üzerinde çalıştığı film senaryosu… Öcalan ve Önder’in SBF hatıraları… Osman Kavala ve Kadir İnanır söyleşisi bahsi… Öcalan’ın  Kürt basını hakkındaki görüşleri… Türkmenlerin tarihi, Babaî isyanları, Selçuklu ayrışması, Baba İshak’ın Adıyamanlılığı… Öcalan’ın müzakere gündemiyle doğrudan ilişkisi olmayan tahlilleri… Bütün bunlar çok önemli görülüyorsa, ayrı bir bölüm (gazetecilik tabiriyle “kutu”) olarak verilemez miydi?

Peki, neden böyle bir çorba metin var önümüzde? Mesele, yerlerde sürünen bir editörlük mü, yoksa Öcalan’ın paradigmasını, müzakere sürecinde aldığı pozisyonu laf kalabalığı içinde görünmez kılmak mı? 

Öyle veya böyle, “İmralı tutanakları”nın yayınlanmasından itibaren TV ekranlarında ve gazete köşelerinde ağırlıklı olarak nelerin tartışıldığına bakıldığında, “süreç”in özü gümbürtüye gitmiş görünüyor.

O halde, filmi başa saralım, Öcalan’ın BDP heyetine “esasen” neler söylediğine, nasıl bir paradigma içinden konuştuğuna bakalım.

Aşağıdaki metin “İmralı tutanakları”nın Express’in editoryal süzgecinden geçmiş halidir. Metnin akışında Milliyet’teki akışa sadık kaldık, ancak arabaşlıklar ve imla Express’in tercihleridir.  

“Hepimizin hayatı söz konusu”

Özal’dan beri teşebbüs içerisindeyim, akim kaldı. Şimdi akamete uğramaması lâzım. Uğrarsa felaket olur. Türkler de bunu bilmeli: Başarısızlık, orta ve üst düzey savaş, isyan, kaos, hepimizin hayatı söz konusudur. Şimdiye kadar yaşadıklarımız devede kulak kalır.

“Yepyeni bir cumhuriyet”

Eski yaşam alışkanlıklarını topyekûn bırakmak gerekir. Çünkü bu bir rejim değişikliği olacak. Tanzimat, Meşrutiyet, Cumhuriyet, 1950’de çok partili hayata geçişten çok daha önemli, hepsinden daha derinlikli olacak. Başarılı olursak, yepyeni bir cumhuriyete geçilecek… Radikal demokrasi, tam demokrasi, Anadolu ve Mezopotamya’nın tam demokratikleşmesi; hazırlığım bu yönde. Şimdiye kadar olanlar ısınma hareketiydi. Bu en köklü adım: Demokratik kurtuluş ve demokratik yaşam süreci.

“Benimle oynanmayacağını AKP’ye anlatmalısınız”

Zamanında söyledim anlamadılar. İlk günden Demokratik Cumhuriyet’i savundum, beni anlamadılar. “Apo’yu bitirdik” dediler. Stratejik hatalar yaptılar. Umarım bu sefer böyle olmaz. Onun için benimle oynanmayacağını özellikle AKP’ye anlatmalısınız. Anlamlı bir uzlaşmaya gidilseydi (Ecevit döneminde) ne Ergenekon ne AKP olurdu.

“AKP hegemonya kurmak istiyor, izin vermeyiz”

Kendime kızıyorum, 2001-2004’te biz eylemi tak diye kestik. Hükümet anlamadı, “terör bitti” dediler. İkinci Atatürk rolüne soyunup daha çok üstümüze geldiler, ezmeye çalıştılar. AKP hegemonya kurmak istiyor, 1923-40-50 CHP’si yerine AKP…

“Türkiye’nin ihtiyacı olan tam evrensel demokratik kriterlere uymazsan, PKK’ye karışmam” dedim. Bunu PKK hareketinin zorluklarını bilerek söyledim. Hegemonya kurmak istediler, biz bu hegemonyaya karşı çıktık. AKP, iktidarı gökten inmiş sandı. Bizim sınıf ve halk savaşımızın ne kadar amansız olduğunu bilmiyordu. AKP hegemonya istiyor. İzin vermeyiz. Ben buna alet olmam. Tek şartım hegemonik olmaması. Biz eskisine doyduk, yeni kambur istemeyiz.

“Darbe şekil değiştirdi”

AKP’nin çıkışları yanlıştır. Son bir buçuk yılda büyük bir savaşa yüklendiler. Nihaî tasfiye operasyonları yaptılar. Sayın Başbakanı buna inandıran ekip (2011’de) “PKK’yi bitireceğiz” dedi. On bin kişiyi (KCK) içeriye aldılar. Bu güç MİT’e de darbe planladı. Başbakan MİT’e darbe yapılınca sıranın kendisine geldiğini gördü. Genelkurmay Başkanı’nın (İlker Başbuğ) tutuklanması da budur. O güce Cevat Öneş “darbe” dedi.

Sakine’yle Sinop (saldırısı) aynıdır. KCK’ye her operasyon ayaklanma ve isyana davetiyedir, teşviktir. BDP ve benim temkinli yaklaşımım isyanı engelledi. Her KCK’linin içeri alınması bir ayaklanma sebebidir. On bin kişi alındı. Bu da bir nevi darbedir. Darbe şekil değiştirdi, ama hâlâ devam ediyor. Yeni darbe Brüksel ve ABD’de planlanıyor. Türk-Kürt ilişkilerini yeniden tanımlamam işlerine gelmiyor. Sanırım bu çıkışımız işe yarayacak.

Süreç başarısız olursa “Apo öldü” diyeceksiniz. Ben yokum. BDP ve PKK’nın beni kullanmasına izin vermem.

Suriye’deki Kürtler

Suriye’de Kürtler iki tarafla da görüşsünler, kim haklarını verirse onunla çalışsınlar. Suriye Demokratik Kurtuluş Cephesi olsun, Kürt, Arap, Türk, Türkmen, hepsi… Suudî Selefîler çok tehlikeli, Esad ise küçük burjuva diktatörlüğüdür. Kürtler (Suriye’deki Kürtler) Barzani’nin emrine giremez. Onun çizgisi farklı. Kürtler mutlaka bir özsavunma gücü oluşturmalı.

AKP’nin istismarı

Ergenekon’un bizden beklentisi 2002’den itibaren savaşı tırmandırmamızdı. Ben AKP’nin tam olarak oturması ve olgunlaşması için bilerek bekledim, sabrettim. AKP darbe ile uğraşırken başını belaya, derde sokmayalım dedik. Onlar 2007, 2009, hatta 2011′e kadar seçim hesapları, oy hesapları yaptılar. Ben geri çekildim. Benim çekilmem AKP’nin istismarından dolayıdır.

Üç belge, 39 madde

(Kandil’in) endişelerini paylaşıyorum. Benim dosyalarım (hazırladığı mektuplara eliyle vurarak) endişelerini giderecek bir çatışmasızlık öneriyor. Şimdi burada ne var?

Birinci belge, “Demokratik Barış Sürecine Felsefî Bakış”. Bu toplam on maddeden oluşuyor. İkinci belge, “Demokratik Çözüm Planı”. Bu da toplam on maddeden oluşuyor. Buna kısa bir giriş de diyebiliriz.

Üçüncü belge, “Demokratik Barışın Eylem Planı”. Üç aşamalıdır. Birinci aşama yedi madde, ikinci aşama beş madde, üçüncü aşama yedi madde.

Eylem Planı’na bir sayfalık ek yazdım. İkinci ek dört sayfalık paralel devletle ilgili sorulara cevaplar. Değerlendirme üç yaprak, altı sayfa: “Kürt Sorununda Barış  ve Demokrasi Süreci Hakkında Kısa Değerlendirme”. Ben üç aşama ve on ilke öneriyorum.

“Görüşlerimi revize ederim”

Bu yazı üzerine cesurca tartışacaksınız. Bunu Kandil’e ve Avrupa’ya götüreceksiniz. Kendi aranızda iş bölümü(heyeti kastederek) yaparak Kandil ve Avrupa’ya bu görüşmeyi anlatın. Daha önce üç hafta demiştim, ama iki hafta içerisinde gelirse, görüşlerimi revize ederim. Eşbaşkanlarla görüşürsem iyi olur. Eğer eşbaşkanlara tavır devam ederse yine bu heyet gelir. Newroz’a bunu ilan etmek istiyorum.

Kolektif haklar ve Kürt reformu yasası yapılacak. Demokratik özerklikte ısrar edersek, bu (süreç) sabote olur.

Çekilmenin şartları

Ne PKK’nin sandığı, ne AKP’nin sandığı gibi bir çekilme olur. Akdoğan (AKP Ankara milletvekili, Başbakan Erdoğan’ın Başdanışmanı Yalçın Akdoğan) “milât” diyor. Bu, kendini kandırmadır.

Komisyonlar kurulacak. Hakikat komisyonu da kurulacak. Köylere geri dönüş olacak. Bunları yapmazlarsa geri çekilme olmaz.

“Ne eskisi gibi yaşayacağız, ne eskisi gibi savaşacağız”

Ne ev hapsi, ne de af, bunlara gerek kalmayacak. Herkes, hepimiz özgür olacağız. Başarılı olursam, ne KCK tutuklusu kalır ne başkası. Bu olmazsa, 50 bin kişiyle halk savaşı olacak. Yalnız, herkes bilmeli ki, ne eskisi gibi yaşayacağız, ne de eskisi gibi savaşacağız. Şunu iyi bilin, devlet de, ben de vazgeçemeyiz. Umarım AKP bizi yanlış anlamaz. Yanlış anlarsa felaket olur. AKP diktatoryasını bize dayatırsa kabul etmeyiz.

Başkanlık sistemi: ABD, Rusya, İngiltere örnekleri

Başkanlık sistemi düşünülebilir. Biz Tayyip Bey’in başkanlığını destekleriz. AKP ile bu temelde bir başkanlık ittifakına girebiliriz. Yalnız başkanlık ABD’deki gibi olmalı: Devlet meclisi gibi bir senato. İkincisi, bir de halklar meclisi. Bunun adı demokratik meclis de olabilir. Bu da ABD’deki Temsilciler Meclisi, Rusya’daki alt Duma gibi olabilir. İngiltere’deki avam kamarasının Türkiye versiyonu gibi olabilir.

Devletin ve vatandaşlığın tanımı

Devletin etnisitesi ve dini olmaz. Hukukî bir realitedir anayasa. Bu konuda Habermas’ın görüşlerine ihtiyacımız var.

“Özgür iradesiyle Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlılığını ifade eden her birey Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır.”

Ulus aidiyeti ile devlet aidiyetini karıştırmayın. Bunu CHP ve MHP dedirtiyor. Türk ulusçuluğu faşist bir örgütlenmedir. Alet olamayız. Devlete aidiz, ama Türk ulusçuluğuna ait değiliz. Türk ulusçuluğu bu ülkenin yüzde 10’unu bile karşılamaz. Millet Arap, Türk ve Kürdü de kapsar. Ama millet-i hakime değil. Millet kavramı hem kolektiftir, hem bireyselliği içerir. Millet, İslâm enternasyonalizmini ifade eder. Peygamber “Arabın Aceme üstünlüğü yoktur” diyor. Evrensel kavramlara gidelim. Hedefimiz ne? Kürt -Türk ilişkilerini özgür bir temelde anayasal bir ifadeye kavuşturmak.

AB Yerel Yönetim Özerklik Şartı ve İspanya örneği

Peki, biz ileride ne yapacağız? Kürtler kendilerini özgürce ifade edecek ve yönetecektir. Şu anda yasa dayatırsak büyük alerji yaratır. İleride olabilir. Mesela AB yerel yönetim  özerklik şartı, ki buna şerhi kaldırırlarsa bu mesele önemli ölçüde çözülür. (AB yerel yönetim özerklik şartının) birinci ve ikinci maddesinde malî ve idarî özerklik var.

İspanya’nın bütünlüğü içinde milliyetler ve bölgelerin demokratik hakları ve dayanışmaları garanti edilir. Tarihsel ve kültürel kimlikler miras zenginliğimizdir. Kendilerini özgürce ifade etmeliler, ki bu örgütlenme ve yönetmeyi de içerir ve yaşamaları bir haktır ve garanti edilir.

“Bu bir taslak, dayatma değil”

Devlet düzeyinde karşılıklı olarak diyalog içindeyiz. Karamsar olmayın. AKP ne kadar hazır, ne kadar ciddiler, bunu bana siz getireceksiniz. Anti-terör yasası, siyasî partiler yasası, seçim barajı… Toplantılarınızda cesurca tartışıp bana getireceksiniz. Bir ya da iki hafta içinde eleştirel bir cevap bekliyorum. Bu bir taslaktır, dayatma değildir.

“Çekilme parlamento kararı ile olacak”

Çekilmeden çekilmeye fark var. Tek taraflı bir çekilme olmayacak. Çekilme parlamento kararı ile olacak. Başbakanın “çekilsinler, onlara karışmayız” demesiyle olmaz. TBMM onaylayacak, çekilme komisyonla olacak.

İmralı tutanakları: Öcalan esasen ne diyor?

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.