Ezilenlerin pedagojisi – Ulus Irkad

0
188

Aslında ezilen halkların veya insanların da ruhsal yapılarını incelemek ve bu ezilmişlik içerisinde neler yapabileceklerini görmek gerekir. Dünyaca ünlü psikolog ve pedagog Freire (1921-1997) ezilenlerin psikolojisini araştırmış ve birçok sonuçlara gitmiştir. Şu anda Kıbrıslıtürklerin de benzer duygular içinde yaşadıklarını düşünerek Freire’nin bu tip toplumlar için yaptığı deney ve yaşanmışlıklardan ortaya çıkardığı sonuçları hep birlikte okuyalım diyorum.

Freire yetişkin eğitimi alanında dünya çapında önemli bir isimdir. Eğtim dünyasında daha çok radikal bir eğitimci olarak tanındı, farklı felsefi duruşlardaki ve siyasal görüşlerdeki tüm eğitimcilerin ve okurların ilgisini çekti.”Her eğitim uyguylaması eğitimci tarafında teorik bir duruşu ifade eder. Bu duruş yerine göre-bazen daha çok, bazen daha az açık bir biçimde-insana ve dünyaya ilişkin bir açıklamayı gösterir” ( Youngman, 1956,sf.155).

Özgürleştirici eylem kuramını ve problem tanımlayıcı eğitim modelini geliştiren Freire, tüm dünyada tanınan, hayatının on altı yılı sürgünde geçmiş bir eğitim tarihi ve felsefesi profesörüdür. Ezilenlerin Pedagojisi adlı eseri Türkçe’ye çevrilmiş, daha ilk gençlik yıllarında, Brezilya’nın içinde bulunduğu yoksulluk döneminden etkilenerek, ezilenlere yakın eleştirel bir bilinç geliştirmiştir. Okuma yazmanın önemli bir süreç olduğunu gören Freire, okuma yazma öğrenirken yeni bir “kendilik bilinci” edinerek kendilerine eleştirel bir gözle bakmaya başlayan ezilenlerin, toplumu dönüştürücü bir idrak geliştirebileceğini ve eğitimin bu anlamda alt üst edici bir gücü olduğunu göstermiştir. Freire’ “ezilenlerin sessizlik kültürü” tanımlamasında bizzat eğitim sisteminin bu kültürün sürdürülmesinde başlıca araçlardan biri olduğunu belirtir :“insanın varlıksal yetisinin , kendi dünyası üzerinde eylemde bulunan, bu dünyayı dönüştüren bir özne olmasını ve ne kadar sessizlik kültürüne gömülmüş olursa olsun, her insanın ötekilerle diyalog içinde yüzleşerek dünyasına eleştirel bakma yeteneğinde olduğunu” söylemekteydi.

Freire kitabında şunları savunuyor: “Özgürlük korkusu ki korkuyu taşıyanın farkında olması şart değildir, kişinin hayaletler görmesine yol açar. Böyle bir birey için, özgürlüğün risklerine yeğlediği güvenlik sağlama gayreti aslında bir sığınak olur. Bununla birlikte, insanlar özgürlük korkularını ender olarak kabul ederler. Kendilerine özgürlüğün bekçiliğini yakıştırarak, kuşkularına ve endişelerine köklü bir serinkanlılık havası kazandırırlar. Fakat özgürlüğü, statükonun sürdürülmesiyle karıştırırlar. Böylece eğer şuurları, statükoyu tartışmalı kılma tehdidi taşıyorsa o zaman özgürlüğün kendisi için de tehdit oluşturuyormuş gibi görünür.” Özgürlük korkusunun kıskacındaki insan için gerek “insanlaşma” gerekse “insandışılaşma”yalnızca birer olasılıktır; idrak edilmemiş bilgidir.

Freire ezilenler için,“daha az insan olmayı” sunanlara karşı mücadeleye girecekleri varsayıldığında, bu devinimde yöntembilim önem kazanmaktadır. Eğer ezilenler, ezenlerin yöntemiyle insanlaşma yöneliminde olurlarsa, ezenlere dönüşeceklerdir ve ezilme farkındalığı kazanılmayacaktır. Bu noktada, ezilenlerin bilgi ve beceri boyutunda idrak geliştirmeleri, yani özgürleşmeleri, ezenlerin de güvenlik şartlanmasından ve özgürlük korkusundan özgürleşmelerini sağlayacaktır. Ezilme farkındalığı kazanılmadığı zaman, özgürleşmenin değil, “ezenlerle özdeşleşmenin” özlemi çekilir. Freire, bu tespitini ezilenlerin, insanlık modelini ezenlerde bulması şeklinde açıklar.

Freire, klasik öğretmen-öğrenci ilişisinin temel olarak anlatı niteliğinde olduğunu ortaya koyar: “Anlatılan şeyler ister değerler, ister gerçekliğin ampirik boyutları olsun, anlatılma sürecinde cansızlaşma ve taşlaşma eğilimindedir. Eğitim, anlatım hastalığından muzdariptir.” Öğrencilerin yatırım nesneleri, öğretmeninse yatırımcı olduğu; yatırılanı kabul ve tasnif etme dışında devinim beklenmeyen bu eğitim sistemini Freire bankacı eğitim modeli olarak adlandırır. Freire öğretmen merkezli bir eğitimi eleştirmektedir aslında. Bankacı eğitim modelinde bilgi, cahil olduğu kabul edilen kişiler için seçilen ve onlara sunulan bir nesnedir. Öğretmen-öğrenci çelişkisini çözümlemez. Öğretmen düşünür, bilir, seçer, konuşur, yapar; öğrenciler sadece izler ve bilgiyi depolar. Arada bir alışveriş yoktur, aslında motivasyon da bulunmamaktadır. Bilginin içselleşme süreci gerçekleşmez. Bilgiyi idrak edebilecekleri devinim içinde olmayacaklarından eylemlilik gerçekleşmez ve praksis oluşmaz. Öğrenme deviniminde öğretmen öznedir, öğrenciler nesnedir, yani Hegel’in deyimiyle “başkaları için varlıklardır” ve kendileri için varlık olamazlar. Bankacı eğitim modeli, ezenlerin bilgiyi sahiplenme ve kendinde tüketme biçimidir; bu noktadan bakıldığında zaman zaman büründükleri insancıllık ve iyi niyet son derece tehlikelidir.

Freire’ın, bankacı eğitim modeliyle sunduğu gerici bir eğitim yapısıdır: Nesnelerin bilincin içinde olması gerektiği hipotezi. Bankacı eğitim modelinde eğitimcinin görevi, nesneleri öğrencinin zihnine (ya da bilinçaltı çöplüğüne) yığmaktır. Bilinç tarafında erişilebilir olmakla bilince girmek, bilmenin tamamen farklı fonksiyonlarıdır. Nesneler bilinç tarafından erişilebilirdir; bilincin içinde duruyor değildir. Bilinç nesnenin farkındadır, nesneyle doldurulmamıştır. Öğrenci konumunda olmaya şartlanmış kişi bunların ayrımını yapamaz.

Bankacı eğitim modeline karşı Freire problem-tanımlayıcı eğitim çalışmasını sunar. Yüksek bilinç boyutunda yapılanmış bu eğitim çalışması bilgi depolanmasından değil, idrak edimlerinden oluşur. İdrak, bilgiyi içselleştirmedir, eyleme ve pratiğe dönüştürmedir. İdrakte yaşamı dönüştürme vardır. Eylemlilik şeklinde ortaya konmayan bilgi içselleştirilmiş, iç sözlükte yerini bulmuş sayılmaz; zihnin kuru kalabalığından, bilinçaltı çöplüğünden, iç konuşmalardan öteye geçmez. “Problem-tanımlayıcı eğitim çalışması”nda, öğrenci-öğretmen tanımları keskin sınırlarla ayrılmamıştır, her ikisi de idrak etme halindedir, birbirinin düşünüşü içinde her ikisi de yeniden belirlenir. Bilincin devinimini ve eleştirel müdahalesini sağlamaya çalışır. Yaşama meydan okuma daha yüksek kavramlara yol açar, öğrenci giderek kendini yaşam karşısında sorumlu hisseder. Bu görüş, Sartre’ın bakış açısıyla şöyle özetlenebilir: “Bilinç ile dünya birlikte dururlar: Dünya doğası gereği bilince dışsaldır ve aynı zamanda doğası gereğince ona görecelidir.

Freire’ye göre,pek çok karşıtlığın arasından altını çizmemiz gereken, gerçeklikle ilgili mitlerini itinayla koruyan “bankacı eğitim modeli”nde, içsel konuşmaların ya da monologların, diyalogun yerini aldığı gerçeğidir. Oysa “problem-tanımlayıcı eğitim modeli”nde diyalog, iletişimin olmazsa olmazıdır. Diyalog insanın kendisiyle ve ötekiyle yüzleşmesidir. Freire, diyalog metodu ve insanlarla ilişki kurma noktasında devrimci eğitimi eleştirir: “Gerçek hümanist eğitimci ve gerçek devrimci için eylemin nesnesi, öteki insanlarla birlikte değiştirecekleri gerçekliktir; yoksa öteki insanlar değil. Onları indoktrine etme (fikirler benimsetme) ve dokunulmadan kalması gereken bir gerçekliğe uygun hale getirme amacıyla insanlara edimde bulunanlar, ezenlerdir. Bununla birlikte ne yazık ki çok kere devrimci önderler de devrimci eylem için halkın desteğini elde etme arzusuyla program içeriğini yukarıdan aşağıya planlayarak bankacı yaklaşıma kapılırlar. Köylü veya kentli kitlelere, belki kendi dünya görüşlerine karşılık düşen, ama halkınkine denk düşmeyen projelerle yaklaşırlar. Temel hedeflerin çalınmış insanlığını yeniden kazanması için halkın yanında savaşmak olduğunu, yoksa halkı kendi saflarına kazanmak olmadığını unuturlar. Böylesi bir söz kalıbı devrimci önderlerin sözlüğüne ait olamaz; ancak ezenlerin söz dağarcığından olabilir. Devrimcinin rolü, halkla birlikte, özgürleşmek ve özgürleştirilmektir; halkı ‘kazanmak’ değil.”

Aslında Freire’nin verdiği bilgiler okunurken bizdeki eğitim ve yaratılan insan modellerini de anlıyorsunuz. Çünkü aslında Freire bizimkisi gibi toplumların üzerinde düşünüp taşınarak ve deneyerek sonuçlarına varmıştır.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.