Eylem tüketimi – Gündüz Vassaf

0
109

Gunduz_VASSAFGündüz Vassaf’ın Radikal Gazetesinde yazısı

Eylem yapmak eylemsizliğe hizmet edebilir mi? Sık sık yapılan saniyelik eylemler bizleri edilgenleştirir mi?

Change.org’un web sitesi, ‘Dünyanın kampanya platformu’ duyurusuyla başlıyor. “Sen neyi değiştireceksin?” diye soruyor. “Arkadaşlarının metinleri imzalamasını, yaymasını iste” diyor. Bizi başarıya çağırıyor, “Diğer binlercesi gibi sen de kampanya kazan!”

Kampanya kazan???

Son günlerde e-postalarımda çeşitli kampanyalara imza atmam için davet üstüne davet.

Bu hafta Türkiye gündemlerinde:

Deniz taşımacılığında güvenlik standartları denetim altına alınsın-Hatalısın İDO; Oyuncak silahların çocukları şiddete özendirdiği beyan edilsin; Tabiatı ve biyolojik çeşitliliği koruma kanunu Meclis gündeminden geri çekilsin; Kadın cinayetlerini durdurmak için yetkililer görevlerini yapsın; Bilgi Üniversitesi, Santral İstanbul koleksiyonunu özel koleksiyonlara aktarmaktan vazgeçsin…

Ve farklı ülkelerden, farklı sorunlarla ilgili çağrılar.

Bunlara ve diğerlerine her gün imza atmaya başlasam? Gözümde, noter görevlisinin önüne konulan kâğıtlara gün boyunca mührünü basması.

Eylem yapmak eylemsizliğe hizmet edebilir mi?

Bu tür saniyelik sanal eylemler bizleri “Vicdanımın sesini dinledim, görevimi yaptım” duygusuna kaptırıp edilgenleştirebilir mi?

Change.org’un 20 milyon üyesi var. Buna her ay iki milyon ekleniyor. 196 ülkede örgütlü. İngilizceden başka birçok dilde imza kampanyalarına katılmak mümkün.

Yürüyüşler ve imza kampanyaları genellikle o ilk anın katılma heyecanının yitirilmesiyle birlikte yenilgiyle sonuçlanır. Dünyayı değiştirmeye gücümüzün yetmeyeceği duygusunu pekiştirerek bizi edilgenliğe sevk eder.

Egemen düzen, eleştirilmiş olmanın getirdiği demokrasi görüntüsünde, yoluna devam eder.

İşte kendi koydukları BM kurallarına göre savaş suçlusu ilan edilmesi gereken ABD ve İngiltere’nin Irak işgaline karşı, ilk başta düzenlenen dünya çapında eylemler… İşgalden birkaç yıl sonra, Iraklılar kaderleriyle baş başa bırakılmıştı. Bush, Londra’yı Blair’in misafiri olarak ziyaret ettiğinde sokaklarda ikisini protesto eden yüz kişiyi geçmiyordu. Aleyhlerindeki topluluğa işaret eden Bush, dünya basınına o gün şu demeci vermişti:

“Iraklılar, burada gördükleriniz gibi özgürce muhalefet edebilsinler diye askerlerimiz savaşıyor.”

Uzun nefesli bir hareketi göze alarak yola çıkmayan, taktik ve stratejiden yoksun, anlık vicdan temizlemesine yönelik kampanyalar iflasa mahkûm. Eylemlere katılanları edilgenleştirmekten öte, verdikleri olumsuz örneklerle yeni kuşakların yolunu tıkamış, ufkunu kapatmış oluyorlar.

Üstelik çoğumuz bu tür kampanyalara, en temel sorgulamayı yapmadan bilinçsizce katılıyoruz. Örneğin, change.org sitesinin para kazanmak için kurulduğunun, imzacıların e-posta adreslerini çeşitli kuruluşlara sattığının, eylemlerine katılan kaç kişi farkında? Üstelik bir kısmını para karşılığı yürüttükleri kampanyalarda, müşterileri arasında Af Örgütü’nü saysalar da, ABD’de Cumhuriyetçi Parti gibi tutucu güçlerin eylemlerine de kucak açmakta sakınca görmüyorlar.

Vicdan susturmak için dostlar alışverişte görsün türünden imza kampanyaları eylem gücünü iğdiş ediyor. Özensizce kaleme alınmış metinler potansiyel katılımı kısıtlayarak karşı gelineni olduğundan güçlü kılıyor. Uzun soluklu, bilinçli bir hareket ve sayıca artan birlikteliğin başlangıcı olması gereken imza kampanyaları bizatihi amaç olunca etkisi sivrisinek vızıltısını geçemiyor.

Çoğu yürüyüş de öyle. Birçok yerde, nefes alınamayan Türkiye’de İstiklal Caddesi, özgürlük görüntüsü veren, konu takibinde süreklilik göstermeyen bir eylem tüketim alanı. Tersi örnekler yok mu? Akla ilk gelen, Arjantin’de askeri rejimde çocuklarını yitiren Plaza del Mayo Anneleri’nin başarılarla süregelen 30 yıllık protestosu, 1995’ten beri Galatasaray’da oturma eylemi yapan Cumartesi Anneleri, “Buradayız” sloganıyla yıllar içinde güçlenen Hrant Dink ve Pınar Selek davalarının takipçileri…

Yoksa, toplumsal sorumluluk ve dünya vatandaşlığı duyarlılığımız günün hızına uygun tüketici kimliğimizle örtüşünce, akıllarda tek kalan, Nâzım Hikmet’in şiirinde, Hiroşima’da çocuklar ölmesin diye bana bir imza ver, sesi.

 

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.