Merkez Sol Olası Zafere Hazır mı?

0
156

italyaMurat Çınar – bianet.org

Türkiye ana akım basınında İtalya üzerine haber niteliği taşıyan konular genellikle spor, Vatikan, yemek, turizm ve siyasi curcuna ile sınırlıdır. İtalya’daki siyasi durum konusunu derinleştirmeye çalışan bir kaç mecra ise ne yazık ki merkezden sola doğru birçok oluşumu birbirine karıştırır.

Aslında bu konuda İtalya’nın yakın zamanda başlayan İkinci Cumhuriyet dönemi ve yok olan veya parçalanan sosyalist ve komünist partilerin de etkisi var. Oluşan karmaşa konuyu üstünkörü izleyen gazetecilere pek de yardımcı olmuyor.

 

Merkez Sol’un yapısı

Anketler İtalya genel erken seçimlerini az bir farkla da olsa merkez sol koalisyonun kazanacağını işaret ediyor. Peki İtalya’da merkez sol kimdir ve yarın olası bir zafere hazır mı?

2013 Şubat ayı sonunda yapılacak olan genel erken seçimlere Merkez Sol şemsiyesi altında üç ana parti katılıyor: Partito Democratico (PD – Demokrat Parti), Sinistra Ecologia Liberta’ (SEL – Sol Çevrecilik ve Özgürlük) ve Partito Socialista Italiano (PSI – İtalyan Sosyalist Partisi).

PD aslında tarihi Partito Comunista Italiano‘nun (PCI – İtalyan Komünist Partisi) küllerinin küllerinden doğan ve her değişimde daha da merkeze kayan bir yolculuktur. 2007 yılında kurulan PD, eski sosyalistler, komünistler ve bir kaç Hıristiyan demokrat, merkez sağ ve Radikal Parti kökenlileri tek başlık altına aldı. Partinin ana tabanı ilk yıllarda Democratici di Sinistra (DS – Solun Demoktratları) hareketinden gelenlerle doluydu. Zamanla merkez kökenli partilerin hayatını sonlandırması ile birçok yeni duruşu içine almaya başladı. PD’ye hayat veren DS ise 1998 ile 2007 yıllarında yaşamını sürdüren ve Massimo D’Alema‘nın uzun süre genel sekreterliğini yaptığı ve 1991 ile 1998 yıllarında siyaset yapan Partito Democratici di Sinistra‘nın (PDS –  Solun Demokratları Partisi) küllerinde doğan bir oluşum.

Merak etmeyin ipin ucuna geldik. PDS ise 1991 yılında İtalyan Komunist Partisi’nin Rimini kentinde düzenlenen yirminci kongresinde alınan bir karar ile kuruldu. Devrimci gömleğini, orak ve çekici, sosyalizm ve komünizm sözlerini bir tarafa bırakıp Hristiyan demokratlara sarılan, Avrupa Birliği savunucusu, askeri yatırımlar konusunda ses çıkartmayan tam bir merkez sol parti olarak başlayan bu deneyim, bugün PD başlığı altında kırmızı rengini bile kullanmaz oldu. Sembolünü İtalyan bayrağının üç rengi olan beyaz, kırmızı ve yeşil ile renklendiren ve P ile D harfleri ile temsil edilen Demokrat Parti için zaman zaman merkez sol demek bile zor oluyor.

PD, İtalyan Komünist Partisi’ne kadar olan geçmişinde zaman zaman Hıristiyan Demokratlar ile zaman zaman sosyalist ve komünist güçler ile koalisyon yaparak Berlusconi dönemine kadar ülkeyi aralıklarla yönetti.

Bu yazıda bu hükümetlerin icraatlarını irdelemek konumuz değil ve yerimiz de yeterli olmaz ancak eşcinsel hakları üzerinde ilk olarak parti içinde halen uzlaşmaya varamadıklarını, yaklaşık üç ay önce hükümetin düşmesine günler kala 131 olan ve 18 milyar Euro’ya mal olan F-35 savaş uçaklarının alımını onayladıklarını, Turco-Napolitano adlı göçmenlik yasası ile yasadışı göçmenler için tutuklama ve sınır dışı etme amaçlı CPT (Kısa sürelik barınma merkezleri) oluşturduklarını, en son hükümet görevindeyken Afganistan’daki İtalyan askerlerini çekmeme ve finansmanı yenilemeye karar verdiklerini ve çıkar çatışması üzerine yıllardır gerekli yasal düzenlemeyi yapmaması listenin bazı maddeleri olarak sıralanabilir.

 

Üç partı, üç lider

Pek de parlak olmayan bir tarihe sahip olan merkez sol bir kaç gün sonra gerçekleşecek olan genel erken seçimlere iki partiyi daha yanına alarak girmeyi kararlaştırdı. Puglia Eyaleti’nin ikinci kez başkanı seçilen Nichi Vendola‘nın öncülüğünü yaptığı SEL ve yıllar önce Benito Craxi‘nin zirveye çıkarttığı PSI.

Nichi Vendola da PD gibi komünist parti kökenli bir siyasetçi. İtalyan Komünist Partisi’nin hayatını bitirmesi ardında kurulan Rifondazione Comunista‘dan (PRC – Yeniden Yapılanma Komünist Parti) yandaşları ile 2009 yılında ayrılarak yeni oluşumu kuran Vendola, iki kez üst üste Puglia Eyaleti başkanı seçildi. 1958 doğumlu ve asıl adı Nicola Vendola olan siyasetçi 1978 yılından beri siyasetin içinde. Bir kaç sene sol dergi ve gazetelerde çalışan Vendola’nın takma adı olan Nichi, SSCB’yi Stalinsizleştime çalışmalarıyla ünlü Nikita Khrushchev‘e (Kruşçev) esinlenir. Arci Gay gibi ulusal LGBT hakları savunucusu derneklerde çalışan Vendola, 2005 yılından bu yana eyalet başkanlığını sürdürüyor.

Birçok konuda yerel yöneticiliği üzerine olumsuz eleştiri alsa da Puglia Eyaleti 2012 İtalyan İstatistik Kurumu’na (ISTAT) göre işsizliğin en hızlı azaldığı ve yenilenebilir enerji kaynaklarının en iyi kullanıldığı eyalet durumunda. Nichi Vendola 2009 yılında Chianciano kentinde yapılan kongrede söylediği ve ilerleyen zamanlarda ısrarla yinelediği gibi artık “nostalji olan komünizm gömleğini çıkartıp mümkün olduğunca sola yakın büyük bir merkez sol kültürü kurmak” istiyor. Bu sebeple 2013 seçimlerine PD ile beraber katılmaya karar verdi ve koalisyonun öncülüğünü yapmak için hazırlanan koalisyon içi seçimlerine aday oldu. Yaklaşık 486 bin oy alan Vendola üçüncü sırada bitirdiği öncülük seçimlerindeMatteo Renzi ve Pier Luigi Bersani ardında yer aldı.

Bu koalisyon içi seçimlerinden galip çıkan Pier Luigi Bersani ise halen PD’nin ulusal sekreterliğini yapıyor. 1951 doğumlu Bersani gençlik yıllarından beri komünist ve merkez sol partilerin içinde siyaset yapıyor ve 1985 yılından beri yerel ve ulusal yönetimlerde görev alıyor. Avrupa Birliği yanlısı, serbest piyasa ekonomisi taraftarı, özelleştirmeye eleştirel gözle bakmayan hatta hükümet görevlerinde bunu kolaylaştıran gerekli yasal düzenlemelere imza atan, masrafları aşırı ve gereklilikleri tartışılır olsa bile büyük kamu yapılarının inşasına destek veren, kendini sosyal demokrat ve Katolik olarak tanımlayan ve otuz seneyi aşkın zamandır hayatını siyasetten kazanan Bersani, bir kaç gün sonra yapılacak seçimlerden önde çıkacak PD’nin başbakan adayı.

Parti içinde Massimo D’Alema fraksiyonundan olan eski komünistler ve sosyalistlerin destek verdiği Bersani, son günlerde bilhassa Senato’da yeterli çoğunluğu sağlayamazsaMario Monti ile ortak hükümet kurma olasılığına göz kırpıyor.

Eski başbakan Mario Monti ise gerek Bersani’nin seçim propagandası gerekse de PD’nin programıyla uyuşmayan bir duruşa ve siyasete yönelik olsa da bu olasılığı çürütmüş değil henüz.

 

Üç kadın aday

PD adaylarının yüzde 40’ı kadın. Bunların arasında üçü öne çıkıyor ve hepsi de 35 yaşın altında.

Dünyanın en yaşlı nüfuslarından biri olan İtalya’da gençlerin siyasette yer bulması olağan bir şey değil.

Miriam Cominelli 31 yaşında ve güvencesiz olarak mühendislik yapıyor. Seçimlere Lombardia eyaletinden katılan Cominelli parti içi seçimlerinde kendi bölgesinde 6 bin 423 oy alarak halen milletvekilliği görevi yapan rakiplerini geride bıraktı. “Eğer Meclis’e girebilirsem ilk yapacağım şey gençler lehine Avrupa prospektifli yasal düzenlemeler yapmak” diyen Miriam Cominelli aday olmadan önce bir mimarlık stüdyosunda ayda 500 Euro kazanıyordu.

Bir diğer kadın aday ise Umbria eyaletinden Anna Ascani. 25 yaşında olan Ascani Ekim 2012’de ortaokul öğretmenliği yapmak için gerekli ulusal sınavı geçti ve aday olana kadar zorunlu staj yapıyordu. Parti içi seçimlerinde 5 bin 463 oy alan Anna Ascani de seçilirse ilk işinin gençler ve güvencesiz işsizlik üzerine çalışmak olacağını söylüyor.

Merceğimize takılan son 35 yaş altı kadın aday ise Campania eyaletinden geliyor. Messine Üniversitesi Psikoloji bölümü mezunu Sabrina Capozzolo 26 yaşında ve parti içi seçimlerinde o da 5 bin 251 gibi yüksek bir oy aldı. “Asıl hedefim eğitimini aldığım bilim dalında uzmanlaşmak; nitekim seçilirsem İtalya’da her gün kesintiye uğrayan bilimsel araştırmalara yatırımı arttırmak” diyen Capozzolo eşcinsel birlikteliklerin evlilik ile yasal bir zemine oturtulma hakkının tanınmasından yana. Öte yandan eşcinsel çiftlerin evlatlık edinmelerine pek sıcak bakmayan Sabrina Capozzolo, kadınlar arasında artan işsizlik oranının aşağı çekilmesi için istihdam bazlı değişikliklerle birlikte kültürel çalışmaların da yapılması gerektiğine inanıyor.

 

İtalya’da merkez sol neler vaat ediyor?

Aslında bir iki parti haricinde bu seçimlerde herkesin programı ve vaatleri deli dolu. İtalya artık hem bireysel özgürlükler ve haklar açısından, hem yasa dışı vergi ve kriminal yapılar bakımından hem de iktisadi açıdan birçok değişikliğe ihtiyaç duyuyor. İşte PD’nin programında da Avrupa Birliği’nde İtalya’nın kaybettiği saygınlığını geri kazandırmak listenin başında gelen maddelerden biri.

Bilhassa Berlusconi zamanında siyasi olarak ardından son zamanlarda iktisadi açıdan itibar kaybeden İtalya’ya bu prestiji vermeyi hedefliyor. Bazı vergilerde indirime gitmek, devletin kullanmadığı yapıları satmak, kamu harcamalarında kısıntıya gitmek, vergi kaçakçılığının önüne geçmek, devletin yaptığı yatırımlarda özel sektörü ortaklık yolu ile dahil etmek ve böylece kamu harcamasını bazı noktalarda azaltmak ve erken emekli olmak isteyip işini genç birine devretmeyi kabul eden yurttaşları bazı vergilerden muaf etmek PD’nin iktisadi kalkınma konusunda planlarından bazıları.

Devlet okullarına yapılan yatırım kesintisine karşı çıkan PD, bu kurumlara yapılan yatırımların daha detaylı denetlenmesini öneriyor. Öte yandan büyük gelirlere ek vergi getirilip getirilmemesi bu seçimlerin ana konularından birisi olarak yerini alırken Fransa örneğinin tersine PD bu durumda ek vergileri ön görmüyor ancak büyük şirketlerin giriş ve çıkışlarında daha çok kontrolü ve şeffaflığı ön gören uygulamaların tarafını tutuyor.

Göçmenlik konusu bu seçimlerin ana başlıklarından biri değil ama bu konuda PD, ülkenin beklediği bir çok cevabı verir nitelikte. İtalya’da doğan bir çocuğun anne ve babası İtalyan yurttaşı değilse bugün itibariyle çocuk yurttaş olamıyor ancak PD seçim programında bu uygulamayı hükümete geldikleri ilk 100 gün içerisinde değiştireceğini vaat ediyor.

Göçmenlerin topluma uyumu için gerekli yatırımların yapılacağını belirten program aynı zamanda yasa dışı göçmenlik üzerinden para kazanan örgütlerle mücadeleyi ön görüyor. Yasadışı göçmenlerin toplanıp sınır dışı edilmek için bekletildiği eski CPT yeni CIE adlı merkezlerin “aşılacağını” belirten ve “talebe bağlı” iş gücü göçünü destekleyeceğini söyleyen program, bu iki önemli konuda pek detaya inmiyor. Enerji, banka, eczane, sigorta, toplu taşıma ve posta sektörlerinde tekellere karşı piyasayı serbestleştirme vaadi veren PD bu tercihi de iktisadi kalkınma projeleri arasına ekliyor.

Bu noktaların birçoğu artık tamamen bir merkez sol partisi olmuş PD’nin programına ait. Nichi Vendola’nın öcülüğünü yapan SEL gibi komünist duşundan yeni çıkmış ve PSI gibi sosyalist markalı koalisyon ortakları ise kendi programlarında aslında daha sol ve radikal maddelere sahipler. Ancak merkez sol koalisyona katılmayı kabul edip koalisyonun en çok oy alacak partisinin programına karşı çıkmak tabii ki bu iki küçük partinin henüz yapmadığı bir tercih. Nitekim Kasım 2012 tarihinde koalisyonu oluşturan partiler, bir ortak anlaşmaya imza attılar. Ancak bu anlaşma bir kaç başlıktan ibaretti ve genel hatlı bir program içeriyordu; Avrupa, demokrasi, özgürlük, eşit haklar, bilim, sürdürülebilir bir kalkınma, sorumluluklar ve doğal kaynaklara saygı.

Anketler PD ve dolayısıyla merkez sol koalisyonunu seçim galibi olarak gösteriyor. Hükümetin sağlam ve sürdürülebilir olması için hem kamera hem de senatoda yeterli çoğunluk şart.

Merkez sol kamerada bunu elde edebilecek gibi gözüküyor ancak senatoda zorlanacağa benziyor.

PD öncüsü Bersani merkezde olan Hıristiyan Demokratlar, eski faşistler veya teknik hükümet başbakanı Mario Monti ile sabit veya fırsata bağlı koalisyon genişlemesine gidilebileceğini zaman zaman dile getirdi. Bu durum seçmenleri halen orak ve çekiçsiz solcular olan SEL ve PSI için aslında ciddi bir sınav.

PD’nin merkeze ve hatta sağa doğru kayan bir tercihi ile hükümeti elde etme arzusu bu yolu takip eden SEL ve PSI için ciddi bir seçmen güveninin kaybı anlamına gelebilir ve birçok kentte gelecek sene yapılacak olan yerel seçimlerde iki parti de resmen tarih olabilirler. Öte yandan genişlemiş bir koalisyona yoksun kılacakları destekleri ile merkez sol koalisyonunu ve anlaşmasını aldatmış olmakla kalmaz, ülkenin yeniden Berlusconi koalisyonuna gitmesini veya merkez ve merkez sağın tamamen eline düşmesini veya seçimlerin tekrarlanmasına neden olmakla suçlanabilirler. Bu durumda bir sonraki yazıda konu alacağımız sol koalisyon ‘Sivil Devrim’ ve onun öncüsü hakim Antonio Ingroia‘nın sahneye çıkması ve önemli bir rol oynaması söz konusu olabilir.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.