Tunus İşçi Partisi ile söyleşi: “Devrim Devam Ediyor!”

0
102

tunus2Geçen Aralık ayında, Tunus’taki İslamcı iktidar partisi Ennahda taraftarları, ülkenin en büyük işçi örgütü, Tunus İşçileri Genel Sendikası üyelerine bıçak ve sopalarla saldırdı. Bu saldırının hemen ardından toplumsol.org, Tunus İşçi Partisi ile görüştü. Söyleşiyi şöyle:

Geçen Aralık ayında, Tunus’taki İslamcı iktidar partisi Ennahda taraftarları, ülkenin en büyük işçi örgütü, Tunus İşçileri Genel Sendikası üyelerine bıçak ve sopalarla saldırdı. Bu saldırının hemen ardından Tunus İşçi Partisi ile görüştük.

Bu saldırı sonucunda 252 kişi yaralanırken, sendika binasında ciddi maddi hasar meydana gelmişti. Söz konusu şiddet gösterisi, ülkede gittikçe derinleşen sosyal ve ekonomik sorunlara çözüm bulmaktan aciz İslamcı hükümetin yükselmekte olan emekçi muhalefetine karşı ne tür önlemler alacağının da ipuçlarını veriyordu.

Saldırı öncesinde ülkenin yoksul iç bölgelerinde bulunan Siliana kasabasında işçiler günlerce gösteriler düzenlemiş, hükümetin istifasını talep edip, genel grev çağrısında bulunmuşlardı.

Bu muhalefet karşısında işsizliği ve yoksulluğu önlemek için ne gibi tedbirler alacağını açıklamak yerine, hükümet, sendika yönetimini devrik Başkan Bin Ali destekçiliği ile suçlayıp taraftarlarını sendikaya karşı kışkırttı.

Tunus İşçi Partisi’yle görüşmemizi, yönetim kurulu üyesi, Muhamed Mzem ile partinin başkentteki binasında yaptık. Dışarıdan bakıldığında burasının bir partinin genel merkezi olduğunu gösteren hiç bir işaret veya tabela bulunmuyordu. Sokaktaki her hallerinden sivil polis oldukları anlaşılan garip görünüşteki kişiler de olmasa, buranın Tunus İşçi Partisi binası olduğunu dışarıdan anlamak imkansızdı.

Ama içeri girer girmez burada dostların arasında olduğumuz anlaşıyordu. Çok kısa süre önce bağlantıya geçmiş olmamıza rağmen, Türkiye’deki devrimcilere ülkelerinde neler oldup bittiğini anlatmak için bizimle görüşmeyi hemen kabul ettiler.

Görüşmemiz Tunus’daki en son gelişmeler üzerine yoğunlaştı. Buradaki devrimci sol muhalefetin durumunu konuştuk. İslamcıların politikaları, emperyalist güçler ve diğer gerici bölge ülkeleriyle ilişkileri konusunda bilgi aldık. Buradaki görüşmelerden aldığımız izlenim, Tunus’ta devrimin bitmediği, devrimcilerin yeşile boyalı neo-liberal politikalara ve emperyalizmin müdahalelerine karşı halkı örgütlemeye devam ettikleriydi.

Tunus İşçi Partisi’nden kısaca bahseder misiniz? Bin Ali’nin devrildiği halk ayaklanmalarında nasıl bir rol oynadınız?

Partimiz 1986’da kurulmuş olup Tunus’daki en büyük komünist partidir. 8.000’den fazla üyemiz var. Aslında kuruluşumuzda ismimiz Tunus Komünist İşçi Partisi’ydi, ancak 2012 yılında Arap toplumlarında komünist sözcüğüne karşı ön yargıları dikkate alarak ve daha kitlesel bir parti olmak amacıyla bunu partimizin isminden çıkarttık

Onlarca yıl Bin Ali diktatörlüğüne karşı mücadele vermiş bir hareketiz. Bu mücadelede bir çok yoldaşımız rejim tarafından katledildi ya da işkencelerden geçirildi. Bin Ali’nin devrildiği 2010 ayaklanmalarında, hem başkent sokaklarında hem de daha az gelişmiş bölgelerdeki kasabalarda etkin bir güç idik. 2011’deki Kurucu Meclis seçimlerine Devrimci Alternatif adı altında katıldık. Bu seçimlerde, İslamcıların kamu kaynaklarının seçmenlere rüşvet olarak dağıtılması ve oyları çalmaları gibi diğer seçim hileleri nedeniyle, sokaktaki gücümüzün çok altında bir oy alarak ancak üç temsilcimizi meclise sokabildik. Ancak bu bizi Bin Ali’nin devrilmesinden sonra iktidara gelen İslamcı Ennahda’ya karşı halk muhalefetini örgütlemek için daha da motive etti ve diğer sol gruplarla birlikte Halkçı Cephe’yi oluşturduk. Bu oluşum bugün Tunus’taki en güçlü muhalefet hareketidir.

Bin Ali’nin devrilmesinden sonra İslamcılar ABD ve Avrupa Birliği’nin büyük bir desteğini almış gözüküyor. Bunlar yapılan reformlardan övgüyle bahsediyor ve Tunus’un örnek bir demokrasiye doğru ilerlediğini ileri sürüyorlar. Siz bu konuda ne düşünuyorsunuz? Tunus’taki yönetim halkın sosyal ve ekonomik taleplerine ne kadar duyarlı? Gerçekten katılımcı bir demokrasinin gelişimi için mi uğraşıyorlar?

2011’den sonra iktidara gelen İslamcı Ennahda Partisi’nin demokrasi veya insan hakları gibi bir derdi yok.

Tek amaçları, kendi iktidarlarını sağlamlaştırmak. Ülkenin içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik krize, ki Bin Ali’nin devrilmesine asıl yol açan etken budur, her hangi bir çözüm önerileri yok. Hayat pahalılığı ve işsizlik her geçen gün artıyor. Bu durumda yükselen halk muhalefetini bastırmak için her türlü baskı yöntemini kullanıyorlar. Açıkça amaçlarının Şeriat’ı kurmak olduğunu ilan ettiler ve solu sürekli olarak Bin Ali destekçisi gibi göstererek itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar. Özellikle de işçi hareketine düşmanlar. Bir kaç ay önce bazı sendika liderlerini halkı kışkırttıkları gerekçesiyle polis gözaltına aldı. Bu insanlar ancak Kurucu Meclis’teki temsilcilerimizin açlık grevine başlamasından sonra bırakıldı. Ardından da Siliana’daki saldırı meydana geldi.

Bu saldırı, Ennahda’nın kendi milis güçlerince gerçekleştirildi ve saldırı sırasında polis sadece seyretti. Tunus İşçileri Genel Sendikası’nın bu saldırıya tepkisi çok sert oldu. Gerekirse genel grev çağrısı yapacaklarını duyurdu. Bunun üzerine hükümet geri adım atmak zorunda kaldı. Vali’yi geçici olarak görevden aldılar ve 2010 ayaklanmasının mağdurlarına iş güvencesi vaadinde bulundular. Ancak biz bunları yeterli bulmuyoruz ve saldırıda sorumluluğu olan herkesin ortaya çıkartılmasını talep ediyoruz.

İslamcı hükümete karşı, devrimi daha ileri bir noktaya taşımak için nasıl bir mücadele veriyorsunuz? Hangi talepleri örgütlemeye çalışıyorsunuz?

Daha önce de belirttiğim gibi, devrimin amaçlarına henüz ulaşılmış değil. İslamcılar ortaya çıkan iktidar boşluğundan faydalanıp yönetime gelmeyi başardılar. Ancak sosyal ve ekonomik sorunlara karşı bir çözümleri yok. Bu nedenle kendi diktatörlüklerini kurmaya çalışıyorlar. Ancak bu şekilde devam ederlerse kaçınılmaz olarak yeni ayaklanmalar olacak. Biz bu duruma elimizden geldiği kadar hazırlanmaya çalışıyoruz.

Halkçı Cephe’nin kuruluşunu devrimin amaçlarına ulaşmak doğrultusunda emekçilerin güçlerini birleştirmeleri bir zorunluluk olarak ortaya çıktığı için destekledik. Bu çok geniş bir cephe.

İçerisinde çeşitli sol hareketler, bağımsız aydınlar, sosyal demokratlar ve Pan-Arabist partiler bulunuyor. Bunlar Tunus’un tüm bölgelerinde örgütlüler. Ayrıca, sosyal hareketler, sendikalar, işsizler ve sivil toplum örgütleri de Halkçı Cephe’yi destekliyorlar.

Halkçı Cephe, bu hükümetin acilen istifasını ve geniş katılımlı yeni bir hükümetin kurulmasını talep ediyor. Unutmayın ki, şu anki hükümet başa seçimle gelmedi. Yapılan seçim sadece anayasayı yapacak Kurucu Meclis içindi. Biz kurulacak hükümetin daha geniş kapsamlı olmasını ve seçimlere kadar sosyal ve ekonomik krizle ilgili acil bir çözüm planı geliştirmekle görevlendirilmesini talep ediyoruz. Ayrıca demokratik geçiş süreci kesin bir tarihe bağlanmalı. Yeni anayasanın ne zaman tamamlanıp halkoyuna sunulacağı, seçimlerin tarihi belirlenmeli. Tüm süreci güvence altına almak için yargı bağımsızlığı sağlanmalı ve kamu görevlerinde İslamcıların kadrolaştırılmasının önüne geçilmeli. Tabii ki, devrimden sonra nasıl bir toplum yaratılacağına ilişkin tartışmalara halkın aktif bir şekilde katılabilmesi için ifade ve medya özgürlüğü önündeki tüm kısıtlamalar da kaldırılmalı.

İşyerlerinde, mahallelerde devrimcilerin örgütlenmeleri ne durumda? Kitlesel bir halk hareketi oluşturup İslamcıların etkinliğini kırabilecek güçleri var mi?

2010’daki ayaklanmalar sırasında insanlar mahallelerde ve işyerlerinde halk komiteleri oluşturmuşlardı. Ancak İslamcılar iktidara geldikten sonra bu komiteler ya ortadan kaldırıldı ya da tamamen Ennahda’nın kontrolüne girdi. Şu anda İslamcı militanlar bu komitelerin bazılarını “Devrimin Korunması Ulusal Ligi” ismi altında toplayıp muhalifleri sindirmek amacıyla kullanıyor. Sendikacılara karşı gerçekleştirilen saldırıyı da bu grup organize ettirmişti zaten.

Ancak Halkçı Cephe hem mahallelerde hem de işyerlerinde gittikçe gücünü artırıyor. Artık sokaktaki en güçlü muhalefeti biz oluşturuyoruz. Gençlik içinde de çok güçlüyüz. Öğrenci Konseyi seçimlerini Halkçı Cephe taraftarı adaylar kazandı. Ennahda’nın halkı mobilize edecek bir kapasitesi kalmadı. Halk onlardan umudu kesmiş durumda. Bu nedenle daha da saldırganlaşıyorlar.

Halkçı Cephe’nin gittikçe güçlenip Ennah’ın zayıfladığı bir siyasal ortamda ordunun müdahale ihtimali ortaya çıkabilir mi?

Böyle bir ihtimal çok zayıf. Tunus’ta Mısır’dan farklı olarak ordunun siyasette ağırlığı hiç bir zaman olmamıştır.

Bin Ali’nin devrilmesinden sonra dış güçlerin müdahalelerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Avrupa Birliği, ABD ve Körfez ülkelerinin İslamcı iktidar ile çok yakın ilişkileri var.

Doğrudur. Ennahda iktidara geldikten sonra Tunus hükümeti, gerek ABD ve AB’ye, gerekse de Körfez ülkelerine çeşitli ekonomik ayrıcalıklar sağlayan bir çok antlaşmaya imza attı. Bir kaç hafta önce Avrupalı şirketler hem iletişim hem de tarım hizmetleri alanında istedikleri girişimleri hiç bir sınırlamaya tabii olmaksızın yapma ayrıcalığına sahip oldular.  Yaklaşık 30 tane çok stratejik kamu şirketi özelleştirilip çoğunluğu Amerikalılar olmak üzere bir çok yabancıya satıldı. Katar ile yapılan “Açık Gökyüzü Antlaşması” Tunus havacılığına ağır bir darbe vuracaktır. Ayrıca kısa bir süre önce hükümetin bazı tarım arazilerini Suudilere satmaya planladığı ortaya çıktı.

Tabii tüm bu müdahalelerin Tunus’taki siyasi kurumların oluşumu ve onun dış siyasetinin belirlenmesi üzerinde önemli bir etkisi oluyor. ABD ve Avrupa’daki vakıfların fonlarından gelen paralarla Doğu Avrupa’daki Turuncu Devrimlerin kıvamından bir siyasal iklim yaratılmaya çalışılıyor. Burada gün geçmiyor ki, Avrupa Konseyi’nin sivil toplum örgütleri için bir konferans veya eğitim çalışması örgütlenmesin. İslamcılar bir yandan Katar ve Suudi Arabistan’dan yüklü para desteği alırken, diğer yandan da Batı’nın desteklediği bu sözde “insan hakları” ve “demokratikleştirme” projelerinin partnerliğini yapmaktadırlar.

Uluslararası ilişkilerde böylece Tunus, ABD-AB-Körfez ülkeleri emperyalist bloğuna katılmış oluyor. Bunun en somut örneğini Suriye politikasında görüyoruz. Tunus’taki iktidar açıkça Suriye’ye karşı yapılan dış destekli istikrarsızlaştırma operasyonunu destekliyor. Biz bunu emperyalizmin taşeronluğunu yapmak olarak görüyoruz. Bunu bugün Türkiye’deki Erdoğan yönetimi en aktif olarak yapıyor. Biz Suriye’ye karşı yapılan bu dış müdahalelere karşıyız, ama bu bizim Esad’ı desteklediğimiz anlamına gelmez.

Son olarak Türkiye’deki devrimcilere iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?

Bugün tüm Dünya’da kapitalizm çok derin bir bunalım yaşıyor. Devrimcilerin üzerine çok ağır görevlerin yüklendiği bu özel dönemde birlikte mücadele daha bir aciliyet halini alıyor. Bunun için bir birimizin deneyimlerinden en iyi şekilde yararlanmalıyız. Biz buna elimizden gelen tüm katkıyı yapmaya çalışıyoruz. Bunun için de “Tunus’ta devrim bitmedi, devam ediyor” diyoruz.

http://www.toplumsol.org/