Son siyasal gelişmeler: Üniversiteli ve turist sayısı artmış

0
122

Türkiye temsilcileri üzülüyorlar. Ekonomik kalkınma halk tarafından yaşanamıyormuş. Lakin yaşanamıyorsa da üniversiteli ve turist sayısı arttığına göre zamanı gelir hissedilirmiş.

Turist sayısı artınca gelen turist tekrar gelir mi diye merak edilir ve istatistiği tutulur. Halka açıklanır. Yapılmamış. Lakin işaretler var. Esnaf bize gelen yok. Turizmin hayrını göremiyoruz dediğine göre halk boşuna bekler. Ucuz seyahat ve her şey içinde paketleriyle teşvik edildiğine göre teşvik diye ödenen paralar kesilince turist sayısı da başka zamanlarda yapılan teşviklerin sonunda olduğu gibi turizm de gerileyecek.

Üniversite öğrencileri için de kaliteyi arttırmak gerek laflarının sonu gelmediğine göre bedava su ve elektrikle yapılan teşvikler ve kaliteyi arttırmadan öğrenci sayısını arttırma önlemleri bir yere kadar gidecek. Öğrencileri soyulacak kaz gibi gören anlayış iflas edecek.

Hale bakın. Göçmen köye lağım suları karışmış su verilirmiş diye açıklamalar sonunda YDÜ’nün sisteminden göçmen köye bağlanan hatta lağım suyu karışır diye belediye başkanından açıklama geldikten sonra kampüsün etrafından geçirilmiş borular bağlanıyor ve göçmen köy kurtarılıyor lakin YDÜ’den bahis yok. YDÜ’nün lağımı suya karışıyor ama YDÜ izin vermediği için tamiratı yapılamıyor ve başka hat çekiliyor; böylece de YDÜ’nün vermesi gereken su parasını da vermediği ifşa ediliyor ama lağım sularının nasıl olup da YDÜ’nün su sistemine karışmadığını izah etmeye veya sorgulamaya zahmet edilmiyor.

Binlerce öğrenci ve yurtta kalanlar hangi suyu kullanıyor diye merak ediyor ve açıklama beklerken yetkililerden öğrencilerin halini soranı görmüyoruz.

Aşağıya doğru borular delik değiş olmuş da YDÜ kampüsüne bağlanandan önceki eski borularda sızıntı olmuyor mu?

Bir zahmet YDÜ su parası ödemese de öğrencilerin hatırına açıklama yapılmaz mı?

Önünde sonunda orada bir salgın hastalık çıkacak ve üniversitenin cilası da dökülecektir.

İktidar (!) partisi büyük gürültü ile kurultaya gidiyor. Türkiye’de sözü etki yapacak sanılan kim varsa istikrar yakalandı kaçırmayın diyor ama onların derdi üniversitelerin saygınlığı değil. İç hesaplaşma. İstikrar da gık çıkaramayacak kadar yağlı direğin üstündeki Gadaklizmo dengesi. Direği Küçük mü Kaşif mi, Eroğlu mu Küçük mü hesapları.

Halka bir açıklama zorunluluğu bile duymayan istikrarlı bir hükümet!

Göçmen köy halkı Ortaköy’e kadar su diye avucunu açtı. Şu gün gelecek diye bir açıklama zorunluluğu bile yok.

Halk ne diyecek diye bir endişe olsa, halk kızarsa istikrarına eder diye korkulsa istikrar meraklısı Türkiye yetkilileri ağızlarını kapatırlar veya kendileri bu saygısızları desteklemekten vazgeçerdi. Halk bize de kızar diye düşünürlerdi.

Türkiye’de muhalif sözü dinlenmeyince en öfkelilerin yoluna girmekten başka yol bulamadıydı. Sonucu hep yaşadık. Olmayınca milli azınlıkların güçlüleri silaha bile sarıldı. Bunları yaşıyoruz. Demokraside beklenmeyen isyanlar halkın umursanmadığı yerde sıraya girerler. Bunu öğrenmek için yakın geçmişe baksalar iyi ederler.

Lefkoşa’nın önemli kısmı lağım sularıyla el, yüz ve meyve yıkadı. Şimdi onu da bulamıyor. Tanker beklemeye başladı. Bu çile ne zaman sona erer diyor. Asrın projesinin masalını dinliyor.

Ölme eşeğin arpa saman çıkacak diyen Hoca fıkrasını dinliyor.

 

ASRIN PORJESİ HER DERDE DEVA

Su yetmezse elektrik de verelim diye hava atarak bize su müjdesini verdiler. Milyonları balonla, gemiyle falan diyerek harcadıktan sonra iş ciddiye binmişe benziyor. Lobicileri de bollaştı. Üniversitelerimizde de konunun kompetanları köşeleri tuttular.

Malum kürsüler özel konularda bilgi toplayıp görüşü sorulan bilenler olmaya çalışırlar. Yararı ülkeye de dünyaya da olur.

Lakin lobicilerinden de kürsülerden de bir soruya yanıt alamadık. Bu gelecek suyun İsrail’e de satılması konu edildikte Yahudi çok pahalı istemezük dediydi. Biz pahalı bulmadık mı? Suyu satmayacak, lakin gönderme masrafını alacak diye yorum yapanını duyduk ta bir türlü ağızlarından Kıbrıslıya tonu şu kadar olacak diyenini duyamadık.

KTMMOB’nin konferans salonunda soruyu doğrudan soran Durduran’a yanıt o tarafı bilim adamının işi değil olmuştu.

Soru hala ortada. Gidip gelen çok oldu. Demeç veren de kurdelâ kesen da çok oldu ama kaça bu su diyene yanıt veren olmadı.

Yıllar önce Demirel’in balonları karşılama ziyaretinden önce Köylerin ve kentlerin su paralarının kademeli olarak artırılacağını çünkü su geldiğinde şimdikinden çok fazla su parası ödenmek zorunda kalınınca halkın şok yaşayacağını belirtmişlerdi. O zamanki hesaplarda da balonla olursa şu kadar, gemiyle olursa şu kadar ve boruyla olursa şu kadar diye açıklamalar vardı. Hepsi de aşağı yukarı aynı idi. Balon istikrarsız, gemi yetersiz bulunurdu. Boru ise teknolojisi tamam değil araştırma gerekir denirdi. Şimdilerde boru parçaları geliştirmiş olmalı ki cesaret edildi.

Ancak mevcut kullanma suları çok ucuza gelmektedir. Buna rağmen suyu kullananlar yüksek maliyetlerden şikâyetçidir ve ihracat primi almadan malını satamamaktadır. Suyun fiyatını arttırmadan ürün satılacaksa yüksek ihracat yasağı da yetmez daha çok ihracat primi şart olacaktır.

Türkiye kendi para politikasıyla Kıbrıs’ta oluşan fiyatların üretimi mahvetmesine çare düşünmedi. Şimdi düşünecek mi yoksa vereyim primi kurtulayım mı diyecek?

Asrın projesini her derde deva diye yutturmak şimdilik fiyatları ele almadan kolay oluyor ama yakında kokusu çıkar.