Sendikaların ikinci Brüksel çıkarması! – Yılmaz Parlan

0
137

Sendikaların 28 Mart’ta yaptıkları Brüksel ziyaretini takip etmeme rağmen aile içinde oluşan ani bir sağlık sorunu nedeniyle Avrupa’nın başka bir kentine aniden uçmak zorunda kalınca, baştan sona teyp kaydına aldığım konferansı yazmak bir türlü nasip olmadı. Ama eskiler yine de geç olsun güç olmasın derler. Tarihe bir not düşmek açısından geç de olsa yazıyı kaleme almakta fayda gördüm.

 

Gücü güçle dengeleme politikası

Sendikalar geliştirdikleri yeni strateji çerçevesinde gücü güçle dengeleme politikası çercevesinde hareket edince etkili oluyorlar. Bu politikanın dışında kalanlar ise rejime resmen meze olup, tavla teslim oluyorlar.

 

“Kıbrıs’ta işgal sürüyor”

Konuşmacılar Kıbrıs’ta işgalin sürdüğüne, insan hakları ihlallerinin sürekliliğine ve trajik boyutuna vurgu yaptılar. TC hariciyesinin toplantıyı sabote etmek için 10’a yakın diplomatını toplantıya sokarak oynamak istediği oyun, Oturum Başkanı’nın Kıbrıs için söz alacak olanların kimlik ve kimi temsil ettiklerini talep etmesiyle bozuldu.

 

AB sorunun çözümü konusunda daha aktif rol almalı

Toplantının açılış konuşmasını GUE/NGL Başkanı Die Linke üyesi Avrupa Parlamenteri Gabriele Zimmer yaparken, AKEL üyesi Avrupa Parlamenteri Takis Hadjigeorgiou ise toplantıyı yönetti.

AP Sol grub üyesi Alman Gabriele Zimmer Kıbrıslıların çözüme dahil edilmediğini, Sol Grubun bu konuyu daha etkin bir şekilde gurubuna taşıyıp çaba sarf etmeleri gerektiğini söyleyip. AB kuralları eksiksiz çalıştırılmalı, insan haklarına saygı gösterilmeli, AB kanadında Kıbrıs’la ilgili bir umursamazlık gözlendiğini, Kıbrıs konusunun AB’nin öncelikleri arasında yer alması gerektiğini ve AB’nin sorunun çözümü konusunda daha aktif rol alması gerektiğinin altını çizdi.

Açılış konuşmasından sonra AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu, YKP Yürütme Kurulu Sekreteri Murat Kanatlı, BKP Genel Sekreteri İzzet İzcan, DEV-İŞ Başkanı Mehmet Seyis, Kıbrıs Türk Demokrasi Derneği Başkanı Derman Saraçoğlu, KTÖS Eğitim Sekreteri Mustafa Özhür ve PEO Genel Sekreteri Pambis Kiritsis birer konuşma yaptı…

 

Adaya sürekli organize nüfus taşınıyor

AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu, Özetle 40.000 askerin yasa dışı bir şekilde adada olup 38 yıldır temel insan haklarını ayaklar altına almakla kalmayıp Türkiye’nin Ada’nın demografik yapısını bozacak şekilde adaya sürekli organize nüfus taşıdığını, bazılarının bu durumu TC’den gelen göç dalgası diye nitelendirdiğini ama asıl olanın bunun ne bir tesadüf, ne de mecburiyetten değil, bilakis çok iyi planlanmış bir hareket olduğunun altını çizdi. Kipriyanu: 1974’de Emperyalizmin Türkiye ile birlikte NATO karargahlarında hazırladığı planların alaşağı edilmesi için mücadelenin devam edeceğini, 1977-79 doruk antlaşmalarının üzerinde anlaşmaya varılan ilkeler temelinde çözümde ısrarcı olacaklarını, BM kararlarında olduğu gibi siyasi eşitlik, iki bölgeli, iki toplumlu federasyon çözümünde, Birleşik Kıbrıs’ı savunduklarını, tek egemenliği, tek vatandaşlığı ve tek uluslararası kimliği olacak askersizleştirilmiş bir Kıbrıs’ta ısrarcı olacaklarını söyleyip Kıbrıs’ta var olan işgalden hem Kıbrıslı Rumlar’ın hem de Kıbrıslı Türkler’in boğulmakta olduğunu söyledi.

Kipriyanu Egemen Bağış’ın santaj politikalarından vazgeçerek, Türkiye’nin AB üyesi olmak istiyorsa normlara ve kurallara uyması gerektiğini söyledi.

 

Her şey etkin bir şekilde TC kontrolünde gerçekleşiyor…

YKP Genel Sekreteri Murat Kanatlı ise; Türkiye’nin 74’de Kıbrıs’ın kuzeyini sadece işgal etmekle kalmayıp kendine benzetmek için her adımı attığını, Türkiye’den gelen nüfusun göç olarak algılanamayacağını, zaten adanın kuzeyindeki kurumların ve asker ile polisin kendilerine bağlı olduğunu, bunun da burada olan biten her şeyin etkin bir şekilde TC kontrölünde olduğunu gösterdiğinin altını çizip, yapılanların 1949 Cenevre Konvansiyonu ruhuna da uymadığını söyledi ve Adadaki demografik değişiklikten Türkiye’yi birinci derecede sorumlu tuttu.

 

Taşınan nüfusa vatandaşlık verilmesi savaş suçu

BKP adına İzzet İzcan’sa, 74 yılından beri adanın bölünmüş olup 100 binlerce insanın adaya yerleştirildiğini, bu göçmenlere Rumların mallarının dağıtıldığı gibi taşınan nüfusa vatandaşlık verilmesinin savaş suçu ve Cenevre Konvansiyonu’nun ihlali olduğunu, dağıtılan vatandaşlıklardan dolayı hiçbir seçimin Kıbrıslı Türklerin iradesini yansıtmadığını,600-700 bin insan adaya taşındığı yetmezmiş gibi AKP’nin izlediği usta politikalarla Kıbrıslı Türkleri sistematik bir şekilde göç ettirdiğini söyledi. Turizm adı altında adanın en güzel koyları TC sermayesine peşkeş çekilerek ekonomik olarak da adanın teslim alınmakta olduğunu söyleyen İzcan, bunların çifte suç olduğunu, askeri meselelerden dolayı askeri mahkemeler vasıtasıyla Kıbrıslıların baskı altında tutulduğunu, Türkleştirme ve Müslümanlaştırma politikalarının tam gaz devam ettiği, özelleştirme adı altında da Kıbrıslılara ait ekonomik değerlerin tek tek ele geçirildiğini, Avrupai bir çağda Kıbrıslı Türklerin yok edilmek istenmesinin bu çağda kabul göremeyeceğini söyleyip, AB vatandaşları olarak sizden bu gidişe dur demenizi istemek bizim hakkımızdır, rehine politikalarına dur demek AB’nin asli görevlerinden biri olmalıdır diye sözlerini tamamladı.

 

Çapraz oy barış için gerekli…

DEV İŞ Başkanı Mehmet Seyis ise, Kıbrıslı Türkler ve Rumlar’ın 100 yıllarca barış içinde yaşayıp, acılı ve mutlu günleri paylaştığını, işçilerin de sınıfsal dayanışma içinde olduğunu, buna karşılık egemen çevrelerin bundan hep rahatsız oldukları için böl- yönet politikalarını devreye koyduklarını belirtti. Seyis, federal devletin sürdürülebilir olması için çapraz oylamanın gerekli olduğunu, önceden anlaşılan bir konu olduğu için gelen müzakerecinin bunu değiştiremeyeceğini, AB Bakanı Egemen Bağış’ın sürekli olarak iki ayrı devletten bahsetmesinin endişeleri artırdığını, Kıbrıs sorunu çözülmediği sürece emlaktaki rantın artarak devam edeceğini, bunun sadece taşınan nüfusla yapılmadığını, Avrupa’dan gelen yatırımcıların da bu vurguna katıldıklarını, talanla birlikte şövenizmin tehlikeli boyutlarda arttığına dikkat çekti.

 

AB bu insanlık suçlarını görmezden gelemez

Kıbrıs Türk Demokrasi Derneği Başkanı Derman Saraçoğlu: Türkiye’nin tankıyla topuyla insanları göçe zorladığını, bugün ise bunun şekil değiştirerek ekonomik yapılandırma adı altında insanları göçe zorlandığını, TC’den getirilen insanlara 34.000 tapu mülkiyet belgesi verildiğini, 74 sonrası Soyadı alma zorunluluğunun getirilmesinin asimilasyon politikalarının bir parçası olduğunu belirtti. AB’nin bu insanlık suçlarını görmezlikten gelmemesi gerektiğini de söyleyen Saracoğlu, AB kural ve mekanizmalarının çalıştırılmasını talep etti.

 

Sınıflardaki Kıbrıs Türk çocuklarının oranı % 34’e düşmüştür

KTÖS Yürütme Kurulu Üyesi Mustafa Özhur ise taşıma nüfus ile ilgili çarpıcı istatistiki bilgiler verdi. Özhur, TC’nin Adaya taşıdığı nüfusla Kıbrıslı Türkleri azınlık durumuna düşürdüğünü, işlenen suçun boyutunun anlaşılmaması için nüfusun sürekli gizli tutulmaya çalışıldığını, buna rağmen bazı verilere bakarak içine düşürüldüğümüz vahim durumun anlaşılabileceğine dikkat çekerek buna örnekler verdi: 130.000 Kıbrıslı Türk’e karşılık adada 800.000 yerleşik bulunduğunu, okullardaki sınıflarda Kıbrıslı Türk çocuk oranlarının % 34’lere gerilediğini, günde 810.000 ekmek üretildiğini, bunlara köylerde üretilen ekmeğin dahil olmadığını, kayıtlı 400.000 araç ve 450.000 cep telefonu olmasının durumun vehametini açıkça ortaya koymaya yetip de arttığını söyledi.

 

AB aktif rol almalı

Katılımcılardan KTÖS Yürütme Kurulu Üyesi Burak Maviş’in serbest seyahat hakkı dışında hiçbir AB değerinden faydalanamadığımızı söylemesi ve AB’nin diğer değerleriyle de bizi buluşturması için aktif rol alması gerektiğini söylemesi güne damgasını vuruyordu.

 

Adanın ikiye bölünmesi yaşanan en büyük felaket…

İşçi Sendikaları Federasyonu (PEO) Genel Sekreteri Pambis Kiritsis’de yaptığı konuşmada, Kıbrıs’ta en büyük nüfus değişiminin 1974’de yapılan istila ile 200.000 insanın yerinden yurdundan zorla göç ettirilmesi ile gerçekleştiğine dikkat çekip bunun bir felaket olduğunu, dahası Adanın ikiye bölünmesinin yaşanan felaketin en büyüğü olduğunu söylemesi oturuma katılan birçok insanı derinden etkiledi.

 

Sendikaların güç merkezlerine ziyareti devam edecektir

Özetlemek gerekirse, Sendikaların gücü güçle denetleme politikası başarıyla yoluna devam ediyor. TC hariciyesinin rahatsızlığı gözle görülür şekilde ortaya çıkmış, tüm engelleme çabalarında boşa çıkmıştır. Sendikaların güç merkezlerine ziyareti devam edecektir. Ancak şunu daima aklımızda tutmakta da fayda vardır: Biz iç dinamikleri çalıştırıp AB’den talepkar davranmadığımız taktirde AB de pasif davranmaya devam edecektir. Bir bakarsınız bir sonraki ziyaret Londra ve New York BM merkezi olabilir, ne dersiniz?