“naylon örgütler eylemi”ne tepki

0
160

KTÖS, KTOEÖS, BES, KTAMS, TIP-İŞ, BASIN-SEN, ÇAĞ-SEN, DAÜ-BİR SEN, KOOP-SEN VE GÜÇ-SEN Meclis önünde pankartlı eylem yaptı.

Eylemde Ekonomik Örgütler Platformu’nun Brüksel’de yaptığı sözde protestoyu eleştirdi.

KTOEÖS Başkanı Tahir Gökçebel, eyleme ilişkin yaptığı konuşmada, devlet eliyle örgütlenen ve UBP’nin kiraladığı uçaklarla gidenlerin Kıbrıs Türk toplumunun gerçek sorunlarını yansıtmadıklarını ifade etti.

Gökçebel, “Kıbrıs sorunu şekil değiştirmiştir. Kıbrıslı Türklerin ada üzerinden eşitlik hakları bir sorun haline gelmiştir. Buradaki hükümet Kıbrıslı Türkleri yok etmek için ellerinden geleni yapmaktadır. Ayrılıkçı bir rejim oluşturulmuştur. Biz oraya giden arkadaşların programlı, sistemli bir şekilde örgütlendiğini biliyoruz”

 

“DEVLET PARASIYLA YAPILAN UYDURMA BİR İŞ”

Konuşmasının devamında Gökçebel, hükümetin Kıbrıslı Türkleri yok etmek için uğraştığını belirterek, Brüksel’de yapılan eylemin Kıbrıslı Türklerin gerçek sorunları olmadığını kaydetti.

Gökçebel, “Bu eylem, devlet parasıyla yapılan uydurma bir iştir. Talep sadece ticaret tüzüğü ya da izolasyonlar değildir. Talep, Kıbrıs Türkü’nün kendi kendini yönetmesidir.”

 

“EL GÜLÜYLE GERDEĞE GİRİLMEZ”

Gökçebel’in ardından açıklama yapan KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil, yapılan eyleme geçen yıl Brüksel’de açtıkları pankartı getirdiklerini, nedeninin ise sivil toplum örgütleri olarak kendi kararlarını kendileri aldıklarını kaydetti.

Elcil, “Başkalarından destek alarak yapılan eylem, iradenin satılmasıdır. El gülüyle gerdeğe girilmez. Çift taraflı bir işgal söz konusudur. 1974’ten beri adanın Kuzey’i Türkiye’nin fiili işgali altındadır. Bu sorunu Brüksel’e taşıma sahte bir savunmadır”

Elcil, konuşmasının şöyle son verdi:

“Bu ülkede 1000 polis olması gerekirken 2400 polis varsa polis devleti olduğunu göstergesidir. Eylemlerde, eylemciden çok polisin olması da ülkedeki demokrasiyi gösteriyor. İradeyi naylon örgütlerle temsil etme niyetimiz yok”

 

ORTAK BASIN AÇIKLAMASI

Örgütlerin ortak açıklaması ise şöyleydi:

Adamızın kuzeyinde Türkiye tarafından kurdurulan ayrılıkçı siyasi rejim, varlığını devam ettirmek için yalana dayalı, her türlü siyasi manevrayı yaptırmaktan çekinmemektedir.

Kıbrıslı Türk toplumunun siyasi iradesi, nüfus taşınarak ve uluslar arası hukuğa aykırı vatandaşlık dağıtılarak gasp edilirken, toplumsal varlıklarımız da AKP hükümetine yakın yeşil sermayeye peşkeş çekilmektedir. Kıbrıslı Türkler’in kimliği ve kültürü, sosyal baskılar, dini eğitim ve Türkiye medyasının ciddi baskısı altında yok edilmeye, asimile edilmeye çalışılmaktadır. Adamızın kuzeyi Türkiye hükümetlerinin ortaya koyduğu dayatma politikalar ve yerli işbirlikçilerin icraatları sonucu Türkiye’nin sömürgesi haline getirilmiştir.

Bir yandan bu dayatmalar yaşanırken öte yandan ise 1963 yılından beri Kıbrıslı Rumlar’ın Kıbrıs Cumhuriyeti’ni Türkiye’nin onayı ile işgalleri altında tutmaları devam etmektedir. Kıbrıslı Rumlar’ın Kıbrıs Cumhuriyeti’ni paylaşmak istememelerine karşın, Türkiye de adanın kuzeyindeki işbirlikçilerini kullanarak ayrılığı kalıcılaştırmak için yoğun uğraş vermektedir. İzlenen iki yüzlü politika sebebi ile Kıbrıslı Türkler yokoluşa sürüklenmektedirler. Çözüm ve adamızın birleştirilmesi için yoğun uğraş veren Kıbrıslı Türkler’i vatan haini ilan eden, çözümle ilgili süreçleri ayrılığa hizmet eden bir fırsat olarak değerlendiren ve Kıbrıslı Rumlar’ı AB’ye tam üye yapan bu anlayış şimdi de “ambargo, izolasyon” yalanı ile dünyayı kandırmaya çalışmaktadır. Sn. Eroğlu TC dışişlerinden aldığı talimatlarla görüşme masasında ayrılığı pekiştirmek için uğraş verilirken, işbirlikçi UBP Hükümeti de asimilasyon, entegrasyon planlarına hizmeti bir marifet sayarak ülkeyi satışa çıkarmıştır.

Kıbrıs Cumhuriyeti’ni işgalleri altında tutan Kıbrıslı Rumlar’ın AB Dönem başkanı olmaları bahane edilerek, Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportları yasaklanırken ve bunu protesto eden öğrencilerimiz polis tarafından dövülürken, aynı saatlerde parası KKTC devleti tarafından karşılanan iki uçak dolusu sivil toplum temsilcisi, Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportları ile Brüksel’e uçup “Ambargo ve izolasyonları” protesto etmeleri ne yaman çelişkidir. Ambargo ve izolasyonu uygulayan siz ama onu da protesto etmek için parayı ödeyen organizasyonu yapan siz. Tam bir ikiyüzlü politika.

Bizlerin, Brüksel’e gitmek ve Kıbrıslı Türkler’in toplumsal haklarını savunmak için birilerinin bize uçak tutmasına ihtiyacımız yoktur. Bilinmelidir ki adamızın kuzeyinde yeterince kukla yönetici vardır. TC’nin ayrılıkçı yalan politikalarına hizmet etmek bize yakışmaz.