Yunanistan’da Radikal Solun Zaferi-Avrupa’ya bir Mesaj – Haris Golemis

0
123

Nikos Pulantzas Enstitüsü ve Transform! dergisi yönetisi, Synaspismos MYK üyesi Haris Golemis değerlendirmesi:

Yunanistan seçimlerinin sonuçları, Merkel ve Sarkozy hükumetlerine olduğu kadar, Avrupa halklarının ses çıkarmadan acı çekeceğini ve belirsiz bir süre boyunca kapitalizmin Avrupa’da yaşadığı krizden güya çıkışı hedefleyen neoliberal ortodoksinin aşırı önlem politikalarına katlanacağını düşünen kibirli neoliberal partiler, politikacılar, analistler, Avrupa Merkez Bankası, AB, ve IMF yetkilileri için de ciddi bir darbe oldu.

Krizin başından beri neredeyse tüm AB ülkelerinde sokak direnişleri ve umut verici seçim sonuçları olsa da AB’deki neoliberalizme en net mesajın Doğu Avrupa’daki küçük bir ülkeden gelmesi ilginç. PIIGS ülkelerinin (Portekiz, İtalya, İrlanda, Yunanistan, İspanya) en kötü şöhretlisinin halkı, gönüllü veya zorla mezbahaya gitmeyi kabul etmek yerine, Memorandum utancına, (Papademos hükumetine de katılan aşırı sağcı Halkçı Ortodoks Topluluğu’yla –LAOS- birlikte) imza atan merkez sol Panhelenik Sosyalist Hareket (PASOK) ve merkez sağ Yeni Demokrasi’ye (ND) karşı kitlesel oy kullanarak isyan etmeye karar verdi.

Bu seçim sonuçlarına, kriz ve krizden çıkış politikalarının Yunan toplumunun alt ve orta tabakalarının 1974’te diktatörlüğü çöküşünden bu yana ülkenin etkili iki partili politik sistemine hükmeden PASOK ve ND’yle olan geleneksel bağlarını koparttığı gerçeğinin yol açtığı iddia edilebilir. Gerçekte de Yunan hükumet(ler)i ve “Troyka” arasındaki anlaşmalar sonucu kabul edilen kurtarma paketlerinden bu yana geçen iki yılda, çok sayıda PASOK ve ND milletvekili istifa ederek bağımsız kaldılar, yeni politik hareketler kurdular veya diğer parti veya koalisyonlara katıldılar.

Yine de ne politik sistemin parçalanması ne de radikal Sol’un gücünün artması krizin “doğal” bir sonucu. Erken seçimler, çöken Yunan politik sisteminin özgür iradesiyle veya Merkozy, Lagarde, Trichet/Draggi veya Barroso’nun isteğiyle yapılmadı. Aslında yaşanan “Kutsal İttifak” ve “piyasaların” isteği, seçilmemiş teknokrat başbakan Papademos’un başında olduğu üç partili hükumetin, İtalya’daki Monti hükumeti gibi iki yıl daha görevde kalmasıydı. Ülkenin seçime gitmesinin en önemli nedeni, Yunan halkının esas olarak sokaklarda ve iş yerlerinde gösterdiği (meydan hareketleri, grevler ve kitlesel gösteriler, “ödemiyoruz hareketi” gibi sivil itaatsizlikler, ana akım politikacıların görüldükleri her yerde ıslıklanması gibi) direnişlere kadar götürülmeli.

Aynı zamanda, radikal Sol’un seçimlerde gösterdiği başarı kötü ekonomik durumun doğrusal bir uzantısı da değil. Tarih bize, işsizlik, yoksulluk ve genel olarak ekonomik durumun kötüleşmesinin, mutlaka Sol için uygun bir ortam yaratmadığını gösterdi. “Reel sosyalizmi” terk eden Orta ve Doğu Avrupa ülkelerindeki durum, bunun acı verici bir örneği.
Radikal Sol’un beklenmedik derecede yüksek oy alması, büyük ölçüde aşağıdaki gibi iyi parti stratejilerine bağlanabilir:

a)”Synaspismos” ve çoğu aşırı Sol’dan olmak üzere pek çok parti ve gruptan oluşan Radikal Sol Koalisyonu’nun (SYRIZA) kurulması ve devamının sağlanması,
b)SYRIZA’nın, PASOK’tan gelen grup veya bağımsızlarla ittifak yapması (Seçim listesinin adı SYRIZA-Birleşik Sosyal Cephe’ydi),
c)Özellikle Yunanistan Komünist Partisi (KKE) ve Demokratik Sol’u (DIMAR) hedefleyerek tüm komünist, post-komünist, yenilikçi ve radikal Sol olmak üzere, Sol’un bütününe ülkeyi yönetebilecek bir ittifak kurma çağrısının yapılması.

Kişilerin politikada önemli etkisinin olduğu bir ülkede, SYRIZA’nın başarısında, karizmatik ve popüler lideri Alexis Tsipras’ın da etkisi unutulmamalı.

Seçim sonuçlarına gelirsek; SYRIZA, gücünün %30’unu kaybederek 2009’da elde ettiği %43,92 oy ve 160 koltuktan, %13,18 oy ve 41 koltuğa düşen PASOK’u geride bırakarak %16,8 oy oranına ulaştı. Yeni Demokrasi, %33,47 ve 91 koltuktan %18,85’e düşmesine rağmen, inanılmaz derecede adaletsiz olan seçim sistemi sayesinde 108 vekile sahip oldu (Seçim sistemine göre birinci gelen parti aldığı oy oranına bakılmaksızın fazladan 50 milletvekilliği kazanıyor). Yunanistan Komünist Partisi (KKE) ise gücünü %7,5’ten %8,5’e çıkarmasına rağmen ilk defa Sol içindeki egemen pozisyonunu kaybetti. Papademos hükumetine katılan aşırı sağcı LAOS partisi, Avrupalı Yeşiller’in parçası olan Ekolojistler-Yeşiller partisi gibi barajı geçemeyerek meclise giremedi. Geri kalan koltuklar Bağımsız Yunanlar (Memoranduma karşı olan Yeni Demokrasi’den ayrılanların kurduğu, milliyetçi, yabancı düşmanı parti-%10,6), Demokratik Sol (2010’da Synaspismos’tan ayrılanların kurduğu parti-%6.11) ve %7 oy alarak 21 koltuk kazanmayı başaran faşist grup Altın Şafak arasında dağıldı.

Seçimlerin en büyük kazananı SYRIZA olmasına rağmen diğer bir önemli gerçek gözden kaçırılmamalı. KKE’nin solcu değil, komünistiz şeklindeki komik iddiasını ciddiye almadan bakarsak kabul etmek gerekir ki bölünmüş olan Sol, tarihinde ilk defa %30’u ve iç savaştan 9 yıl sonra, 1958’de eski Birleşik Demokratik Sol’un (EDA) aldığı ve dümenin “özgür dünyaya” kırılmasına yol açan %25’lik oyu geçti.

Radikal Sol’un aldığı oyun detaylı incelemesini yapmak için henüz erken olsa da bazı niteliksel değerlendirmeler yapmak faydalı olabilir: SYRIZA, gençler arasında olduğu gibi 55 yaşa kadar olan tüm nüfusta da birinci oldu. Ekonomik ve sosyal krizin akut olduğu büyük kent merkezlerinde üstünlük sağladı. Geleneksel olarak varlığının güçlü olmadığı Atina ve diğer büyük kentlerin yoksul mahallelerinde de büyük ölçüde başarı kazandı.

Seçim sonuçlarının bu ilk değerlendirmesini iki maddeyle kapatmama izin verin:

İlk olarak, SYRIZA’nın başarısının Avrupa çapında bu kadar önemli olmasının nedenlerinden biri, iki –eski- büyük partinin halktaki hoşnutsuzluk nedeniyle güç kaybedeceğinin beklenmesine rağmen politik sistemin meşruiyetini yitirmesinden ve artan toplumsal huzursuzluktan faydalanacak politik gücün hangisi olacağının belli olmamasıydı. Milliyetçi, yabancı düşmanı ve hatta faşist gruplar, “güçlü, saf ve bağımsız bir ülke” söylemlerini kullanarak sonuna kadar yarıştılar. Ülke içinde ve dışındaki politik seçkinler ve ana akım medya tarafından Avro bölgesinden çıkışla ilgili yapılan şantaj ve yaratılan korkular, düzenli bir şekilde yayıldı. Aynı zamanda Komünist Parti’nin hiçbir şekilde diyaloga girmeyi kabul etmemesi ve Demokratik Sol Parti’nin (DIMAR) pozisyonunu netleştirememesi nedeniyle Sol, bölünmüş kaldı. Bu yüzden SYRIZA’nın zaferi çok önemliydi. Ama bu politik ittifaktaki Synaspismos ve diğer gruplarla gurur duymamamızı sağlayan bir neden daha var. Politik yelpazenin neredeyse hepsinden ve medyadan gelen yoğun baskıya rağmen, SYRIZA, göçmenlerin yaşaması için kurulmak istenen ve birinin açılışı seçimden birkaç gün öncesine denk gelen toplama kamplarına açıkça karşı çıkarak, göçmenleri ve toplumun bu tip propagandalara yoğun bir biçimde maruz bırakıldığı bu dönemde insan haklarını, savunmaktan vazgeçmedi.

Yunanistan’daki seçim sonuçları sadece bu ülke için değil tüm Avrupa için önemli. Şimdi, Avrupa ülkeleri ne kadar bağımlı olurlarsa olsunlar, Avrupa’nın doğusundaki küçük bir ülkedeki gelişmelerin dahi “kelebek etkisi” yaratarak tüm Avrupa karar mekanizmalarını sarsacak denli güçlü olabileceği açıkça gördü. Bu nedenle, Synaspismos, Yunanistan’ın (PASOK ve ND’nin desteklediği) AB’nin politik ve ekonomik çerçevesini kabul etmek veya KKE’nin ve SYRIZA’daki bazı grupların öne sürdüğü Birlik’ten gönüllü olarak çıkmak gibi bir ikileme sıkıştığını kabul etmedi. Tam tersine, inanıyoruz ki ulusal düzeydeki mücadeleler ve itaatsizlikler, Avrupa Sol Partisi’nin hedeflediği gibi Avrupa’nın yeniden kuruluşu için Avrupa düzeyindeki mücadelelerle ortaklaştırılmalı. AB, ya değişecek ya da varlığı sona erecek.

Bu zor zamanlarda, bir Avrupa ülkesinde hareketlerin ve radikal Sol’un zaferleri diğer politik ve sosyal mücadeleleri olumlu yönde etkileyebilir. Yunanistan’da SYRIZA’nın zaferi, Avrupa’daki İspanyol grevciler, Fransız Komünist Partili ve Sol Cepheli yoldaşların Fransa seçimlerindeki başarısı gibi diğer öfke hareketleriyle de bağlantılı. Onlardan ilham aldık ve bu ilhamı onlara geri yansıttığımızı düşünüyoruz. Bu çerçevede, eylemlerimizde Avrupa Solu partilerinin temsilcilerinin bulunduğunu ve tüm Avrupa’daki yoldaşlarımızdan moral destek aldığımızı asla unutmayacağız.

Zaferimize rağmen, hiçbir zaferin bahşedilmediğinin de farkındayız. Mücadelemizde her gün iki büyük düşmanla karşı karşıya gelmek zorundayız: a) Avrupa halklarını kendi sıkı önlem politikalarına boyun eğdirmeye çalışan düzen partileri, b) Diğer Avrupa ülkelerinde müttefikleri olan Fransa’daki Ulusal Cephe ve Yunanistan’daki Altın Şafak gibi gerici radikalizm, aşırı ve faşist Sağ…

Mücadele devam ediyor!

 

Çeviri T. Özgür Yıldız – Turnusol