İstila ve özelleştirme! – Yılmaz Parlan

0
165

Sendikalar sivil toplumun olmazsa olmazıdır. Sendikalar demokratik değerlerin barometresi olduğu gibi, demokratik bir ülke olduğunuzu iddia ediyorsanız Sendikalara da sivil toplum örgütlerine de saygı göstereceksiniz. Denk bütçe masalları ile ortaya çıkan TC’den ithal paketler Sendikacılığın da Sivil toplumun da dibine darı ekmektedir. Tabii ki onların dibine darı ekilirken aslında toplumun da dibine darı ekilmektedir. Murad edilen de budur. Bu paketlere Göç Yasası denmesinin sebebi de budur.

Sendikalara yakın duran bir insanım. Sendikaların olmadığı bir ülkede yaşam kalitesinin de üretimin de düştüğüne inanırım. Onların olmadığı yerde modern sömürü düzeninin hakim olduğu gün gibi ortadadır. Onlarsız yaşam, hayata eksik başlamak demektir.

1974’de askeri istilaya uğrayan ada bugünlerde ekonomik istila ile karşı karşıyadır.

 

Özelleştirmenin uğradığı yerlerden biride Salamis Bay Hotel

Sosyal hakların sürekli budandığı bir ülkede ticarette süreklilik olmadığı gibi, demokrasiden de bahsedemezsiniz. Türkiyedeki hükümetlerin ve özel şirketlerin Kıbrıstaki Sendikal hareketlere sıcak bakmadığı herkesin malumudur. Özelleştirilen yerlerde sendikacılıktan bahsetmek mümkün değildir. Örneğin Salamis Bay Hotel, Özele yani İstanbul Hava Yollarına devredildiğinde şirketin ilk yaptığı iş sendikal üyeliğe son verip herkesi işten atmaktı. Yasaya rağmen yani % 70 yerli istihdam şartına rağmen TC’den karın tokluğuna çalışan işçiler getirmiş ve insanları iliklerine kadar sömürmüştür. Halbuki Otel özele devredilirken, yerliye istihdam sözü vermiş ama unutmuştur. Ülkeye turist getireceği taahhüdünde bulunmuş ama aldığı milyonlarca euro teşvik primlerine rağmen getirdiği turistleri halktan ve esnaftan saklamıştır. Bırakın turisti esnafla paylaşmayı, Otel içindeki dükkanları bile yerli esnafın elinden almış ve kendileri işletmiştir. Milyonlarca euro teşvik primlerini almalarına rağmen ülkeye bir kuruşluk katkıları olmamıştır.

 

Özelleştirme dedikleri budur: Daha çok kar, daha çok sömürü…

Keza bu diğer otellerde de farklı değildir Dome Hotel haricinde sendikaların buralara girmesine müsaade edilmemiştir. Ne doğru dürüst elektrik paraları ödenmiştir, ne de yasaya rağmen yerli işçi istihdam edilmiştir. Ama ülkenin en güzel sahillerini parsellemişler, Devletten aldıkları kredileri de ödememişlerdir. Tabii bu arada kendilerine bu imkanları sağlayan siyasileri de bol bol ağırlamışlardır. Bunları niye yazıyorum; herkes Özelleştirmenin ne anlama geldiğini bilsin diye. Türkiye’den gelen talimatlarla bugünlerde buradaki hükümetlerin bize “Özelleştirmeden korkmayın, her şey daha iyi olacak” masallarına sakın kanmayın. Ülke değerleri bir bir özele devredildiğinde ülkenin de avuçlarınızın içinden kayıp gideceğini unutmayın. Çocuklarınızın bu ülkede yaşamasını istiyorsanız, bu yanlışa düşmeyin ve siyasilerin değil Sendikaların yanında yer alın. Bu kavgayı kaybederseniz de bilesiniz ki, bu ülkede yaşama hakkınız da yoktur. Uyarmadı demeyin! KTHY batırılıp meydan özele kaldığında insanların nasıl ortada bırakıldığını gördünüz işte. Özelleştirme dedikleri budur: Daha çok kar, daha çok sömürü…

 

Bu Siyasi bir Pakettir ve sonucu toplumsal felakettir yani göçtür…

Gelelim KIB-TEK’in işe gitmeme eylemine. Sendika, Bakanlar Kurulunun yasağını delmek için doğru bir tavır geliştirmiştir ama yalnız hareket ederek stratejik bir hata yapmıştır. Sendikaların bir hatası da bu noktadadır. Birlikte hareket edememek bu ülkede sendikacılığı bitirebilir. Öncelikle dayatılan Paketin ne anlama geldiğini iyi kavramak gerekir. Paketi Ekonomik Paket olarak görmek yapılacak yanlışın en büyüğüdür. Bu Siyasi bir Pakettir ve sonucu toplumsal felakettir yani göçtür. Bu yüzden adına Göç Yasası denmiştir. Bu bir Ekonomik İstiladır. Siyasette altın kural, size nasıl yaklaşılıyorsa siz de ayni şekilde yanıt verirsiniz. Fakat güdümlü parti merkezlerine bağlı bir takım sendikalar bunu algılamaktan çok uzaktadır. Halbuki sistem hepsinin defterini dürmek için harekete geçmiş, tek tek onları avlıyor. Sistemin dışında hareket eden Öğretmen Sendikaları dışında diğer sendikalar rejimin ve siyasi partilerin uydusu gibi hareket edince, başarıya giden yol da zorlaşmaktadır Bu noktada herkese hatırlatma yapmak durumundayım: Tek başına kurtuluş yok!

 

Herşeyden önce grevlerin esas amacı o zaten. Etkilemek…

Toplum olarak yine sınıfta kaldık. Neymiş böyle eylem olmazmış. Hayatımız felç olmuş. Etkilenmişiz. Elektrik almak da bir hak-mışşş. Herşeyden önce grevlerin esas amacı o zaten. Etkilemek.Yok eğer kimse etkilenmeyecekse grev yapmanın da bir anlamı olamaz. Örneğin çukulata seviyorsanız ve grev varsa doğal olarak çukulata sevenler etkilenecektir. Önemli olan tepkileri hükümete gösterip çözüm bulmasını sağlamaktır. Ben şahsen eylemlerin dozunun artırmasından yanayım. Ama öyle bir kitlesel eylem ve grev olsun ki, çöpler de toplanmasın, okullar da açılmasın, ulaşım da dursun, sağlık sistemi de aksasın, Varsın bir hafta bu hizmetleri almayalım ama toplumsal dayanışma örneği sergileyelim ve ne için mücadele ettiğimizin mesajını dosta düşmana verelim. İşte bunu başarabilirsek, karşımızda ne hükümet kalır, ne de söz konusu Paket. Hatta iddia ediyorum; Ankaradaki hükümeti bile silkeleyebilirsiniz. Ama bakıyorum da hiç kimse iki günlük sıkıntıya katlanamıyor ve herkes Rejimin oyununa geliyor.

 

“Bu hükümet yüzünden battık” diyen yine onlar değil miydi?

Sendikaları birlikte hareket etmedikleri için eleştirin ama lütfen hükümetin oyununa gelip de elektrik ve sağlık hizmeti almak bir haktır gibi düşünceye sarılıp sendikaları dövmeyin. Hastanelerde sıkıntı oluyor-muşşş. Ama törenlerde Devlet kurduk diye yeri göğü inletiyoruz. 38 yılda bir jeneratör alamamışsanız, değil Devlet, toplum olarak da yaşama hakkınız yoktur zaten. Elçi denen adam da o zaman çıkar ve size laf söyleme cüretini kendinde görür.  Eylem yapan insanlar para mı istiyor? Hayır. Çalışma saatleri konusunda şikayetleri mi var? Yine hayır. Yapmaya çalıştıkları ülkeye ait bir kurumsal yapıyı korumak. Yani bedel ödeme pahasına da olsa sizin menfaatlerinize sahip çıkmak. Lütfen biraz sağduyu! Esnafın şikayetini ise anlamakta güçlük çektim: İş yapamıyorlar-mışşş. Onlar da akıl tutulmasına uğramış olacaklar ki hükümete tepki göstereceklerine sendikaya tepki gösteriyorlar. Halbuki daha geçenlerde gazetelere sayfa sayfa çıkıp “Bu hükümet yüzünden battık” diyen yine onlar değil miydi?

 

4 siyasetçi müsvettesi, siz buna 4 siyasi tetikçi de diyebilirsiniz…

Bir de Yalançı Çoban meselesi var. Reis-i Cumhurun biricik yaver Prensi Ekonomiden sorumlu Enerjik Bakanımız, Sarayımızın en sadık kullarından ki biz onu Prens olarak biliyorduk, meğerse ayni zamanda Yalançı Çobanmış. Hani elini Masaya vurmuş, hiçbir şekilde Özelleştirme olmayacağı güvencesi vermişti ya. Ama yine ayni gün kendi Maliye Bakanı tarafından yalanlanmış, verdiği sözü çok çabuk unutarak Başbakan ve Bakanlarla birlikte Özelleştirmenin yapılacağını müjdeliyordu. Bugüne kadar verdikleri hiçbir sözünde durmayan 4 siyasetçi müsvettesi, siz buna 4 siyasi tetikçi de diyebilirsiniz, “AB normlarının bunu emrettiğini” söylüyor. Yalandan kim ölmüş ki, onlar da ölsün! Mesela Güney Kıbrıs’ta Elektrik Kurumu Özelleştirilmemiştir. Malta da da öyle. AB Komisyonu, küçük ülkelerde rekabet unsuru oluşmayacağı ve monopol tehlikesi yüzünden Özelleştirmeye karşı. Kaldı ki, bizim ülkemizde anti-tekel, anti- damping yasası olmadığı gibi tam rekabet yasası da çalıştırılmıyor. Bu şartlardaki bir Özelleştirme toplum için harakiri gibidir. Yani Ekonomik istila dedikleri de budur işte.

6 günlük eylemin ardından yola Özelleştirme politikaları hayat bulacak diye çıkan  hükümetin, EL-SEN’in  ciddi tepki göstermesi üzerine çark edip, Özerkleşme üzerine anlaştıklarını açıklaması kimseyi aldatmasın. Bu, taktik bir yaklaşım olup, 30 Ocak’ta yapılacak eylemin önüne geçmekti. En kısa sürede Özelleştirme düğmesine yine basacaklardır! Paketin geldiği adresin Ankara olduğu unutulmamalıdır. Nitekim özerklik kararına ilk tepki TC Büyükelçisi İbrahim Akça’dan gelmiştir.

 

Kurum yaklaşık iki yıldır devletle mahsuplaşamadı…

Kurum zarar ediyor iddialarına da isterseniz bir bakalım: “[ 1 Nisan 2011] EL-SEN Başkanı Tuluy Kalyoncu’nun verdiği bilgiye göre, 451 milyon TL’si devlet ve belediyelerden olmak üzere toplam 535 milyon TL alacağı bulunan (KIB-TEK), bankalara olan borçlarını ödeyemediği için mevcut tarifeyi 10 kuruş zamlı olarak tüketiciye yansıtıyor. Vergi Dairesi’ne 213 milyon TL borcu olan kurum yaklaşık iki yıldır devletle mahsuplaşamadı. Alacağı olan kurumumuzun, alacakları ödenmemekte ve bankalardan borçlanmak zorunda bırakılarak ağır faiz yükü altına sokulmaktadır. Kendi borcunu ödemeyen kamu alanı, özelden tahsilâtı da kendi verdikleri siyasi kaynaklı talimatlar ile engellemektedir.”

 

“Gerekirse tüm Kıbrısın kuzeyi kararacak ve bu fatura hep birlikte ödenecektir”

Görüldüğü üzere kurum zarar etmiyor ama etmesi için her şey yapılıyor. Mesela iddialar arasında Cratos Otelin 6 milyon TL’lik elektrik borcu olmasına rağmen, bizzat Başbakan Küçük’ün müdahalesi ile kesilmekten kurtulduğu söylenenler arasında. Otellerin tamama yakını bir sürü ayrıcalığa sahip olmasına rağmen vatandaşın elektriği anında kesiliyor. Pekala şimdi soralım: KIB-TEK Özelleştirilirse özel şirketler borcunu ödemeyecek mi? Tabii ki ödeyecek. Ama şimdi her nedense ödemiyor ve kesilmemesi için de siyasileri kalkan olarak kullanıyorlar. Siyasilerin neden hafta sonları otellerden çıkmadığını anladınız mı? Ya da  CTP-DP döneminde kurulan topluma atılan bir başka kazık olan AKSA elektrik firmasına Devlet borcunu ödüyor mu? Evet, gününde ödüyor ama nedense KIB-TEK’e ödemiyor. Bu bile niyetin ne kadar kötü olduğunu göstermeye yeter de artar. Sendikalar: “Bizi karanlıklara mahkûm etmek isteyenlere, meşru her hakkımızı kullanarak direneceğiz. Gerekirse tüm Kıbrısın kuzeyi kararacak ve bu fatura hep birlikte ödenecektir” diye rest çekmiştir ve şimdilik kazanmışlardır!

 

1974’de toprak istilası olmuştu şimdi ise özelleştirme adı altında ekonomik istila…

Son söz olarak yapılmak istenenlerin özelleştirmeyle uzaktan yakından bir alakası yoktur. Siz bu yapılmak istenenlere Özelleştirme mi diyorsunuz? Ticaretin temel değeri olan yasaların eksik olduğu bir ülkede buna dense dense istila denir. 1974’de toprak istilası olmuştu şimdi ise özelleştirme adı altında ekonomik istila ile harekat tamamlanmak isteniyor…

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.