Sürüngen değil dinozor olmayı yeğlemek! – Said İlhan

0
175

Geçmişe bakınca dersler çıkarıp daha güzel bir geleceğin projelerini hazırlamak varken oraya takılıp kalmanın anlamsızlığından habersiz habire ısrar, toplumların geldiği yeri gösterir. Bunda etken akıl yerine alınan (daha çok dıştan pompalanan) eğitimle alakalı “şoven” duyguların rol almasıdır. Her iki yanda çözümsüzlüğe oynayan çoğunluk bu batağın içerisinde debelenmektedir. Oysa EOKA ile TMT kompleksinden kurtulunabilse bize neleri değiştirmez? Coğrafyamızdaki yönetimlere bakınız aynı girdabın döngüsünde; yoksa halkların doğuştan gelen bir düşmanlığı olmaz! Anadolu’da uygarlıklara öncülük eden Mezopotamya halklarının günahı ne? Öyle bir zihniyet ki 200 bin kişiye Kıbrıs’ta ayrı bağımsız devlet isterken 20 milyon (Kürt) nüfusa kendi dilinde eğitimi bile layık görmüyor. Orada diğer toplumlar bir bir yok edilirken onların aynı dinden olması, kültürel kimliği dışlansa da yaşamı sürdürmesine müsaade edilmiştir. Farkında olmamaları mümkün değil ancak tüm geri kalmış halkların ortak kaderi otoritenin siyasi projelerine alet olması, bunun karşısında yer alan mücadeleden kaçışın daha kolay ve kimilerin çıkar beklentisine yenik düşmesidir. Geçmişte kalanlara “dinozor” benzetmesi bu gibilere yanlış, olsa olsa bunlar “sürüngen” türünde! Doğru ve gerçek anlamda toplumsal çıkarlardan yana olanlara “dinozor” denmesi ödün vermeyen sağlam / heybetli duruşundan… Tabii ki sürüngen “yılan” olmaktan da iyidir! Aradan milyonlarca yıl geçmiş hala daha bahsedilmektedir.

Her şeyin başı yoksulluk ama aslında “cehalet”tir, “kader” olmadığı anlaşılmadıkça üstesinden gelmenin çaresi de bulunmayacaktır. Otoriter yönetimler işini biliyor ona göre eğitiyor ve kanaatkar bir toplum yapısı yaratılmasını başarıyor. Dinin ön plana çıkarılması bundandır… Okullarda zorunlu din dersleri, kuran kursları oysa ihtiyaç olmadığı açıktır. Her şey siyah ve beyaz değil ama kusura bakılmasın “pembe” hiç değildir. Batılı emperyal güçler teknolojik gelişmeyle ulaştığı doruktan kuşbakışı dünyaya yön vermesi güçlü iletişim araçları sayesinde… önemli olan halkların kendilerine sahip çıkması ama yönetimlerinin işbirlikçi tutumu bir yerde engelliyor. Stratejiye uygun Irak, Afganistan, Libya, Mısır hatta Anadolu öyle! Suriye ise çalkantıya devam… Rusya ve Çin ayrıcalığı olmasa o da çoktan bitirilmişti! Komşu Türkiye bile ayak oyununa İsraille katılıyor ve tehdite varan düşmanlık sergileyebiliyor! Sırada İran var ama o kadar kolay “lokma” mı, bilinmiyor. Dünyada yaşanan savaşlardan çıkarılan doğru dersler sorunların barışcı yöntemlerle çözülmesi için kurulan örgütler ne yazık ki bu görevi yerine getirmemektedir. BM güvenlik Konseyi kararları var ama Kıbrıs’ta 40 – 50 yıldır çözüm bulunmuyor. Daha önemlisi Kıbrıs AB toprağı ve insanları AB vatandaşı kimliği taşıyor ancak meseleye kayıtsız kalınca ihanetin sorumlusu oluyor.

 

OLAYLARIN KIRILMA NOKTASI

Sözde Kıbrıs’a çözüm bulma müzakereleri çerçevesinde toplumlararası olmaktan yurt dışına Cenevre ve Newyork’a zirvelere taşınması da işe yaramadığı açık… son 23-24 Ocak Greentree üçlü zirvesinde olduğu gibi! BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon taraflara Şubat sonuna süre tanıdı ve bundan sonra çok taraflı uluslararası konferansa taşınacağının sinyalini verdi. Ne olur, bugüne kadar olanlara bakınca hele kaç lider, Genel Sekreteri yediği hatırlanınca oynanan oyunun son sahnesine gelindiğine umut beslemek hayal gibi! BM’nin kendi başarısızlığıdır aynı zamanda ama topu taraf dediği alt yönetimlere atınca sanki kendi sorumluluğunu ortadan kaldırıyor? Anavatanlar deseniz tamamen başkalarına teslim! Bu kez diğerlerinden farkı BM Güvenlik Konseyi kararlarından bahsedildi, hatta danışman Aleksander Downer Konseye bilgi de vermesi! Sorulması gereken soru “doğru da o kararlar vardı, niye uygulamadınız veya en azından yaptırım düşünmediniz”. Bir oyun oynanıyor dememiz bundan! Halbuki “magma” orada enerjisi “deprem” yaratacak güçte ancak sizler Kıbrıs halkı toplumların “kırılma noktası”ndan olayı ayırıp coğrafyadaki başkaların çıkarlarına kurban etmektesiniz. Bizim de buna “good office” gözüyle bakmamız beklenmektedir. Kore ve Avustralya gözlükleri ne bileyim ama anglo-amerikan mamulatı!

Tarihi doğru okumak gerekir… eskilerde kalınmazsa bir çok sorun kendiliğinden çözümlenecek! Osmanlının 1915 tehcir kararı belli ki yüzbinlerce Ermeniyi Anadolu’dan sürmüş, çoğunun ölümüne yol açmış. Savunulacak yanı olmadığı halde bugünkü Türkiye devletini yöneten hükümet olaya duygusal ve bu travmayı gündeme taşıyanları “siz de yaptınız” benzeri suçlamalarla bir yerde kabulleniyor. Daha yeni sırf Ermeni olduğu için ve ülkeye daha çok özgürlük istediği için gazeteci Hrant Dink’in katledilişi 5 yıl aradan sonra bile devletin mahkemesinde katiller ve ardındaki güçler korunabiliyor. Bakmayın AB başdanışman “soykırım yok” demesi, Cenevre soruşturma başlattı(!) ancak sonuç kimileri “kahraman” yapacak! Müzakere sürecinde büyük sapmalar yaşanırken dar çerçeveli politikalarla nereye kadar… Kıbrıs, Kürt, Alevi, demokrasi, özgürlükler vs çağdaş insan haklarına kavuşmak mümkün olabilir mı? Ülkede hade dinci bir parti iktidardadır, ya sosyal demokrat geçinen muhalefete ne demeli… şoven yaklaşımlarla siyasi sorunları nasıl çözeceksiniz? Anadolu’da Kürt veya burada Kıbrıs mesela; kimsenin tanımadığı KKTC’ye tam destek söylemi ve başkanının da 15 Kasım sözde kuruluş törenlerine katılarak dünyaya barışa, insan haklarına meydan okumak, bir toplum kültürüyle, öz varlıklarıyla göz göre göre tüketilirken susmak allahaşkına sosyal demokratlıkla ne alakası var? Alman Sosyal Demokrat Partisi başkanının başbakanlığı döneminde geçen bir olay hep anlatılır; Almanya’da öğrencilerin yaptığı eylem / protestolar arasında oğlunun da bulunduğunu çekinerek şikayet – rapor eden İçişleri bakanı ile polis yetkililerine “18 yaşında anarşist, 25’te komünist, 30’unda sosyalist olunmazsa ondan sonra gerçek sosyal demokrat olunmaz” yanıtını vermiş! Her dönemin milliyetçi, faşist anlayışın anlaması esasen beklenemez.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.