Doktor İhsan Ali’yi tartışmak – Ulus Irkad

0
232

Doktor İhsan Ali üzerinde son zamanlarda bir gazetemizde bayağı yazılar yazıldığı ve Kıbrıslıtürklerin tarihi hakkında yapılan söyleşilerde sözün Doktor İhsan Ali’ye ister istemez getirildiği de görülmekte. Elbette Kıbrıslıtürklerin tarihi incelenecekse Doktor İhsan Ali es geçilemez. Bu arada diğer liderler de es geçilemez. Mesela oldukça unutulan Necati Özkan’ın da incelenmesi gerekmekte. Necati Özkan’ın niye toplumsal hafıza dışına itildiği ve Kıbrıstürk tarihinde niye adından bugün söz edilmediği de bana göre tartışılmalıdır. Kıbrıslıtürklerin Kıbrıs’ta varoluşları veya kimlik olarak kendilerini belirttikleri son beş yüz senede, Beş yüz sene öncesinde, mesela “Excerpta Cypria”yı bir eser olarak ele alırsak Kıbrıslıtürklerin adada olmadığını kabul etmemiz lazım. Ama Kıbrıslıtürkler bu adaya geldikten sonra hem getirdikleri kültür hem de buradaki kültürlerle haşır neşir oldular ve bu adaya da birçok değerler kazandırdılar, Ada’da var oldukları müddetçe de kazandıracaklar… Nasıl ki Kıbrıslıtürklerin tarihi son 60 veya 70 yılla sınırlanamazsa, liderlik konusunda da liderlik tarihinin iki lidere bağlanması da oldukça yanlıştır çünkü bu müddet zarfında Kıbrıs’ta başka liderler de olmuştur. İhsan Ali gibi Hakim Zeka Bey de elbette konuşulup tartışılması gereken bir kişiliktir çünkü Hakim Zeka Bey’in bırakınız Kıbrıslıtürklere bugünkü Avrupa’ya kazandırdığı bir başka olay daha vardır. Bugün hukuk ve insan hakları bakımından oldukça önemli olan ve Avrupa’yı ayakta tutan AİHM’yi (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ni) oluşturan kişiler arasındadır Zeka Bey. Kendisi daha sonra toplumun başına geçmek istediğinde ise malum çevreler tarafından tehdit edilerek toplum liderliğinden vazgeçirilmiştir. Benzer uygulamaların başka liderlere karşı da yapıldığına şahit olduk daha sonraki nesiller olarak. Mesela 1973 yılında Cumhurbaşkanlığına aday olan rahmetli Mithat Berberoğlu da tehditlerle karşılaşmıştı.

İbrahim Aziz “Perde Aralığı’ndan” adlı kitabında Hristos Çatallos’un ağzından Kavazoğlu ve İhsan Ali arasındaki görüşmeyi kitabının 103. ve 104. Sayfalarından yansıtmaktadır. Bu sayfalarda ilginç ve değerlendirme yapılmasına yardımcı olacak görüşler de vardır. Mesela yeni bir parti kurulmasına önceleri yaklaşmayan Doktor İhsan Ali (sf.103) daha sonra Kavazoğluyla ikinci görüşmelerinde bu teklifi kabul ediyor. Kavazoğlu’nun ilk görüşmeden dönerken Dr İhsan Ali hakkında söyledikleri de oldukça ilginçtir:

“Doktor, çevresi geniş, etkileyici, aydın demokrat bir insandır. Bunu asla küçümsemiyorum. Ancak aristokrat ve soylu olarak kalmıştır ve öyle olmaktan da vazgeçmemiştir!” demektedir.

“Yaklaşık on gün sonra yine Baf’ta ve doktorun evinde idik. Görüşmelerine devam ettiler. Geri dönerken daha iyimser ve daha sevinçli idi. Çalışmalar hedeflenen istikamete doğru gelişiyordu. Çok geçmeden sonuçlar bunu doğrulamış oldu. Kısa bir süre sonra Kıbrıslıtürk toplumunda Halk Partisi adındaki yeni parti kuruldu” (sf.104).

Mete Tümerkan 2 Ocak 2012 tarihli Havadis Gazetesi’nde Dr. Ali Atunla yaptığı söyleşide (sf.32) Doktor İhsan Ali hakkında ona da soru soruyor ve aldığı cevap da şöyle oluyor:

“Vallahi Türkler arasındaki en iyi doktor İhsan Ali idi. Rumlardan da doktor Dervis’ti. Bana gelen hastalardan ve teşhislerden bunu biliyorum. En iyileri buydu. Bütün Kıbrıslı doktorları tanırdım” demekte ve Doktor İhsan Ali’nin doktorluğunu övmekteydi.

8 Ocak 2012 tarihli yine Havadis gazetesinde (sf.4-5) Hüseyin Ekmekçiyle Sayın Arif Hasan Tahsin arasındaki söyleşide de Arif Hoca, Doktor İhsan Ali hakkında ilk Bayraktar Kenan Coygün’le yaptığı sohbette İhsan Ali hakkında ona şunları söylediğini nakleder:

“Tam o yemekten ne kadar zaman sonradır bilmem. Ama Kutlu Adalı’nın öldürüldüğü yıldır. 1 Ağustos’ta kokteyl verildi. Saray Hotel’de. Ben de davetliydim gittim orada bir arkadaşnan konuşurken arkadan bir ses işittim, Kemal Coşkun. Gittim seslendim. Bana dedi ki “Senin bir kitabın varmış. Kitapçılarda aradım ama bulamadım. Sende varsa yarın bana getir”. Vardır bende gittim ertesi gün evine götürdüm. Çalışma odasındaydı, o oturur ben ayakta… Baktım masasında İhsan Ali’nin TMT tarafından vatan haini görülmediğini bilirim ama ola ki arkadaşlar yanlış söylerdi diye kitabı görünca sordum.

Dedim ki “İhsan Ali vatan haini değil mi?” Bana dedi ki “Yoo neden?”

“Peki neydi?” Bana dedi ki “Siyasilerin aralarındaki çekişmelerdir o” İddialara göre Rum basınında özetlerde rastladım birisi İhsan Ali’nin Türkiye’nin casusu olduğunu yazdı. Bunun üzerine ben burada bir dönem Lefkoşa Sancağı’nda istihbarat sorumlusu olan Halil Paşa’ya sordum. Bana dedi ki “Doğrudur bu gazetenin yazdığı. Ancak Türkiye’yle ilişkisi bizim üzerimizden değildi”. O zaman Makarios’un danışmanıydı, belli ki Makarios ile anlaşarak bu ilişkiyi sürdürürlerdi düşüncesindeyim”.

Doktor İhsan Ali konusunda Arif Hoca’nın bazı görüşlerine tümüyle katılmıyorum. Fakat 1960 ve öncesi gerek Kim, gerekse Akis ve bu dergilerin yazdıkları; Doktor İhsan Ali ile İnönü ve Ecevit arasındaki ilişkiler çok iyi ve detaylı incelenmelidir. Kıbrıslıtürklere 1963-1964 yılında olaylar başladığında “Geri Cumhuriyet’e dönün” çağrısını yapan İnönü’ydü. İnönü, uluslararası hukuk zemini olan Kıbrıs Cumhuriyeti zemininin terkedilmesinin Türkiye’ye de çok şeyler kaybettireceğini ve Garanti Andlaşmalarının da tehlikeye girebileceğini görüyordu. Ecevit’in de rahmetli İhsan Ali ile haberleşmesini 1973 ve 1974 yılına kadar gerçekleştirdiğini ben çok iyi biliyorum ve ona Ecevit’in Başbakan olur olmaz mektup gönderdiğini de çok yakından biliyorum. Gene Baf’a gelen ilk Sancaktar’ın da (1966) bilhassa İnönü tarafından görevli geldiğini ve Cumhurbaşkanlığının kullandığı bir şifre ile ona İnönü’nün mektup gönderdiğini ve bu mektubun da nasıl İhsan Ali’nin eline verildiğini biliyorum (Arif Hoca’ya bazı isimleri de verebilirim ama bana bu insanlar isimlerimizi açıkla demeden de ben burada isim ifşa edemem. Ama Arif Hoca isterse karşılıklı olarak aracılık yapan bu insanların isimlerini ona söyleyebilirim). 1950 yıllarında Menderes-DP ve İnönü- CHP arasındaki tartışma ve mücadeleler, bu arada Kim ve Havadis gazetelerindeki makaleler okunmadan İhsan Ali’nin pozisyonunu iyi değerlendiremeyiz. Elbette İhsan Ali bir Kemalistti çünkü o okuldan yetişmişti. İnönü de İhsan Ali de TMT içindeki bazı odaklara güvenmiyorlardı. İhsan Ali bir taksim sırasında Türkiye’nin Güneyi’nin de Yunanistan tarafından kuşatılacağını biliyordu, İnönü de bunu savunuyor ve biliyordu. İnönü Garanti Andlaşmalarıyla Türkiye’nin Kıbrıs’ın tümü üzerinde egemenliği olduğunu ve bu fırsatın da yitirilmemesi gerektiğini düşünüyordu. Ecevit de 1974 yılında bunları biliyordu. Açıkça ısrar ediyorum: Makarios’a danışmanlık yapma fikri sadece İhsan Ali’nin fikri değildi. O danışman olunca hem Kıbrıslıtürkleri hem de Türkiye’yi birçok tehlikelerden korudu. CIA ve ABD’ye güvenmiyordu. İnönü ve Ecevit’in de tandansı aynı değil miydi 1974’e kadar?

Önemli olan 1980 sonrasında CHP de, Ecevit de Kıbrıs hakkındaki sol tandanslı görüşlerinden niye vazgeçtiler? Bir soru daha, niye İhsan Ali görüşlerinde yalnız olduğu gösteriliyor? Onu Türkiye’de destekleyen devlet bürokrasisi içerisinde birçok aydın vardı. Avukatlar vurulduktan sonra Dırvana emrinde çalışan memurların da onun gibi düşündükleri ve ona istihbarat verdikleri belli olmamış mıydı? Lütfen mahkemede konuşulanlar iyice analiz edilsin.

Tarihi konuşmaya devam edelim. Fakat Doktor İhsan Ali politikalarında ve yaptıklarında Don Kişot gibi hareket etmiyordu. Kıbrıstürk liderliğinde değil ama Türkiye’de arkasında olanlar da vardı. O sıralarda ”Kıbrıslılığı” savunmakla o dönemdeki Kemalistlere bilhassa sol Kemalistlere İhsan Ali ters düşmemekteydi. Bir de tabi ki değerlendirme yaparken Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tek toplumlu bir cumhuriyet yapmaya çalışan Kıbrısrum egemenlerinin de şövenizmi elbette görüşlerimizi değerlendirirken ayrı olmamalı. Herşey birlikte değerlendirilmeli.

Tarihi konuşmaya devam etmeliyiz….

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.