Vicdani ret davası anayasa mahkemesine havale edildi

0
171

14 Haziran’da başlayan vicdani ret davası kararı bugün (8 Aralık, Perşembe) okundu ve anayasaya havale edilmesinin kabul edilmesine karar verildi.

2009 yılından beridir vicdani reddini açıklayarak seferberliğe gitmeyi reddeden Murat Kanatlı, 14 Haziran tarihindeki Askeri Mahkemede görülen ilk davası öncesi yaptığı açıklamada dünyadaki hiçbir savaşta taraf olmayacağı için savaş hazırlıklarında yer almayı reddettiğini söyleyerek, bu davranışın, savaşın insan kaynaklarını kurutma çabası olduğunun altını çizmişti. Dava önce 5 Temmuz’a, 26 Temmuz’a, 29 Eylül’e, 25 Ekim’e, 24 Kasım’a en son olarak da anayasaya havale konusunda karar için 8 Aralık’a ertelenmişti. Bugün okunan kararda sanık tarafının avukatları olan Öncel Polili, Ünsal Çağda ve Faika Paşa’nın sunduğu anayasa mahkemesine havale talebini askeri mahkeme kabul etti.

Mahkeme öncesi yapılan basın açıklamalarında FEMA ve Ankara’da öğrenim gören Kıbrıslı öğrencilerin oluşturduğu Aktivist Düşünce topluluğu süreçle ilgili düşüncelerini açıkladı ve dayanışmalarını ilettiler. Daha sonra Vicdani Ret için Avrupa Bürosu (EBCO) Yürütme Kurulu üyesi Piet Dörflinger de EBCO’nun görüşlerini açıklayıp Piet, “Bu bir vicdan işidir ve biz insanların vicdanı vardır. Buraya geldim ve kararlı iş yapan insanları gördüm, onlara müteşekkirim” dedi ve EBCO’nun dayanışmasını iletti.

Dayanışma mesajları ardından sırası ile Haluk Selam Tufanlı, Faika Deniz Paşa, Cemre İpçiler, Nevzat Hami ve Ceren Göynüklü vicdani retlerini açıkladılar. Kıbrıs’ta gerçekleşen ilk toplu vicdani ret açıklamasında ilk kez kadınlar da vicdani retlerini açıklamış oldular.

 

EBCO davayı yakından izlemeye devam etti

29 Eylül’deki dava için EBCO Başkanı Gerd Greune, 25 Ekim’deki dava için EBCO Yürütme Kurulu üyesi Derek Brett, 24 Kasım’daki dava için ise EBCO Yürütme Kurulu üyesi Claude Verrel adaya gelerek süreci takip etmişlerdi.

8 Aralık’taki dava için ise EBCO Yürütme Kurulu üyesi Piet Dörflinger Çarşamba günü İsviçre’den adaya geldi ve davaya katılarak süreci EBCO adına takip etmeye devam etti…

Piet Dörflinger de daha önceki EBCO temsilcileri gibi, kendi ülkesinde, İsviçre’de vicdani reddini açıklamış ve bunun için mücadele vermiş bir aktivist…

 

Dayanışmalar ve destekler devam ediyor

8 Aralık’taki Feminist Atölye ve Aktivist Düşünce Topluluğu açıklamaları yanında 29 Eylül’de mahkeme önünde yapılan açıklamalarda YKPfem, Kıbrıs Gençlik Platformu, Baraka, BKP Gençlik Kolları’nın destek mesajları yayınlanmıştı. Vicdani Ret hakkının tanınmasına yönelik CTP Gençlik Örgütü de bu süreçte bir açıklama yayınladı. Avrupa Sol Partisi ve Avrupa Yeşiller dava sürecinde çeşitli kereler dayanışma mesajı göndererek davanın takipçisi olduklarının altını çizmişlerdi.

14 Haziran’da dava öncesi yapılan açıklamalar şöyle:

http://vimeo.com/25117889

29 Eylül’deki açıklamalar şöyle:

http://vimeo.com/29784878

25 Ekim’deki açıklamalar şöyle:

http://vimeo.com/32629600

 

Açıklanan vicdani retler

Haluk Selam Tufanlı

 

Ben Haluk Selam Tufanlı,

Yıllardır, üç tarafı dikenli tellerle çevrili evimin kapısının önüne çıktığımda eli silahlı bir asker ‘koruyor’ çocukken oynadığım tarlaları. Koruduğu iddia edilen ordu biliyorum ki o tarlalarda yeniden yürümek istesem beni korumak adına bana şarjör dolduracak.

Sadece evimin önü değil yaşadığım coğrafya militarizmin işgali altında. Bir çakıl taşı bile vermeyeceğini söyleyenler ülkenin büyük kısmına tel örgülerden dolayı giremiyorlar. Militarizm bana ancak askere gidersem, ‘düşman’ diye tanımladıkları insanları öldürmeye hazırlanırsam çok yücelttikleri o ‘adam’ olabileceğimi söylüyor ve bunu kadınları aşağılayarak, ve aşağılamayı öğreterek yapıyor. Bana ömrümün büyük bir kısmında asker olmak dayatılıyor. Coğrafyamın güneyinde yaşayan insanlara karşı düşmanlık duyguları beslemezsem vatan haini ilan ediliyorum.

2009-2010 yılları arasında zorla askerlik yaptırıldım. 15 ay boyunca hayatıma, benden sözünün daha geçerli olduğu iddia edilen kişiler hükmetti. 27 yaşımda başladığım zorunlu askerlik boyunca o günden önce birlikte yeyip, içtiğim dostlarımın düşman olduğu beynime kazınmaya çalışıldı.

Bunun da üzerine, terhis belgemi aldıktan bir yıl sonra 2 Kasım 2011 tarihinde seferberlik adı altında savaş hazırlıklarına katılmam emredildi. Onlar aksini belirtene dek, asker olduğum söylendi. Anti-militarist, savaş karşıtı bir birey olarak, vicdanım seferberliğe katılmayı, savaş için hazırlanmayı reddediyor. Bir canlıyı öldürmenin, yani katilliğin meşrulaştırıldığı herhangi bir askerlik kurumu içinde yer almayacağım.

Savaş oyunlarına, birilerinin ceplerini doldurmaya alet olmayacağımı, elime silah alıp bana düşman olduğu söylenen insanları öldürme hazırlıkları yapmayacağımı, ne ordularının, ne savaş hazırlıklarının parçası ne de emir kulları olmayacağımı beyan ederim. Buna ek olarak, militarizmin öğretilerini uygulamayı, şiddeti normalmiş gibi günlük hayatımda kullanmayı ve dayattığı adamlık tanımlarına uymayı da reddederim.

Vicdanımı dinliyorum ve reddediyorum!

  –

Faika Deniz Paşa

Vicdani reddimdir:

Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşayan bir kadın olarak militarizmin hayatı nasıl şekillendirdiğini görüyorum. Altı farklı ordunun bulunduğu, her yanı askeri kamplar, bayraklar ve kahraman erkek heykelleriyle dolu bölünmüş bir adaya doğdum. Öncelikle aile içerisindeki cinsiyet ve yaş hiyerarşileri aracılığı ile tanıştığım militarizm, 7 yaşımda iken sıralara dizdi beni; ne mutlu türküm diye ant içtirtti, varlığımı Türk varlığına armağan ettirdi. Lisede milli güvenlik dersleri adı altında askerlerini sınıflarıma soktu.

Erkeklerin ve erkekliğin örgütlendiği sistem olan militarizmin ayrımcılıkçı doğasına ve maskülen olan ve feminen olmayan her şeyi kayırarak hayatı şekillendirmesine şahit oldum. Etrafımdaki erkeklere benim gibi, yani ‘karı’ gibi, olmamaları öğütlendi aksi takdirde hakarete uğradılar. Kalıplaşmış toplumsal cinsiyet rolleri içinde benden kırılgan, pasif, korunmaya muhtaç olmam beklendi ki, ‘koruyabilsinler’. Bedenimin bana ait olmadığı öğretildi; ya babanındı ya seven erkeğin ki vatan gibi korusunlar, korurken şiddet uygulasınlar, ya da devletin ki ona çıkarları için ölecek evlatlar temin edeyim.

Zorunlu askerliğin ise militarizmin baskıcı doğasının örneklerinden biri olduğunu görüyorum. Bir erkekliğe geçiş ritüeli olarak sunulan zorunlu askerliğe şu an çağırılmadım, biliyorum. Bu kurumlar beni zaten vatandaş olarak bile saymıyor, bunu da biliyorum. ‘Vatandaşlık görevi’ olarak sunulan askerliği yapmam bir kadın olarak benden yalnızca olağan üstü hallerde meclis onayı ile bekleniyor. Sistem benden potansiyel asker ihtiyacını sağlayacak fedakâr anne, kocasını askere uğurlayacak karı, korunmaya muhtaç kız, savaşların cephe gerisi gücü, hemşiresi, fahişesi olmamı bekliyor.

Barışta ya da seferde, herhangi bir otoritenin kararı ile ya da olmaksızın, askere gitmeyi, egemenlerin düşman olarak dayattığı herhangi bir canlıyı öldürmeyi, ya da sevdiklerimi göndermeyi, arkada gözü yaşlı ana, kız kardeş, eş olmayı, militarizme bedenimi alet etmeyi, vatan sağ olsun demeyi reddediyorum!

İnsanım-Kadınım-Feministim ve Anti-militaristim. Hazır değilim, olmayacağım, ettirmeyeceğim.

Cemre İpçiler

Vicdani reddimdir:

Ben Cemre İpçiler.

Yasal bir zorlamayla karşılaşmamış da olsam, askere kelepçelerle götürülmesem de, feminist ve anti-militarist bir kadın olarak, zorla bana sunulan, bütün hayatımı içinde geçirdiğim bu militarist sistemi ve ürettiği bütün değerleri reddediyorum.

“Kadınlara zorunlu askerlik yok, neyi reddediyorsun?” deyenler olacaktır. Bugün zorunlu askerliğe tabi olmasam da, kadınları askere çağıracak seferberlik hiçbir zaman ilan edilmeyecek dahi olsa, benim reddettiğim hergün zorla önüme konulan, ve yaşamımın her alanında doğrudan etkisini gösteren militarizmdir. Aslında resmi olarak askerde olmama gerek yok, çünkü ordulaşmış bir toplumun içerisinde 21 yıldır yaşıyorum ben.

Vicdani ret, dar bir bakış açısıyla sadece zorunlu askerliği reddetmek olarak algılanabilse de, esasen militarizme karşı duruştur. Zorunlu askerlik, militarizmin somut olarak pratiğidir. Ancak militer yapı sadece askerlikle sınırlı kalmaz, kendini ailede, eğitimde, iş yerinde, yasalarda ve sosyal ilişkilerde de gösterir.

Vicdani reddini açıklayan bir kadın olarak sadece vicdani retçi erkeklerin bir destekçisi değilim. Kadınlar, ataerkinin buyurduğu gibi korunması gereken pasif bir nesne, veya benzer şekilde, vicdani ret hareketindeki erkeklerin dıştan destekçisi değildir. Bir kadın olarak ben, bu mekanizmanın ürettiği cinsiyetçilik, yaş hiyerarşisi, milliyetçilik, şiddet ve agresiflikten etkilenmekteyim. Bedensel yetenek ve sağlık durumuna göre insanlara değer biçen, erkekliğe atfedilen değerleri üstünleştiren, şiddeti, öfkeyi, hiyerarşi kurmayı ‘erkeklik’ olarak öğreten bir ideoloji, hiç kuşkusuz bu kalıbın dışında kalanları aşağılar, toplumda ikincil statüye iter. Dolayısıyla, bu sisteme karşı yapılacak eleştirinin ve mücadelenin birebir öznesiyim. Kadın olmama rağmen değil kadın olduğum için vicdani reddimi açıklıyorum.

Ne savaşta ne barışta bu sistemle işbirliği yapmayacağımı, başkalarının da militarist sistemi ve zorunlu askerliği reddetmesi için mücadele edeceğimi duyururum.

Nevzat Hami

Çürük Değil! Vicdani RET

Ben Nevzat Hami,

Eşitliğe ve sosyalizme inanan, barış yanlısı, şiddet karşıtı, anti-militarist ve savaş karşıtı bir birey olarak yıllardır içinde bulunduğum çeşitli örgütlerde verdiğim mücadeleye bugün bir yenisi ekleniyor. Bugün burada Vicdani Reddimi açıklıyorum. Barışta ve Seferde hiçbir koşul altında herhangi bir orduya hizmet etmeyeceğim.

Yaşayıp büyüdüğüm bu coğrafyada bugüne kadar çeşitli ordular tarafından binlerce asker ve sivil katledildi. Egemenlerin, çizdikleri sınırlar, gerek beyinlerin içine örülen duvar, gerekse de karşımıza çıkan dikenli teller olarak, barış için insanlığın önündeki en büyük engel, orduları ise devletin ve sermayenin çıkarlarını zor yoluyla korumak için oluşturdukları şiddet kurumlarıdır.

Askere gitmeme nedenim, bu kurumların beni askerliğe elverişli bulmadıkları ve verdikleri “çürük” raporu dolayısıyla değil, vicdanımın bir cinayet örgütüne girmeyi elvermeyeceği için, hiyerarşinin, emir komuta zincirinin yer aldığı bir yerde yer alamayacağım içindir. Ve biliyorum ki bu “çürük” raporunun veriliş sebebi, benim sağlığımı düşünmelerinden dolayı değil, benim, onların istediği gibi bir vahşi ölüm makinesi olamayacağımdan dolayıdır. Bu yüzden bu “hak” ve düzenlemeyi kabul etmiyorum.

Eğer askere gidildiğinde erkek olunuyorsa ben erkek olmadım ve olmayacağım

Bir anti-militarist ve vicdani retçi olarak askerlikten soğutma çalışmalarıma devam edeceğimi beyan eder, buradan herkesi vicdanlarını dinlemeye, savaşa ve militarizme karşı örgütlenmeye çağırırım.

Elime silah almayı, öldürmeyi öğrenmeyi, öldürmeye teşebbüs etmeyi ve militarist yapıyı reddediyorum.

Ceren Goynuklu

Vicdani ret temel bir insan hakkıdır. Vicdani ret, savaşın insan kaynağını ortadan kaldırmayı hedefler ve bu anlamda barış için de somut bir seçenektir. Vicdani ret bir sivil itaatsizlik eylemidir.

Her ne kadar erkek bireylerin askerlik yükümlülüğü olduğu genel kural ise de Askerlik Yasası gereğince olağanüstü durumlarda kadınlar da askerliğe alınabilirler. Militarist yapının ve bu yapının bir yansıması olan yasaların bana zorunlu kıldığı bu yükümlülüğü reddediyorum. Bununla birlikte, militarizm salt askerlik yükümlülüğü ile sınırlı olmayıp, militarist baskı araçları gündelik hayatlarımızda farklı şekillerde cinsiyet fark etmeksizin tüm bireyleri etkilemektedir. Militarizm toplumsal yaşamın hemen her noktasında çıkmaktadır; okulda, ailede, işyerinde politik alanda militarist kültür ve anlayış yerleşmiştir ve sürmektedir. Tüm bu militarist anlayış ve uygulamalar tüm kanallarla bize küçük yaşlardan itibaren dayatılmaktadır.

Militarist yapının beni yükümlü kıldığı/kılacağı “potansiyel” askerlik görevini olası bir durumda yerine getirmeyeceğimi, yasaların ve toplumun militarist yapı içerisinde bana dayattığı tüm rolleri kabul etmediğimi beyan eder; savaşı, şiddetin her türlü biçimini, tek tipleştirilmeyi, militarizmi ve bütün yapılanmalarını ve bunun yol açtığı sömürüyü, cinsiyet ayrımcılığını, ölmeyi, öldürmeyi tüm vicdanımla reddediyorum.

 

FEMA: Vicdani Ret Hakkının bir insan hakkı olarak kabul edilmesini talep ediyoruz

Feminist Atölye’nin 8 Aralık’ta askeri mahkeme önündeki açıklaması şöyle:

Zorunlu askerlik, kapitalist ve milliyetçi sistemlerin dayattığı hiyerarşik, militarist ve ataerkil kültürün bir tezahürü olup, başta erkekler olmak üzere, tüm insanlığı çatışmacı, ötekileştirici ve eril bir düzen içerisinde yaşamaya zorlamak demektir.

Kendi meşruiyetini sağlayabilmek için sürekli olarak “biz” karşısında düşman niteliğinde “öteki” yaratmak zorunda olan Ordular, ürettikleri şiddet kültürü ile barışçıl, adil ve eşitlikçi bir dünyanın oluşmasını engellemekte ve erkek egemenliğinin en saldırgan biçimlerini düzenli olarak yeniden inşa etmektedir.

Milliyetçilik ideolojisi, zorunlu askerlik aracılığı ile tek tip bireyler yaratmakta, onları “vatan uğruna ölmeye hazır askerler” olmaya zorlamaktadır. Sadece orduda değil, militarizmin sivil hayatta üretildiği okullar, milli törenler, savaş müzeleri ve şehitliklere yapılan gezilerde öğrenilen “kutsal şehitlik” kavramı tahayyül edilmiş bir kurgudan başka bir anlam ifade etmeyen “ulusal değerler” uğruna ölmeyi yüceltmekte, savaşın yok edici yüzünü görmemize fırsat tanımamaktadır.

Milletlerin doğal olmadığı ve milliyetçilik ideolojisi sonucunda üretildiğinden hareketle aslında milli bir ülkü uğruna ölmenin bir kurgu uğruna ölmekten farksız olduğunu; Orduya katılmak zorunda bırakılan her bireyin militarizmin parçası yapılmaya çalışıldığını ve mecburi askerliğin bir insan hakkı ihlali olduğunu düşünüyoruz.

Militarist değerler vatan toprağını, kadın bedeni üzerinden tanımlamaktadır. Özellikle askeri eğitimler süresince ve savaş dönemlerinde kadın bedeni fethedilecek bir toprak parçası olarak görülmektedir. Söz konusu anlayış şiddetin oluşmasına zemin hazırlamaktadır. Çatışma dönemlerinde yaşanan tecavüz vakaları militarizmin ürettiği kadına yönelik şiddetin en önemli örneklerinden birini teşkil etmektedir. Bu sebeple kadına yönelik şiddet ile militarist öğelerin bağlantısı her daim göz önünde tutulmalıdır.

Feministler olarak dini, ahlaki ya da politik gerekçelerle “zorunlu askerlik hizmetini” reddetme anlamına gelen Vicdani Ret Hakkının bir insan hakkı olarak kabul edilmesini talep ediyoruz! Militarizm ve milliyetçilik tarafından üretilen hiyerarşik yapıyı, toplumsal cinsiyet kurgularını ve tek tipleştirmeyi reddediyor, zorunlu askerlik hizmetinin kaldırılmasını istiyoruz!

 

Aktivist Düşünce Topluluğu

Aktivist Düşünce Topluluğu’nun 8 Aralık’ta askeri mahkeme önündeki açıklaması şöyle:

Bizler çoğunluğu Ankara’da öğrenim gören Kıbrıslı gençlerin oluşturduğu örgütlenmesi Aktivist Düşünce Topluluğu olarak, vicdani ret gibi, insanilik ve öznelliği tartışma konusu dahi yapılamayacak bir hakkı bile sansürleyen bir devlet anlayışına “şiddet”siz olarak karşı çıkıyoruz.

 

ÇÜNKÜ BUGÜN:

İnsan hayatına sadece milliyetçilik sınırları çerçevesinde değer verip, pratiğini bu değerler üzerinden yürüten militarist yapılar, tüm tarihin en büyük katilleri konumundadır. Hümanist ideolojinin daimi savunucuları olan bizlerse, bugüne dek milyon çeşit ölüm senaryosuna imza atmış olan bu yapıların varlığına ve insan hayatı üzerindeki diktasına hayatımızın sonuna kadar karşı duracağımızı belirtir, bu davada Murat Kanatlı ve nice Murat’ların sonuna kadar destekçisi olacağımızı önemle vurgularız.

 

29 Eylül’de yapılan açıklamalar

Kıbrıs’ta Vicdani Ret İnisiyatifi:

Savaşı ve hazırlıklarını reddediyoruz

Savaşın acılarının hala silinemediği ülkemizde, yeniden bu acıların yaşanmaması için bu coğrafyada ve dünyada daha fazla savaşlar olmasın diye sesimizi yükseltiyoruz, savaşın insan kaynaklarını kurutmak için en doğal insani hakkımızdan yararlanıp vicdani ret hakkımızı kullanıyor, savaşı ve hazırlıklarını reddediyoruz…

Savaş hazırlıklarını reddediyoruz derken her şeyi ile reddettiğimizi açıklıyoruz; yani zorunlu askerlik yanında, seferberlik adı altında her yıl yeniden, bir gün, bir saat, bir dakika da olsa, askeri kamplara toplanıp, savaş hazırlığı yapılmasını da reddediyoruz, çünkü Kıbrıs’ta ve dünyada yapılacak bir savaşta taraf olmayacağımızı açıkladık, savaş hazırlıklarına katılmak da bu nedenle anlamsızlaşmaktadır…

Öldürmenin eğitimini almayı reddetmenin suç olmadığını, öldürmenin suç olduğunu söylüyoruz ve vicdani ret hakkının Kıbrıs’ın kuzeyinde de tanınması ve zorunlu askerlik uygulanmasına son verilmesi için çağrı yapıyoruz…

47 üyesi olan Avrupa Konseyi içindeki ülkelerinin dördünde Andorra, İzlanda, Liechtenstein ve Monaco’da hiçbir silahlı kuvvet yoktur. 28 ülkede ise zorunlu askerlik yoktur. Zorunlu askerlik olan 15 ülkeden yalnız Türkiye vicdani ret hakkını tanımamakta, Azerbaycan ise anayasada bu hakkı tanımasına rağmen henüz yasal düzenlemeye gitmemiştir. Hatta dört ülke Almanya, Hollanda, İsviçre ve Birleşik Krallık profesyonel orduda bile vicdani ret hakkını tanımaktadır.

Bu nedenle vicdani ret hakkının Kıbrıs’ın kuzeyinde de tanınması ve zorunlu askerlik uygulanmasına son verilmesi talebimiz ‘doğal’ ve bugünün uluslararası hukuka uygun bir taleptir…

Çünkü vicdani ret bir düşünce özgürlüğü hakkıdır. Bu konudaki tartışma da artık net olarak ortadan kalkmıştır.

Avrupa Konseyinin bir organı olan AİHM Büyük Dairesi tarafından 7 Temmuz 2011 tarihinde açıklanan “BAYATYAN v. ERMENİSTAN kararı vicdani ret hakkı uluslararası hukuk açısından tanınması anlamında konuyu yeni bir noktaya getirmiştir…

AİHM Büyük Dairesi, Bayatyan davasında devletlerin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 9. maddesinde öngörülen düşünce, vicdan ve inanç özgürlüğü haklarına itibar edilmesi yükümlülüklerinin bir parçası olarak, bireylerin vicdani ret haklarına da saygı göstermeleri gerektiğini karara bağlamıştır.

AİHM Büyük Dairesi kararından “Avrupa Konseyi üye Devletlerinin ezici çoğunluğu yasalarında ve uygulamalarında vicdani ret hakkını çoktan tanımıştırlar. (…) Üye Devletlerin yasaları – ilgili uluslararası sözleşmeler ile birlikte – bu nedenle evrilmiş ve bahsi geçen zamanda Avrupa ve ötesinde bu sorun hakkında fiili bir konsensüs halihazırda oluşmuştur” denmektedir. Talebimiz bizim coğrafyamızın da bu 47 ülkenin çoğunluğunda varılan konsensüs uygun hareket etmesidir.

Talebimiz, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM)’de 23 Mayıs 2001’de Daimi Komite tarafından kabul edilen 1518 numaralı tavsiye kararındaki: “Vicdani ret hakkı, kutsal olarak kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde belirtilen düşünce, vicdan ve din özgürlüğünün temel bir görünüşüdür” ifadelerinin Kıbrıs’ın kuzeyinde de tanınmasıdır.

Yurt ödevimiz barış, vicdani ret hakkımız olsun” diyerek başlattığımız bu mücadelemiz sürüyor ve bu mücadeleyi sürdürmeye kararlıyız.

Bu düşüncelerle vicdani reddini açıklayarak 2009’dan beri seferberliğe katılmayan vicdani retçi Murat Kanatlı’nın davasının geri çekilmesini, tüm soruşturmaların sonlandırılmasını ve vicdani ret hakkının tanınmasını talep ediyoruz. Ayrıca çeşitli gerekçelerle zorunlu askerliğe katılmayan ve bu nedenle haklarında birçok askeri işlem yapılan ve bu nedenle ülkeyi terk eden genç arkadaşlarla ilgili tüm askeri işlemlerin sonlandırılmasını, onlara vicdani ret hakkının tanınmasını da talep ediyoruz. Bu talep için yolumuz AİHM koridorlarından da geçecekse, o yolu da yürümeye kararlı olduğumuzu söylüyoruz.

Bugün burada yalnız biz yargılanmıyoruz. Vicdani ret hakkını kullanan ve bu nedenle aylardır gözaltında olan, uğradıkları haksızlıklardan dolayı açlık grevleri yapan Mısır’daki Maikel Nabil Sanad ve Türkiye’deki İnan Süver’e de dayanışmamız ortaya koyuyoruz, onların ve diğer gözaltındaki vicdani retçilerin özgürlüğü için de mücadele ettiğimizi, etmeye devam edeceğimizi net olarak ortaya koyuyoruz. Yunanistan’da da vicdani retçiler haksızlığa uğruyorlar, cezalandırıcı sivil hizmetleri reddediyorlar. Onlar da mahkemelerin kuşatması altındadırlar. Son olarak Evangelos Mihalopoulos mahkemede bir kez daha mahkûm olmuştur. Evangelos Mihalopoulos ve diğer Yunanlı vicdani retçilerin mücadelesini desteklediğimiz ve dayanışma halinde olduğumuzun da altını çizeriz…

Kıbrıs’ta ve dünyada vicdani ret hakkının hemen şimdi uluslararası hukuk tarafından kabul edilen insan hak ve özgürlükleri temelinde adil, eşit, ayrımsız bir şekilde tüm dünya yurttaşlarına uygulanmasını talep ediyoruz.

 

YKP-fem: Kadınların vicdanı savaşı reddediyor

Militarizm şiddeti, sıradüzeni, öldürücü milliyetçiligi var eden ve yücelten, ataerkil, yok edici bir ideolojidir. Militarizm sadece savaş demek değildir. Temelinde ayrımcılık ve baskı olan cinsiyetçilik ve ırkçılık gibi başka ideolojilerden beslenerek hayata yayılır.

Öncelikle, yaş ve cinsiyete dair hiyerarşilerin somutlaştığı ailede deneyimlediğimiz militarizm, kendini sonrasında eğitim hayatımızda temellendirir. Ta ilkokul yıllarında sıralara diziliriz, uygun adım yürür, varlığımızın türk varlığına armağan edilmesi gerektiğini öğreniriz, militarist marşlar söylemeye zorlanırız.

Kadın olarak, militarizm deneyimimiz bununla sınırlı kalmaz. Adet, namus, gelenek, göreneklerle üzerimizdeki baskı devam eder. Kadının vatan gibi korunması gerektiğini söyleyenlerin bizi korumak adına şiddetine maruz kalırız.

Bizler feministler olarak, çocukluktan beri bize çeşitli yollarla dayatılan militarist öğretileri ve bunların toplumu ve bireylerin hayatlarını baskıcı yöntemlerle şekillendirici etkilerini görüyoruz, ve reddediyoruz. Ölmeye ve öldürmeye hazır erkek evlat yetiştiren, ‘vatan sağ olsun’ deyen kadınlar, korunması gereken pasif özneler olmayı kabul etmiyoruz.

Askerliğin zorunlu olmasının da, militarizmin baskıcı doğasının en açık örneklerinden biri olduğunu vurguluyoruz. Zorunlu askerlik, bir erkekliğe geçiş ritüeli olarak sunulur ve normalleştirilir, erkekliği agresiflikle ve şiddetle özdeşleştirir. Böylelikle, zorunlu askerlik zorla savaşacak insan rezervi oluşturmasının yanında, hayatın diğer alanlarını da etkin bir şekilde biçimlendirir.

Vicdanımız, bir insanın eline zorla silah verilip sorgulamadan öl ya da öldür denmesini reddediyor. Egemenlerin çıkarları uğruna ölmeyi, öldürmeyi ve buna hazırlık yapmayı reddeden Murat Kanatlı’ya tam destek bildiriyoruz. Kanatlı’nın hem insan hakkı olan vicdani reddinden dolayı yargılanmasını, hem de reddettiği militarist ideolojinin mahkemesinde yargılanmak zorunda bırakılmasını şiddetle kınıyoruz. Vietnamlı vicdani retçilerin ‘savaş çıkmış giden yok!’ ütopyasının bir gün gerçekleşeceğine inanıyoruz. Savaşın insan kaynaklarını tükettiğimizde bu adaya ve dünyaya barış gelecektir.

 

Kıbrıslı Gençlik Platformu

Kıbrıs’ta Vicdani Ret İnisiyatifi’nin çalışmalarını yakından takip etmekteyiz. Halen sürdürülmekte olan vicdanı ret mücadelesinin haklılığının arkasındayız ve bu sürecin takipçisi olacağımızı belirtmek isteriz. Militer sistemi içeren; zorunlu askerlik hizmetinin, milliyetçi eğitim yapısının ve ataerkil sistemin de karşında durmaktayız.

Adamız çok yakın zamanda savaş görmüştür, biz gençler savaşı yaşamadık ancak savaş psikolojisini hissetmekteyiz. İleri sürdüğümüz savaş psikolojisinin kanıtı olarak, milliyetçi ve militer eğitim sisteminin yanında, zorunlu askerlik hizmeti ve adanın birçok yerinde bulunan askeri kışlalar ve dikenli teller gösterilebilir.

Savaş sadece insan yaşamını etkilememekte aynı zamanda doğaya da zarar vermektedir. Bugün yapılması gereken, savaşın izlerini yok etmek ve kalıcı barışı sağlamak için geçmişle hesaplaşabilmektir. Buna rağmen militer sisteme boyun eğilmekte ve sistemin yeniden üretilmesine destek olunmaktadır. Tüm bunlardan ötürü vicdani ret mücadelesini önemsediğimizi ve desteklediğimizi açıklamak isteriz. Çünkü vicdan apolitik değildir, vicdanımız yaşanan süreçlere kayıtsız kalmamaktadır.

Militer yapının insanlara dayatmış olduğu tek tipleştirme ve otoriteye boyun eğme öğretisinin karışında durmaktayız. Militer sistemin ‘’orada bir düşman’’, ‘’orada bir öteki’’ yaratmasına karşı, halkların kardeşliğini savunmaktayız. Kardeşkanı akıtmayı, zarar vermeyi, insan öldürmeyi, doğayı katletmeyi inatla öğrenmeyeceğiz ve her zaman bunların karşısında duracağız.

Bugün her an savaş çıkacakmış hissiyatını bizi aşılayan seferberlik zorunluluğuna karşı, savaşa taraf olmamak adına vicdanı ret mücadelesi verilmektedir. İdeolojiler ancak somut özneler için vardır ve ideoloji ancak somut özneler aracılığıyla işlendiğinde somut bir varoluş sağlayabilir. Vicdanı ret ve total reddin insan haklarından olduğunu düşünen bizler, bu davanın politik ve ideolojik bir süreç başlatacağına inanmaktayız. Bugün orduya ve silahlanmaya harcanan bütçenin eğitime harcanmasını talep ediyoruz. Eğer iddia edildiği gibi hukuk devletinde yasıyorsak; vicdani ret davalarının sivil mahkemelerde görülmesini istiyoruz. Hukuk karmaşası yaratan askeri mahkemelere karşı olduğumuzu bildiririz.

Kıbrıslı Gençlik Platformu olarak, bireylerin iradeleri dışında zorla askere alınmalarına, ellerine silah verilmesine ve ordu için köleleştirilmelerine karşıyız. İnsan haklarından saydığımız vicdanı ret ve total reddin, yasal mevzuat içerisinde hak olarak düzenlenmesi için mücadele vermeye ve dayanışma göstermeye hazırız. Savaşın yıkıcılığı karşısında vicdani retti, bir düşünce özgürlüğü mücadelesi olarak da savunmaktayız.

Halklar; kendilerine ait olmayan savaşta taraf olmayı ret etmekte, kardeş halklar barışı; anti-militarizm ve vicdani ret mücadelesinde görmektedir.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.