Noam Chomsky: Geleceği İşgal Et!

Yeni Kıbrıs Partisi

Maraş’ta provokasyona hayır!

YKP, BKP, KTÖS, KTOEÖS, Basın-Sen, DEV-İŞ, Mağusa İnisiyatifi, Sol Hareket,  Hayata Dokun Hareketi açıklama yaparak “tüm demokrasi ve barış güçlerini 15 Şubat Cumartesi saat...

YKP, ortak yurdun yeniden birleşmesi için ortak mücadele çağrısı yaptı

Yeni Kıbrıs Partisi, bugün, 12 Şubat, Çarşamba günü sabah saat 10:00’de YKP Genel Merkezi’nde Kıbrıs’taki ve Doğu Akdeniz’deki gelişmelere bağlı TC’nin tavırları, Kırımlaştırılma, Hataylaştırılma,...

2020 Asgari ücreti ne oldu?

YKP Genel Sekreteri Murat Kanatlı, döviz krizi ile alım gücünün eridiği, iğneden ipliğe her şeye zam yapıldığı koşullarda 2020 için asgari ücretin hâlâ belirlenmemiş...

Savaş hazırlıklarına hayır, barış için mücadele zamanı

YKP Genel Sekreteri Murat Kanatlı, Akdeniz’deki son gelişmeleri değerlendirdi, “barış için mücadele zamanı” dedi. Açıklama şöyle: Doğu Akdeniz’de bir süredir gerginlik sürekli olarak artmaktadır. Savaş...

YKP’nin de katıldığı, Avrupa Sol Partisi 6. Kongresi gerçekleşti

YKP’nin de gözlemci üyesi olduğu Avrupa Sol Partisi’nin 13-15 Aralık tarihleri arasında Malaga yakınındaki İspanya şehri Benalmádena’da 6. Kongresi yapıldı. YKP Genel Sekreteri Murat...

(In These Times’da yayınlanan bu makale, Noam Chomsky’nin 22 Ekim günü Boston’u İşgal Et kampında yaptığı konuşmadan uyarlanmıştır. Chomsky, Boston’un Özgür Üniversite mahalinde İşgal hareketinin düzenlediği Howard Zinn Anma Konferansı kapsamında konuştu. Zinn, bir tarihçi, aktivist ve A People’s History of the United Statesin yazarıdır.)

Bir Howard Zinn konferansında sunum yapmak benim için hem acı hem tatlı bir deneyim. Tüm hayatının rüyası olan bir harekete güç vermek ve katılmak için burada olmadığına üzülüyorum.Gerçekte o bu hareketin altyapısının gelişimi için çok şeyler yaptı.

Zaferler çabuk gelmez; eğer bu olağanüstü olaylar içinde kurulan ilişki ve birliktelikler uzun ve zor bir dönem boyunca sürdürülebilirse, İşgal protestosu Amerikan tarihinde önemli bir an’ı işaretleyebilir.

Gerek burada gerek dünya genelinde olsun, ölçek ve nitelik bakımından bu İşgal hareketinin tam bir benzerini daha önce hiç görmedim.

İşgal hareketinin benzersiz olduğu tespiti isabetli görünüyor, çünkü bu sadece şu aralar değil, 1970’lerden beri benzeri görülmemiş bir dönemdir.

1970’ler ABD için bir dönüm noktasına işaret etti. Ülke kurulduğundan beri , hep sevimli yollarla olmasa da sanayileşmeye ve zenginliğe doğru genel bir ilerlemeyle gelişmekte olan bir toplumdu.

En karanlık zamanlarda dahi beklentiler, ilerlemenin devam edeceği yönündeydi. Büyük Bunalım dönemini anımsayacak kadar yaşlıyım. 1930’ların ortasına kadar koşullar nesnel olarak bugünkünden çok daha sert olduğu halde ruh hali oldukça farklıydı.

Militan bir işçi hareketi örgütleniyor –CIO (Endüstriyel Örgütler Kongresi) ile diğerleri- ve işçiler oturma eylemleri yapıyorlardı, fabrikaları ele geçirerek onların yönetimini üstlenmelerine sadece bir adım kalmıştı.

Halkın baskısı karşısında New Deal yasaları kabul edildi. Yaygın duygu şuydu: “Darboğazdan çıkacağız.”

Şu aralar bir umutsuzluk ve bazen de çaresizlik duygusu hakim. Bu, tarihimizde oldukça yeni bir şey. 1930’lar boyunca çalışan insanlar işlerini geri kazanmayı umut edebiliyorlardı. Gerçekte Büyük Bunalım dönemindeki işsizlik düzeylerine sahip olan bugünkü koşullarda eğer sanayide bir işçiyseniz, mevcut politikalar sürdüğü taktirde işinizi sürekli kaybedebileceğinizi biliyorsunuz.

Amerika’nın görünümündeki değişim 1970’lerden başlayarak gelişti. Birkaç yüzyıllık bir sanayileşme ani bir değişimle sanayisizleşmeye çark etti. Elbette sanayi varlığını sürdürdü, ama denizaşırı ülkelerde ve çok kârlı, fakat işgücüne zararlı bir şekilde.

Ekonomi finansallaşmaya kaydı. Finansal kurumlar aşırı gelişti. Finans ve politika arasındaki korkunç döngü hızlandı. Servet giderek finans sektöründe yoğunlaştı. Seçim kampanyalarının yüksek maliyetleri ile karşı karşı olan politikacılar, giderek zengin destekçilerin ceplerine daha fazla el atmaya sürüklendi.

Ve bunun karşılığında da politikacılar, bu varlıklı kesimi Wall Street’e uygun politikalarla ödüllendirdi: Kuralsızlaştırma, vergi değişiklikleri, kurumsal yönetişimi gevşetmek. Tüm bunlar korkunç döngüyü daha da yoğunlaştırdı. 2008’de ABD yönetimi bir kez daha, tutuklanamayacak kadar cüsseli yöneticilere sahip ve batmasına izin verilemeyecek kadar büyük olan Wall Street firmalarının imdadına yetişti.

Bugün, açgözlülük ve namussuzluk yıllarından en çok menfaat sağlayan nüfusun yüzde 1’inin onda birlik bir kesimi için her şey hoş.

Hükümetin mali kurtarma operasyonlarıyla defalarca kurtarılmış olan Citigroup, 2005’te servet sahiplerinin bir büyüme fırsatı olduğunu kabul etti. Banka, yatırımcıları Plutonomi* Endeksi denen ve lüks mallar pazarının taleplerini karşılayan şirketlerdeki stokları tanımlayacı bir şeye para yatırmaya çağıran bir kitapçık yayınladı.

Citigroup durumu şöyle özetliyordu:

“Dünya iki bloka bölünüyor- Plutonomi ve kalanlar. ABD ve Kanada ana plutonomilerdir-yani servet sahibi kesimin güç sağladığı ekonomiler.”

Varlıklı olmayan kesime gelince, onlara bazen güvencesiz proleterler [precariat] deniyor; yani toplumun çevresinde güvencesiz bir hayat yaşamak zorunda kalan insanlar. Ancak bu “çevre”, nüfus oranı bakımından ABD’de ve her yerde toplumun önemli bir kesimi haline geldi.

Demek ki bir plutonomimiz, bir de güvencesiz proleterlerimiz var; yani İşgal hareketinin göz önünde tuttuğu yüzde 1 ve yüzde 99. Bunlar düz anlamlı değil, sadece doğru tabloyu temsil eden rakamlardır.

Halkın geleceğe inancındaki tarihsel tersine dönüş, tersine çevrilemez olabilen eğilimlerin bir yansımasıdır. İşgal protestoları dinamiği değiştirebilecek ilk önemli halk tepkisidir.

Şu ana kadar sadece iç sorunlardan söz ettim. Oysa uluslararası alanda başka her şeyi gölgede bırakan iki tehlikeli gelişme var.

İnsanlık tarihinde ilk defa insan türünün hayatta kalmasına yönelik gerçek tehditler söz konusu. 1945’ten beri nükleer silahlarımız var ve onlardan sağ kurtulmamız bir mucize gibi gözükmekte. Fakat Obama yönetimi ve müttefiklerinin izlediği politikalar gerginliği daha da teşvik ediyor.

Elbette bir diğer tehdit de çevre felaketidir. Gerçekte dünyadaki her ülke bu konuda en azından bir şeyler yapmak için çeşitli adımlar atıyor. ABD ise tam aksine geri adım atıyor. Şirketlerin açıkça kabullendiği bir probaganda sistemi, iklim değişikliğinin liberal bir muziplik olduğunu ilan ediyor: Bu bilim insanlarına niye kulak asmalı ki?

Eğer dünyanın en zengin ve en güçlü ülkesindeki bu uzlaşmazlık sürerse, felaket yön değiştirmeyecek.

Derhal disiplinli ve sürdürülebilir tarzda birşeyler yapılması gerekiyor. Elbette bu kolay olmayacak. Güçlükler ve başarısızlıklar olacak, bu kaçınılmaz bir şey. Fakat burada, ülkenin her yerinde ve dünya genelinde meydana gelen süreç gelişmeye devam etmedikçe, toplum ve politikada büyük bir güce dönüşmedikçe, daha iyi bir gelecek ummak boşunadır.

Büyük, etkin ve halka dayalı bir temel olmaksızın anlamlı insiyatiflere ulaşamazsınız. Ülkenin her yerine gitmek, insanlara İşgal hareketinin ne olduğunu, kendilerinin neler yapabileceğini ve hiçbir şey yapmamanın ne gibi sonuçlar doğurabileceğini anlamalarına yardımcı olmak gerekiyor.

Böyle bir temel örgütlemek eğitimi ve eylemciliği kapsar. Fakat eğitim insanlara neye inanmaları gerektiğini anlatmak demek değildir; eğitim onlardan ve onlarla birlikte öğrenmek demektir.

Karl Marks, “Aslolan dünyayı yorumlamak değil onu değiştirmektir” demişti. Unutmamanız gereken bir değişken de, dünyayı değiştirmek istiyorsanız onu anlamaya çalışmanın iyi olacağıdır. Bu ise, yapılan bir konuşmayı dinlemek ya da bir kitap okumak demek değildir, bazen bunlar da yardımcı olsa bile. Katılımdan öğrenirsiniz. Başkalarından öğrenirsiniz. Örgütlemeye çalıştığınız insanlardan öğrenirsiniz. Hepimiz fikirleri formülleştirme ve uygulama deneyimi ve anlayışını kazanmak zorundayız.

İşgal hareketinin en heyecan verici boyutu, her yerde olagelen bağlantılar inşa etmesidir. Eğer bu bağlantılar sürdürülür ve genişletilebilirse, daha insancıl gelişen bir toplum kurmaya adanmış çabalara öncülük edebilirler.

 

Plutonomi: Ekonomik büyümeye en zengin üst sınıf tarafından güç sağlanması ve büyümenin yine bu sınıf tarafından tüketilmesini ifade eder. Plutonomi, toplumun ekonomik büyümesinin zengin küçük bir azınlığın servetine bağımlı hale gelmesidir.

Çev. sol küre

 

- Advertisement -

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -

Yaklaşımlar

Dünyanın ve ülkemizin geldiği hal ve ne yapmak lazım – Ulus Irkad

Üç haftadır eve kapandık. Şimdiye kadar pek karşılaşmadığımız bir salgın var ve öncelikle kendi sağlığımızı korumaya çalışıyoruz. Elbette kendi sağlığımızı korurken aslında birlikte yaşadığımız...

Korona virüsün felaketinin ekonomik ve politik etkileri – Halil Paşa

ÇÖZÜM VE BARIŞ KARŞITLARI KAZANDI Koronavirüs felaketinin dünyada ve adamızda hızla yayılarak derinleştiği bu günlerde daha kötü sonuçlara hazırlıklı olmamız gerektiği ortaya çıkıyor. Böyle bir...

Korona virüs kafalarımızı karıştırdı – Alpay Durduran

İnsanlık yeniden derin sorunları tartışmaya açtı. Bazıları konunun temeline girdi. Sol politikalar hızlı zenginleşme yarışında kapitalist politikalara yenilmiş dedi idi ya şimdi o yarışı...

Coronadan önce Coronadan sonra ve kktc – Rasıh Keskiner

Coronadan önce bazıları için ne güzeldi dünya.. Ne güzeldi yaşamak. Neoliberalizmin kendilerine sağladığı imkanlarla bir eli yağda bir eli balda doymadan yaşamak. Emekçilerin emeklerini...

Öğrencilere olanların düşündürdükleri – Alpay Durduran

Küçük ülkemizde önce denize nazır diploma hazır üniversiteleri kuruldu şikâyetleri duyuldu ama daha öncesinde benim meclisteki konuşmalarda DAÜ’nün kurulması için yüksek teknoloji okulunun adının...