ORTADOĞU KAYGAN BATAKLIĞINDA TÜRKİYE – Özkan Yıkıcı

0
125

Çarşamba sabahında bulunuyorum. Kahvemi yudumlayıp sora yazımı yazacaktım: istedim ki konulara dalmadan şöylesine bir genel basınlara göz atayım. Bir de ne gördüm: Özelikle İngiliz basını başta olmak üzere durmadan Türkiye övgüleri akıp gidiyor. Bölgenin gücü, Gülün ziyareti ve bölgesel etkisiyle Suriye duruşları ardı ardına sıralanıyor. Doğrusu; Türkiye ballandıra ballandıra öylesine anlatılıyordu ki Orta doğunun model, bölgesel rolü hep sıralanıp önemi kanıtlanma amacında olunuyor. Bir anda düşündüm; Çok değil 1 yıl öncesine şöylesine beynimle gittim: ilgili  dönemde şu tehlike dikkati çekiliyordu: Türkiye yüzünü doğuya çeviriyor: Batıdan uzaklaşmasına izin verilmemelidir. Ayni teranede dahi Yeni Osmanlılık veya ılımlı İslam ise siyasal olarak övme deyil adeta resmen teşvik ediliyordu. Şimdi ise bir anda Türkiye’nin kullandığı dilden bölgesel güç olmasına dek övgüler yağdırılıyor. Oysa bu övgüleri en azından yazan Sayın Gazetecilerin Salı günü Türkiyede olanlara bakarak biraz kalemlerinden akan yağın kan olduğunu bilmeleri gerekiyordu. Kendi meslektaşları 9  ay tutukluluk döneminden sora Mahkemeye çıkarılıyor ve hala suçlarını bilmeden yeniden ceza evine gidiyorlardı. Mesleki dayanışmayı dahi unutarak Orta doğu modelli Türkiyeyi yazıp duruyorlardı. İşte size Emperyalist sistemde siyasal sermaye medya kaynaşmasının örneği:

Koşullar böyle ve yayınlar yağla donatılınca artık diğer taşlarda yerine gelir: Erdoğan niye böylesi şaşaada yerini Almasın? Geçen yıl sonuna dek anlaşmalarla Şengen alternatif Orta doğu piyasası temelini atığı, “kardeşlerim” dediği liderlere şimdi verip veriştiriyor. Mübarek kardeşini, Kaddafi dostunu ve Esat ortağını bir anda küfürlerle tehdit ediyor ve yerden yere vuruyor. Hele şu mübarek Amerika ona Suriye kartında “devam” deyince ve fetihci istençlerle Yeni Osmanlılığı tetikleyince daha bir şahlandı. Sanki kendi ülkesinde daha iyisini yapıyormuşcasına esti gürledi. O arada KCK davasıyla şimdi de avukatlar nasibini alıyor. Sağlık çalışanları yeni uygulamalarda sokakta olurken, Şener ve Şık aylar sora mahkemede suçlarını daha bilmeden ceza evinden gitmeye başladılar. Bu arada bizdeki sağlıkcılara ve ahaliye Türkiyeden can acıtacak miğde bulandıracak mesajlar da ordaki meslektaşlardan geliyor: Onlara dostca ama gerçekle yüzleşme adına izleyip dikkatleri yoğunlaştırsınlar. Bıraksınlar kamuyu çökertme adına komisyonla klinik açmalarla ve özel çalışmalar diye konuları, bu yanlışlarla şimdi sağlıkta nasıl adım atıldığını özelikle Türkiyedeki hastanelerden yükselen seslere şöyle kulak kabartsınlar. Döner sermaye, performans, ve piyasalaşmanın son acı gerçekleriyle yüzleşip komisyon veya özel çıkışlarla oyalanmasınlar. Hatta daha acısı sağlıkta kamuyu çökerten ve sonunda kendilerini de vurup kamu oyunu aleyhlerine çevirecek gerçekleri şimdiden çok geç olmadan anlasınlar. Ufak kazançla gelecek küfürlerden kaçınsınlar. Onun için sadece Salı günü İstanbuldaki sağlık meslektaşlarının neden sokağa çıktıklarını araştırsınlar. Aynisi onlara da gelecek tehlike olarak kaçınılmazdır. Bu ek uyarıyı da arada ekleyelim.

Dünya belli ki Orta doğuya iyice yoğunlaştı. Ama istediklerini ortaya seriyor, istemediklerini de hasır altı ediyor. Ayni konuda kimine baskı kararları alırken, bazısına da bastırmak için silah veriyor yardım ediyor. Özelikle Sünni eksenli ılımlı İslam siyasal projesi iyice ortaya çıkıyor. Burda AKP durumu daha iyi anlaşılacak pratik oluyor. Dikkat edin; Şimdiye kadar Otoriter laik diktatörlükler devrildi veya devrilmeye çalışıldı. Yine özelikle Şii eksenli kesimler tavsiye ediliyor ve Şer eksen olarak ilan ediliyor. Monarşik  devletlere pek dokunulmaz. Orta doğu tarihsel gerçeğinde hep sömürgecilikte emirler krallar ve Sünni mezhep kullanıldı. Suriye bu nedenle önemli merkez halindedir. Hem otoriter laik devlet, hem de Alevi mezhepli yapısı vardır. Zaten genelde Orta doğuda sistemden dışlanan çevreler hep bunlar oldu. Bilmem gözünüzden katçı mı? Orta doğu şunu bunu denip yeni dönem lafazanlıkları yapılırken, bölgenin temel sorunu Filistinle ilgili bir önemli adım duydunuz mu? İsrail gibi merkezli eksenle bağlı tutumlarda değişime tanık oldunuz mu? Elbet olmadı: Ama şunlar oldu: Türkiyeye olmadık askeri tesisler geldi ve önemli teknolojik silahlar verildi. Erdoğan iyice öne çıkarılıp AKP ve genelde ılımlı İslam adeta gelecek hedefi olarak konuldu. Ayni şekilde hedefin merkezinde İran kondu. Tüm donanımlar çevirmeler ona yönlendirildi. Hatta bilinen bazı yatırımlar İranda Askeri son çıkışlarla da ortaya serildi. Bir yandan genel siyasal oyunlar öte tarafta Sorosun finansmanlı “Sivil örgütler” ki bunlar en önemli özelikleri demokratik olmayıp batılı finansman konuşkanlı olarak istenilen bilgileri yağma oluyor. Böyle bir orta doğu oluyor.

Son olarak deyinmeden olmaz: Orta doğu dizaynında Tunusu bir yana itersek, Mısır temel davranış çıkışı oldu. Yıpranan Mübarek giderken yerine yeni ayar yapılıyordu. Ama sokak devlet çelişkisi sonucu yeniden Mısırda tepki Tahrir meydanına doldu. Şimdi önemli bir fark vardır. Bunu şöyle anlamak mümkün; Erdoğan Obama ile görüşüp sora El cezire mikrofonunu alıp Tahrire direk yayın yapmadı. Yazıyı yazarken Mısır biraz bulanık oluyor. Bakalım sosyal tepki ile resmi ayar arası buluşulacak mı yoksa yeni dalgamı gelişecek?

Yazıyı bitirmeden bir Tunuslu devrimcinin Türkiye ile ilgili şu basit kıyasını belirteyim: Belirteyim çünkü tek ağızla tüm bölgeye sanki aynılaşmış gibi Türkiye modeli hep dayatılarak gelecek kurgulandı. “Tunus ile Türkiye ayni değildir: Tunus anayasasında İslamlık ilkesi varken, otoriter laiklik kullanılıyordu. Türkiyede tam aksi anayasasının temel ilkesi Laiklik olmasına karşın İslam liderliğince yönetiliyor. Bu dahi farklı olmayı anlatıyor. Buna bir de Tunusta halk hareketinin başladığı ama devrimin çalınması için islamın kullanıldığı da ortada. Bundan dolayı model çakışmıyor”. Son ek; Tunusa da İslam modeli dayatılıyor ve ılımlı İslam adıyla Raşit bey ülkeye geri döndü: Artık herkesin bildiği şu anlaşmayı da Amerika ile yaptı: Onların çıkarına dokunmayacak ve yabancı sermaye akışına engel olmayacaktır. İşte Çarşamba yazarken Cuma okunacak makalem de noktalanıyor. Bilmem Kuzey Kıbrıs okuyucusu bundan sıkılmadan bir takım anlatılara ulaştı mı?

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.